Tem 292016
 

15 Temmuz darbe girişimi Türkiye’nin tarihine kara bir leke olarak  çökecektir. Türkiye genel olarak senelerce bunun yıkıntısını toparlamaya çalışacak ama yinede izleri kalacaktır.

Bundan sonraki süreç için neler yapılabilir, maddeler halinde kendimce sıralıyorum. Bu süreçte yapılmaması gereken yanlışlar, illaki yapılması gerekenler nelerdir bunlara değineceğim.

  • Hayatta doğru veya yanlış yokturdur. Sadece doğrular ve sadece yanlışlar olarak olayları ele almak sorunlara yol açabilir. Doğru yoktur, daha doğru vardır. yanlış yoktur, daha da yanlış vardır. Doğru içinde yanlış, yanlış içinde doğru vardır. Yanlış bir yol ile doğru sonuca ulaşmamızda mümkün değildir. Ama bir çok doğru yol ile doğru yola ulaşmamızda mümkündür. Aradaki fark doğru yollardan ilerlerken o yolda tahribata yol açmamaktır. Doğrunun en doğrusunu araştırıp düşünüp bulmak gerekir. Neden-sonuç ilişkileri kapsamında her olayı ele alıp tek başına doğru larla hareket etmememiz gerekir. Örneğin bana göre Türkiye’nin uzun süreli enerji ihtiyacı için nükleer santral kurmak doğrudur. Doğru içinde bir yanlış var ki oda bunu İğneada’ya kurmaktır. Doğrudan daha doğru olan alternatif temiz enerji kaynaklarına yönelmek. (rüzgar enerjisi, güneş enerjisi) Her konuda bu neden-sonuç ilişkilerini ve daha doğru olanı araştırıp bunlar üzerine eğilirsek bir çok sorunu daha başlamadan engellemiş oluruz.
  • Halkımız artık dahada bilinçlenmeli, yitirdiğimiz kültürlerimizi, değerlerimizi tekrardan geri kazanmalıyız. Burada hem kişilere hemde, kişileri eğitmek görevi olan devlete iş düşmektedir. Özellikle medya bu konuda çok etkin olduğu için yayınlanacak tüm yayınlar halkın genel bilgi, kültür, ahlakını düzeltecek yönde olmalıdır. Tek bir tanesi bile kısmen düzelse çorap söküğü gibi her şey peşpeşe düzelecektir. Siz bir çocuğa yeşili sevdirirseniz, sahillerdeki çöp dağlarını engellersiniz. Siz bir çocuğa hayvanı sevdirirseniz, insanı sevecektir. Siz bir çocuğa büyüğe saygıyı öğretirseniz, dinlemeyi öğretirsiniz. Siz bir çocuğa okumayı öğretirseniz, her şeyi öğretmiş olursunuz. Siz bir çocuğa Allah sevgisini öğretirseniz, her şeyi sevmeyi öğretirsiniz.
  • Hakımız düşünmeyi öğrenmelidir, bağımsız sadece kendi özgün fikirlerini sunmalıdır. Ne kadar özgün olursa, karşıt fikirlerede o kadar saygılı olur. Farklı fikirleri duymaktan çekinmemeliyiz, doğrusunu bulmak için araştırmalı, öğrenmeliyiz ve yeri geldiğinde klişe şeylerden uzaklaşarak kendi özgün fikirlerimiz ile karşı çıkmalıyız. Her varlık gelişebilmek için zorluklarla karşılaşmalıdır, insanda her zorlu düşünce karşısında beynini zorlayarak geliştirir.
  • Türkiye’de bulunan akademisyen, düşünürler, yazarlar, bilim adamları, sanatçılar bir şekilde devlet kadrolarında yer almalıdır. Önemli insanların IQ seviyeleri genel toplum bireylerinin çok üzerindedir. Bizler bir konu hakkında 10 farklı düşünceye sahip isek, onlar belki 100 belki 1000 farklı düşünceye sahiptirler. Bunlar her zaman devlette etkin rol oynamalıdır, bizim öngöremediğimiz durumları önceden öngörerek düzeltici önlemler alınmalıdır.
  • Zeki insanların hükümette yer almaları sağlanmalıdır. Özellikle sayısal bilimler okumuş insanların hükümet kadrolarında, bakanlıklarda ve önemli konumlarda yer almaları sağlanmalıdır. Alakasız bir eğitim görmüş insanın, alakasız bir bölümde müdür olarak durması bu halka yapılmış haksızlıktır. Liyakat sistemi oturtulmalı ve işin ehlini o işlere atamalıyız.
  • Particilik, ırkçılık, dincilik, milliyetçilik vs. bu toplumun kanayan yaralarıdır. Bunları her kaşıdığımızda kanar ve o yara hiç düzelmez. Toplum olarak bizden olmayanları, ötekileştirmeden vazgeçmemiz ve olduğu gibi kabul etmeliyiz. Takım tutar gibi parti tutulmaz. Sorgulamayan, her denileni koşulsuz yapan sadece hayvanlardır. Kuran-ı Kerim’de sık sık “okuyup anlayasınız, düşünesiniz diye” geçen cümleler vardır. Allah bile anlamımızı düşünmemizi istiyorken biz körü körüne bir partiyi vs. tutamayız. Her müslüman insan  düşünebilmelidir. Yanlışsa yanlış, doğruysa doğru diyebilmelidir. (maalesef şu an bu çok uzaklarda, toplumun büyük kesimi sadece inanır)
  • Hükümet ve muhalif partiler darbe sonrası süreçte ortak hareket etmelidir. Ortak görüşlerin hakim olduğu bir çözüme gidilmelidir.
  • Eski hatalardan ders alınmalı ve tekrar aynı hataların yapılmaması sağlanmalıdır. Buda sadece aykırı fikirleri ele alarak olabilir. Nitekim Ergenokon ve Balyoz davalarına baktığımızda toplumun azınlık bir kesiminde bu davların bir kumpas olduğu alenen yazılmış söylenmiştir. Yüzlerce deneyimli, yetişmiş, vatanı milleti için ölümü göze almış değerli insanlar bu süreçte yok sayılmış, itibarsızlaştırılmış, hakaretler edilmiş, vatan haini ilan edilmişlerdir. O zaman aykırı fikirlerde dikkate alınsaydı, şimdiki durumu yaşamıyor olabilirdik.  Onların hayatlarını geri veremeyiz, sadece bir daha aynı olayların olmasını engelleyebiliriz. Engellemek içinde her fikre ihtiyacımız vardır.
  • Devlet kadroları artık kadrolaşmalardan vazgeçmeli, iş gerçekten kimin hakkıysa ona verilmelidir. Arkadaşlık, kardeşlik, akrabalık, dostluk ilişkileri ile devlet kadrolarına adam yerleştirme kalkmalıdır.
  • KPSS anlaşıldıki tek başına yeterli değil, Bundaki açıkları kullanarak 10 binlerce kişi haksız yere devlet kadrolarına yerleşti. Her kurum bağımsız olarak eleman alabilmeli ve bu alımları da bağımsız bir denetim mekanizması yapmalıdır. Devlet kadrolarına yetişmiş, tecrübeli, memur zihniyetinden gelmemiş insanlar alınmalıdır. Örneğin bir mühendislik kadrosuna ömründe hiç tecrübesi olmayan yeni mezun bir insanı almak mantık dışıdır. Sonuç olarak bu sistemin tamamen değişmesi gerekmektedir.
  • Milletvekillerin seçiminde bazı ön kriterlerin olması gerekir. Çöpçü bile alınırken bir sürü kriter alınırken, devleti temsil edecek kişilere hiç bir kriter koymamak tamamen akıl dışıdır.
  • Seçim sistemi biraz değiştirilebilir. 2 kademeli bir seçim sistemine geçilebilir. Bu şekilde daha net daha demokrasiye yönelik seçimler sağlanabilir.
  • Referandumlar % 50 kriterine bağlanmamalı, önemli olanın çoğulculuk olduğu yeni bir referandum sistemine geçilebilir, Örnek % 75 evet veya hayır seçeneği gibi.
  • Zamanında kumpas sonucu mevcut mevkilerinden atılmış olan, istifa etmiş olan kişilerin itibarları geri verilmeli, devlet olarak özür dilenmelidir. Gerekirse bu kişiler tekrar kadrolara geri alınmalıdır.
  • Darbe girişimi sonrası yapılan görevden uzaklaştırmalar, tutuklamalar vs. çok dikkatle yapılmalıdır. Darbeye fiilen iştirak etmemiş olan kişiler net olarak ayırt edilebilmelidir. Terör örgütüne daha önce sempati besleyen kişilerde net olarak ayırt edilmeli, bunlar hakkında herhangi bir işlem yapılmamalıdır. Yukarıda bahsettiğim gibi yanlış yanlışa götürür. Yanlış hareketler daha fazla yanlışı doğurur sadece.
  • TSK hızla toparlanmalı ve itibarları geri verilmelidir. Demokrasi nöbetleri artık son bulmalıdır. Bu nöbetler sadece TSK yı itibarsızlaştırmaya yaramaktadır. Bunlar bir süre sonra farklı sorunlara yol açabilir.
  • TSK daki liyakat sistemi gelmeli, siyasetin TSK içindeki atama vs. işlerine karışmaması sağlanmalıdır. Anladık ki siyaset girince dahada kötü sonuçlar doğmaktadır.
  • Kimse özel hayatı, özel düşünceleri için yargılanmamalı. Önemli olan vatan, millet, devlet sevgisidir, bu kriterlere göre hareket edilmelidir.
  • Terör örgütünün beyinlerini yıkadığı bir grup olabilir. Darbeye Fiilen bulaşmamış pişman olan kişiler tekrar değerlendirilmelidir. Nitekim cumburbaşkanımız bile kandırıldık diyebiliyor. Halkımız kandırılabilir, mazur görülebilir ama cumburbaşkanı kandırılamaz, kandırılırsada mazur görülemez.
  • Kapatılan özel kurum ve kuruluşlar tekrar değerlendirilmelidir. Uzun soluklu olacak sorunlarda bu kapsamda değerlendirilmelidir. Bir anda yüz binlerce kişinin işsiz kalması çözüm değildir, aksine çok ters sonuçlar doğuracaktır.
  • Güç neredeyse onun lehine konuşan, yayın yapan medya kuruluşları bağımsızlaştırılmalıdır. Her yapılanın doğru olduğunu söyleyen bir medya Türkiye’ye sadece ve sadece zarar verir. Geldiğimiz noktada da bunu görmekteyiz.
  • İstihbarat birimleri tekrar elden geçmeli, nerelerde istihbarat zaafiyetleri oluşuyor bunlar çıkarılmalı ve çözülmelidir.
  • Bu kadar büyük bir girişimin istihbaratını alamamış olan kurumlar incelenmeli. Gerekli kişiler görevlerinden alınmalıdır.
  • Soruşturma hala kısıtlı yapılmaktadır. Bazı devlet kurumlarına henüz soruşturma hiç yapılmamıştır. Örnek polis departmanı, millet meclisi, Milli istihbarat vs. buralarda kısa zamanda soruşturulmaya başlanmalıdır. Özellikle hükümet kanadı olmakla beraber tüm meclis soruşturulmalıdır. Bu darbe girişimi tek başına TSK nın kalkıştığı bir iş olmaktan uzakta. Sivil kısımdan da bu işi organize edenler olabilir.
  • Darbe sonrası kimi gruplar hükümetin tiyatrosu dedi bu girişim için. Bunlarda sogulanmalı ve dikkate alınmalıdır. Hükümet içindeki bir grupta ön ayak olmuş olaibilir. Yani hükümet %1 ihtimalleri bile değerlendirmelidir. Nasıl ki daha önce değerlendirmedi ve sonuç bu oldu. Bundan sonra her ihtimal araştırılmalıdır.
  • Geriye dönük yapılan sınavlar, atamalar vs. hepsi incelenmeli pürüzlü olanlar düzeltilmelidir.

Read the latest car news and check out newest photos, articles, and more from the Car and Driver Blog.

Tem 212016
 

Şu an bu yazıları yazıyor olmak bile güzeldir. Eğer Cuma günü denenmiş olan darbe gerçekleşmiş olsaydı, hayatımızdan bir çok şeyi alıp götürecekti. Muhtemel neler olacaktı;

  • Bu yazıyı yazamıyor olacaktım, muhtemelen tüm türkiye interneti kapatılacaktı. Hiç bir şekilde internet üzerinden bilgi, alışveriş, sosyal hayat, haber vs. olmayacaktı.
  • Sevdiklerimize ulaşamıyor olacaktık.
  • Gelişmeleri takip edemiyor olacaktık. Tüm tv ve kanallar ya kapatılacak yada tek bir yayın yapacaktı.
  • İşime hala gidemiyor olacaktım, dışarı çıkma yasağı olacaktı.
  • Ekmek, su vs. gibi zaruri ihtiyaçlarımızı karşılayamıyor olacaktık.
  • Her an birilerinin bizi alıp götürmesi tedirginliğini yaşıyor olacaktık.
  • Belki 10000, belki 100000, belkide 1 milyon kişi askeri mahkemelerde yargılanıyor olacaktı. Belki de 1000’lercesi idam edilecekti.
  • İşimizi kaybetme korkusu olacaktı.
  • İşverenler veya birikimi olanlar paralarını çekip fabrikalarını işyerlerini kapatacaklardı. Durumu iyi olanlar bir şekilde yurtdışına gitme arayışlarında bulunacaktı.
  • Uzun vadede Türkiye’de bütün yatırımlar vs. duracaktı. Turist olmayacaktı, yabancı yatırımcı olmayacaktı. Ekonomi tam anlamıyla dibe vurmuş olacaktı. DOlar ve Euro belki 5 tl belki 10 tl olacaktı.
  • Devlet resmiyette çökmüş olacak, devletin işleyen tüm kademeleri işlemez hale gelecekti.
  • Hükümet kurulsa bile boyunduruk altında olacak ve 80 lerdeki durumlar yaşanacaktı.

Darbe Allah’a şükür ki olmadı, mevcut düzen devam edecek ama 2 sene Türkiye yine karanlıklarda kalacaktır. Bunun enkazını kaldırmak kolay olmayacaktır. Yukarıda kilerin bir kısmını darbe olmamasına rağmen yaşayacağız.

Allah kalbi temiz insanlara yol açar inşallah.

Read the latest car news and check out newest photos, articles, and more from the Car and Driver Blog.

Mar 122016
 
Eakins,_Thomas_(1844_-_1916)_PortraitPhoto_Young

Thomas Eakins

Thomas Eakins 19. yüzyıl ABD’li gerçekçiliğinin resimdeki en önemli temsilcilerindendir. Eserlerine çoğunlukla yakın arkadaşlarını ve spor yapan insanları konu etmiştir. En önemli eseri 1875 yılında tamamladığı ve bir ameliyatı konu edinen The Gross Clinic olarak görülmektedir.

Hayatı

Eakins 25 Temmuz 1844 yılında Philadelphia’da ikinci kuşak İrlandalı bir aileden dünyaya gelmiştir. Babası Benjamin Eakins kaligraf olarak çalışmış ve oğlunun resme olan ilgisini desteklemiştir. Thomas Eakins Zane Street ilk okuluna gitmiş daha sonra da o dönemin prestijli liselerinden olan Central Philadelphia’dan 1861 yılında mezun olmuştur.  Güzel sanatlar eğitimini Pennsylvania Güzel Sanatlar Akademisi’nden almış aynı dönemde ayrıca Jefferson Medical College’de anatomi dersleri almıştır.  1861-1865 yılları arasında meydana gelen Amerikan iç savaşına 25$ ödeyerek katılmamıştır.

1866-1870 yılları arasında Avrupa turuna çıkmış Fransa ve İspanya’da Jean-Léon Gérôme, Augustin-Alexandre Dumont ve Léon Bonnat gibi sanatçılarla çalışma imkanı bulmuştur.  İspanya’da bulunduğu dönemde A Street Scene in Seville ve Carmelita Requeña adlı resimleri yapmıştır. 1870 yılında Pennsylvania’ya dönmüş ve 1876 yılında Pennsylvania Güzel Sanatlar Akademisi’nde (Pennsylvania Academy of the Fine Arts) eğitim vermeye başlamıştır. Pennsylvania’ya döndüğü bu dönemde 1871 yılında Max Schmitt in a Single Scull adlı çalışmasını ve 1875 yılında da kendisinin en tanınmış eseri olan The Gross Clinic adlı çalışmasını tamamlamıştır.

1874 yılında Kathrin Crowell ile nişanlanmış fakat Crowell 1879 yılında 30 yaşında menenjit hastalığından ölmüştür. 1884 yılında Susan Macdowell ile Philedelphia’da evlenmiştir. Aynı dönemde akademide verdiği dersler tartışmalara yol açmış özellikle derslerinde çıplak modeller kullanması ve kadavra parçalayıp inceletmesi okul yönetimi tarafından hoş karşılanmamıştır.  1886 yılında okul yönetiminin baskısı sonucu güzel sanatlar akademisindeki görevinden istifa etmek zorunda kalmıştır. Bu süreç sonrasında 2 yıllığına North Dakota’ya taşınmıştır. 1884-1885 yıları arasında The Swimming Holeadlı eserini tamamlamış, sıkıntılı geçen bir süreç sonrasında tekrardan birçok önemli portre yapmıştır. 1889 yılında The Agnew Clinic, 1890-1892 yılları arasında The Concert Singer ve Miss Amelia C. Van Buren adlı eserlerini tamamlamıştır. 1900’lü yıllarda eserleri daha geniş bir tanınırlık içerisine girmiştir. Bu dönemde daha çok portreler üzerine çalışmış ve 1903 yılında Archbishop William Henry Elder  ve 1906 yılında Monsignor James P. Turner adlı tanınmış portreleri yapmıştır. 1902 yılında ulusal design akademisine kabul edilmiştir.

Yaşadığı dönemde yeterli önem verilmediği söylenilse de ölümünden itibaren özellikle cinsellikle ilgili çalışmaları Amerikan sanatında etkili olmuştur. Gerçekçiliği ve portreçalışmaları Thomas Pollock Anshutz ve Henry Tanner gibi sanatçıları etkilemiştir. Çalışmaları eleştirmenler tarafından geleneksel olduğu ve çoğunlukla ailesini ve arkadaşlarını konu ettiği için eleştirilmiştir. Aynı zamanda eserlere konu olan kişiler tarafından da eserlerinin melankolikliği hoşnutsuzlukla karşılanabilmiştir.

Thomas Eakins 25 Haziran 1916 yılında Philedelphia, Pennsylvania’da kalp yetmezliğinden dolayı ölmüştür. Resimlerini yaparken kullandığı boyalardan kaynaklı zehirlendiği de iddia edilmektedir. Vasiyeti üzerine ölüsü yakılmıştır.

Spor Yapan İnsanlar

Sporla ilgili çalışmalar yapan lk önemli ressamlardan biridir. Sporla ilgili çalışmalarına gençlik yıllarında başlamış bu alandaki resimlerinin büyük bir bölümünü 1871-1899 yılları arasında yapmıştır.

Portreler

Eakins döneminin ünlü Amerikan ressamlarından farklı olarak sıradan insanlardan oluşan portrelere ağırlık vermiştir.

Fotoğraf Çalışmaları

Ressam ve eğitmen olmasının yanında fotoğraf sanatıyla da uğraşmış olması bakımından döneminin diğer önemli ressamlarından ayrışmıştır. Fotoğraf sanatının tekniği üzerine çalışmış, öğrencilerinden de aynısını yapmalarını istemiştir.

Mar 122016
 
Return_of_arthur_william_dyce

William Dyce, Return_of_arthur

William Dyce, iskoç kökenli sanatçı 1806’da Aberdeen’de doğdu. Aberdeen’deki Marischal College’de ilk öğrenimini aldı. Londra’daki Royal Academy Schools’da sanat eğitimine devam etti, doktor olan babası sanat eğitimine karşı çıkmıştır.  İtalya’ya seyahatler yaptı ve erken rönesanas sanatçılarını inceledi. 1825-1827 arasında Roma’da kaldı.

İngiliz parlementosu için yaptığı dekoratif resimleriyle tanındı. (Ethelbert’in vaftiz edilişi ve Kral Arthur’un Hayatından Sahneler). 1832’de Edinburgh Royal Society’sine alındı. Avrupada resim eğitimi üstüne yazdığı bir rapor (1840) İngilterede önemli yeniliklere yol açtı.

Mar 102016
 
bitkisel zeytinyağlı soğuk proses doğal sabun yapımı

bitkisel zeytinyağlı soğuk proses doğal sabun yapımı

Yazdığım bu makalenin başlığına hızlıca karar verdim ve hiç bir done toparlamadan taslak olarak yazmaya başladım. Sabun hakkında hemen hemen her şeyi bulabileceğimiz şekilde düzenleyip derleyeceğim bir makale olacaktır. Yüzde yüz bitkisel zeytinyağlı soğuk proses doğal sabun yapımı anlatacağım. Son kullanıcının nelere dikkat etmesi gerekir, doğru bilinen yanlışlar nelerdir. Bitkisel zeytinyağlı soğuk proses doğal sabun yapımını daha çok ele alacağız.

Sabun bilinen en eski temizlik maddelerinden bir tanesidir. Günümüzde de bir çok şekilde üretimi ve farklı amaçlar için tüketimi vardır.

Kabaca sabunun tanımını yapmak gerekirse sabun;

Yağ asitlerinin, suda çözünen sodyum veya potasyum tuzlarıdır, diğer bir ifadeyle yağ asitlerinin alkali tuzlarıdır. Sodyum tuzları ile yapılanlar genelde katı sabunlardır, potasyum tuzları ile yapılanlar genelde sıvı sabunlardır (arap sabunu).

Katı sabunlar için; NaOH (Sodyum hidroksit) veya piyasa ismi ile kostik kullanılır.

Sıvı sabunlar için: KOH (Potasyum hidroksit) (potas kostikte denir) kullanılır.

Sabun yapımında kullanılan yağlar nelerdir ?

  1. Bitkisel yağlar; Zeytinyağı, hindistan cevizi yağı, palm yağı, defne yağı vb… (benim tercihim bitkisel yağlardan yanadır. Hayvansal kökenli yağların kaynağını bilmek çok zordur.)
  2. Hayvansal yağlar; çeşitli hayvansal kökenli yağlar, kuyruk yağları, vücut içi yağlar vb.. (sabun kalitesi yüksek olur ama şahsen tercih etmiyorum)

Doğal Sabun Nedir ? 

Doğal sabun dediğimizde, bitkisel veya hayvansal yağların sodyum hidroksit (NaOH) veya potasyum hidroksit (KOH) ile tepkimeye sokulma işlemini anlayabiliriz. Doğal sabunların pH’ları 9-10 aralığındadır. Nötr doğal sabun teoride yapılabilir ama henüz belirli bir yönteme rastlamadım.

Piyasada bu yöntemle yapılan bir çok sabun bulunmaktadır. Bu sabunların ortak noktası; şekilleri 4×4 lük değildir, kokuları her zaman albenili değildir, renkleri değişkenlik gösterebilir.

Piyasada doğal denilerek satılan ve doğal olmayan bir çok sabun çeşidi de satılmaktadır. Bunların ortak noktaları; pürüzsüz şekilleri vardır, renk ve kokuları çok güzeldir.

Bu sabunları kesinlikle tercih etmeyin derim, bir çoğu sabun bazı denilen bazlarla veya sabun granüllerinden yapılmaktadır. Sabunun bazı, eğer Türkiye içinden tedarik ediliyorsa sorun yoktur. Türkiye dışından ise içeriğini bilemezsiniz. Muhtemelen hayvansal kökenli yağlardan elde edilmiştir.

El yapımı olan bu tür sabunlarda vardır, bunlar eriyebilen sabun bazlarından yapılmaktadır. Eriyebilen sabun bazlarının genel olarak menşei ÇİN’dir.

Sonuç olarak görseli, kokusu, rengi ne kadar güzelse o kadar doğallıktan uzaktır. Örnek kapalıçarşıda gördüğümüz rengarenk sabunlar buna bir örnektir.

Doğal Sabunlarda Doğru Bilinen Yanlışlar

  • Katkısız zeytinyağlı doğal sabunun rengi kremsi beyazdır. Zeytinyağlı sabun dediğimizde akla yeşil sabun gelmektedir, bu yanlıştır.
  • Doğal bitkisel sabunların köpürmesi, hayvansal yağlardan yapılan ve sentetik katkı içeren sabunlardan daha az olur. Yoğun bol köpük veren sabunlarda katkı olma ihtimali yüksektir.
  • Doğal bitkisel sabunların genel olarak renkleri kremsi beyazdır, renklendirmek için gıda boyaları vs. kullanılmaktadır. Bazı sabunların renkleri yağlardan gelmektedir. Örnek; ardıç katranı sabununun doğal rengi siyaha yakın kahverengidir.
  • Doğal bitkisel sabunlar genellikle kokusuzdur diyebiliriz veya sabuna özgü kokusu vardır. Güzel kokulu sabunlarda esanslar kullanılmaktadır.
  • Doğal bitkisel sabunlar direk kalıplanıyorsa zamanla şeklinde büzülmeler vs. ortaya çıkar. Tam marketlerde gördüğümüz sabunlar gibi aynı formunu sürekli korumaz.
  • Doğal sabunlar nötr veya asidik olmaz her zaman alkalidir. Ph aralığı 9-10 arasındadır.
  • Her doğal sabun veya köylerde yapılan sabunlar iyidir diyemeyiz. Kostiğin fazlası zararlıdır, iyi hesaplayıp ona göre sabunu yapmak gerekir. Kostik kalıntısı mümkün olduğunca bırakmamalıyız.
  • Yüzde yüz zeytinyağı sabununun kalitesi iyi olmayabilir. Her yağın kendi karakteristik özelliği vardır ve bu yüzden sabuna kattığı özellikler var. Tek başına zeytinyağı kullanılan sabun bazı yönlerden zayıf olacaktır. Sabunu zenginleştirmek adına çeşitli yağları aynı sabunda kullanmamız gerekir.
  • Şeffaf doğal sabunlar, içeriğine gliserin ve bir kaç katkı eklenen eklenen sabunlardır. Piyasada daha çok baz olarak alınıp kalıplara dökülerek yapılırlar. Bazın menşeini iyi bilmek gerekir. Doğal bitkisel baz diye tamamen sentetik veya hayvansal katkılı baz alınıyor olabilir.

Doğal sabunların faydaları nelerdir?

Gözlemlerin sonucu elde ettiğim sonuçlara değinmek istiyorum.

  • Doğal sabunların yağ çözme gücü yüksektir. Bu yüzden vücut kirlerini temizlemede çok verimlidir.
  • Doğal sabunlar derinin asidik yapısını temizlediği için, vücut kısa bir süre sonra kendi doğal pH’ını yeniden düzenler.
  • Vücudun doğal nem dengesini korur. Bir çok insan sabunu kurutuyor diye kullanmaz, tamamen yanlış bir görüştür. Sabunla yıkanılan cilt kısa bir süre sonra kendi nem dengesini yeniden kuracaktır. Aksine nemlendirici olarak satılan ürünler vücudun doğal dengesini bozup, kendilerine bağımlı bir hale getirirler.
  • Bilinen hiç bir yan etkisi yoktur. Herhangi bir katkı maddesi, koruyucu vs. içermezler. Temizlik maddelerinin bir çoğu halen incelenmekte ve yeni bilgiler ışıında bir çoklarına yasaklar gelmektedir. Bu bile başlı başına doğal ürünlere yönelmemize etkendir.
  • Çeşitli yağlar ile vücut tipine uygun sabunlar yapmak basittir.
  • Çeşitli deri hastalıkları için tedavi edici olabilir. Bazı sabun türlerinin, kimi deri hastalıkları için tedavi edici olduğu bilinmektedir.
  • Düzenli kullanımlarda saçlarda canlılık, gürleşme ve sağlık görülür.

Kül suyu ile sabun nasıl yapılır 

Dahada doğal ve tamamen doğadan ede edebileceklerimiz ile yapalım dersek, kül suyu ile sabun yapmayı deneyebiliriz. Oldukça zor ve zaman alıcı bir işlemdir.

Kabaca; topladığımız odun küllerinin üzerine külü geçecek kadar su koyuyoruz, 2-3 gün dinlendiriyoruz. Sonra suyu süzüp bir kaba alıyoruz. Örneğin; 10 litre su elde ettik, bunu kaynatarak 1 litrelere kadar hacmini düşürüyoruz. elimizde kalan 1 litre su ile normal sabun yapımına geçebiliriz. burada önemli olan suyun bazikliğinin mümkün olduğunca yükseltilmesidir. Yani sabun tepkimesini yapacak kadar derişik hale gelmesi gerekiyor.

Doğal sabun yapım yöntemleri nelerdir ?

  1. Soğuk Proses Yöntemi: Kısaca; Bitkisel, zeytinyağlı soğuk proses doğal sabun yapımında kullanılacak yağlar 50-55 derecelere kadar ısıtılıyor. Hazırladığımız sulu NaOH’in (Sodyum hidroksit) (Kostik) ısısıda 50-55  derecelerde olmalı. Sodyum hidroksit çözeltisini yavaş yavaş ısıtılmış olan yağa karıştırarak döküyoruz. El blenderi ile hızlı bir karıştırma yaparak 3-5 dakika içerisinde sabunumuz belirmeye başlar. Bulamaç hale gelince kalıplarımıza döküp soğumaya bırakıyoruz. 24 saat sona kalıptan çıkarıp kesebiliriz. Bu yöntemi daha sonra detaylı olarak anlatacağım. Bu yöntem evde veya avrupada doğal sabun yapan kişilerce tercih ediliyor. Avrupada bu yöntemle büyük hacimlerde üretim yapan yerler mevcut.
  2. Kaynatma Yöntemi: Kısaca; bire bir oranında su ve yağı bir tencerede kaynatmaya başlıyoruz. Kaynadıktan sonra üzerine yavaşa yavaş karıştırarak Sodyum hidroksit çözeltisini döküyoruz. sürekli karıştırarak sabunlaşmanın tamamen bitmesini bekliyoruz. Sabunlaşma işlemi bitince, üzerine tuzlu su çözeltisi gezdiriyoruz. Tuzlu su sabundaki fazla  kostiği temizlemede kullanılıyor. yarım saat kadar dinlendiriyoruz. Sabun yukarıya  çıkacak, suda aşağıda kalacaktır. Üst kısımdaki sabunu kepçe ile alıp kalıplarımıza dökebiliriz, 24 saat sonra kalıptan çıkarıp kesebiliriz. Bu yöntem genelde köylerde sabun yapımında kullanılır.
  3. Yarı kaynatma yöntemi: Kısaca; İşlemler soğuk proses sabun gibi olacak. Sadece değişken olan yağ ve kostik  sıcaklığımız 85 derece civarlarında olmalı. Karıştırdıktan sonra beklemeye alıyoruz. Sabun iç sıcaklığıyla beraber ısı kaynağı olmaksızın kaynayıp köpürecek, ilk köpürme geçince tekrar karıştırıp kalıba dökmeye hazır hale gelir. Bu yöntem bazı yöre köylerinde kullanılmaktadır. Bu yöntemi de daha sonra detaylı olarak anlatacağım.

Kaynatma yönteminde genel olarak kostiğin fazlası kullanılır, fazla kostik tuzlu su ile atılır. Soğuk proses yöntemlerinde kullanılacak yağlara göre bir NaOH (sodyum hidroksit) miktarı belirlenir. Amaç kostiğin tamamen bitmesidir, bunu sağlamak içinde %5 oranlarında hesaplanan NaOH miktarından daha fazla yağ koyulur. Böylece sabunlaşma bittikten sonra  yağ kalacağı için vücuda zararlı kostik kalıntısı kalmaz.

Her yağın kendine göre bir sabunlaşma derecesi vardır, buna SAP denir. Her yağda kendi içinde ayrılabilir, aldığımız bir parti zeytinyağı ile ikinci kere aldığımız zeytinyağının sabunlaşma dereceleri farklı olacaktır. En iyi çözüm her aldığımız yağın sabunlaşma derecesini tayin etmektir. Evde yapacaklar için bu zor olacağından, genel olarak belirlenmiş yağların sabunlaşma dereceleri vardır. Bunlardan yararlanılır. İnternet üzerinde kullanılacak SU-NaOH miktarını hesaplayan hesap makinaları mevcut. Hesaplarımızı buna uygun olarak yapabiliriz. Hesaplarda % 5 fazla olacağı için ufak tefek sorunları tolera etmiş oluyoruz.

Kullanılacak yağların asitlik dereceleri yapacağımız sabunların kalitesine etki eder. Zeytinyağı için benim kullandığım yağ 5,5 asitlikte bir yağdır. Eğer yağınızı zeytinyağı satan yörelerden alırsanız, sorduğunuzda onlar asitlik derecelerini söylerler. Marketlerden alınan yağların asitlik dereceleri düşük olduğundan sabunlaşma reaksiyonu hızı yavaşlayacaktır.

Her yağın sabuna kattığı özellikler vardır, kimi köpürmeyi sağlar, kimi kremsi bir doku elde ettirir, kimisi sert sabun yapmaya elverişlidir. Bunları bir tablo halinde ileride vereceğim.

Yazının devamı niteliğinde olacak yazılarda, bitkisel zeytinyağlı soğuk proses doğal sabun yapımını daha detaylı adım adım anlatacağım. Örnek çalışmalar ve adım adım yapılışı, dikkat etmeniz gereken şeyleri ele alacağım.

DEVAM EDECEK

Here is a collection of places you can buy bitcoin online right now.

Mar 072016
 

Theif-of-Time zaman hırsızıSiz bir zaman hırsızımı sınız ? Bunu kendinize sorun derim. Şu ana kadar hayatınızda kimlerin zamanını çaldınız, kimlerin hayatının bir parçasını kendiniz için kullandınız. Veya zamanınızı kimlere, nelere çaldırdınız. Veya zamanınız ne kadar ucuz ki her önünüze gelene ve her şeye zaman veriyorsunuz.

Çağımız hız zamanıdır, teknoloji hızlandı, insanlar hızlandı, işlerimizi daha verimli yapabiliyoruz. Eski zamanlarda günlerce uğraşarak yapılan işlemler, şu anda saatler içerisinde oluveriyor. Örneğin bir tarlayı bir aile 10 günde ekebiliyorsa, şu anda aynı tarla 3 saatte ekilebiliyor. Peki bu arta kalan güzel zamanlarımızda neler yapıyoruz, düşünelim ?

Bize zaman kazandıran teknolojiye yine zamanımızı veriyoruz, bilgisayarda bize hiç bir şey vermeyen şeyleri takip ediyoruz, telefonda aynı şekilde. İnsanları takip ediyoruz, ünlüleri takip ediyoruz, eşimizi dostumuzu takip ediyoruz. Televizyonlarda gereksiz dizileri izliyoruz, gereksiz tartışmaları izliyoruz, futbolu izliyoruz, kadın programlarını izliyoruz. Kısaca her şeye zamanımızı çaldırıyoruz ve çalınan zamanlarımızdan başkaları da para kazanıyor.

Yazmayı sevmiyoruz, öğrenmeyi sevmiyoruz, okumayı sevmiyoruz, yeni şeyleri görmeyi sevmiyoruz. Sevdiğimiz tek şey takip etmek  ve izlemek. Bunu ineklerde pek ala yapabiliyor. Bunu sapıklar da yapabiliyor, en azından sapıklar bir amaç uğruna yapıyor bunu. Biz hiç bir amaç uğruna yapmıyoruz.

Hayatınızdan ne kadar zamanı gereksiz kişilerin gereksiz sorularına çaldırdınız acaba. Örneğin ben çok çaldırmışım dır, hayır diyememek de benim bir problemim. Birisi bir istekte bulunursa illaki evet diyeceğim ve ne biliyorsam anlatacağım veya ne istiyorsa yapacağım. Zamanım bu kadar ucuz değil halbuki, aynı zamanım için patronum bana yüksek bir miktarda para ödüyor. Zamanımı aldığı için bana ödediği ücrettir bu. Bana göre bir işyerin de çalışmak sadece bir şeyler yapıyor olmak değildir. Senin zamanını o kişi için kullanma ücretindir.

Bende dahil olmak üzere zamanımızı çalacak kişilere hayır diyebilmek gerekir. Çaldırmayın zamanınızı, o çalınan zamanlar sizin hayatınızın büyük bir çoğunluğu kaplamakta ve sürekli bir yorgunluk, sürekli bir stres, sürekli zaman özlemine yol açmaktadır.

Anlayamayan insanlara anlatmaktan vazgeçin, o kişi hayatında hep çalmıştır. Öğrenmek için zaman harcaması gerekirken neden kendi zamanımı harcayayım düşüncesinde olsun ki. O kişi bunu kendisi de bilmez ama içgüdüsel olarak bir parazit olmak daha rahat gelmektedir.

Bazen uzun uğraşlar, zaman ve para sonucu elde ettiğimiz yetenek, bilgi ve deneyimlerimizi çaldırırız. Hiç bir karşılık almadan. Bu kadar ucuz olmamalı zamanlarımız.

Ve en büyük zaman hırsızları televizyon, telefon, bilgisayar. İnsanlar o kadar gereksiz, işe yaramaz ve tamamen algılarımızla oynayan şeyler izliyorlar ki bazen hayretle karşılıyorum. Anlam vermek mümkün değil, her kanalda bir aşk dizisi, her kanalda entrikalar vs. dolanıp duruyor. İnsanlar kendilerine empoze edilen şeylerin farkında bile değiller, farkında olsalardı zaten izlemez bırakırlardı.

Bilmiyorum Türkiye’mi sadece böyle, yoksa tüm Dünya mı böyle. Bir millete bu kadar gereksiz şeyleri DÜnya’da başka veren ülke varmı dır acaba. Eskiden brezilya dizileri vardı, 2. ve 3. dünya ülkelerinde olabilir, çünkü halkın cahil kalması hükümetler için bir avantajdır. Bilinçli bir halka bir şey empoze edemezsiniz, önce bilinçlenmelerini engelleyeceksiniz, gelişimleri durduracaksınız. Ondan sonrada istediğiniz şekilde yönlendireceksiniz. Bence mevcut yayınlarımızın bir çoğu mevcut hükümetler ile yandaş bir şekilde çalışmaktadır. Başka türlüsünün olması zor bir ihtimal bana göre.

Biz biz olalım, zamanımızı iyi değerlendirip, bilinçli, düşünmeyi bilen bir birey olalım. Bir kere başladık mı artık ne zaman çaldırırız nede empoze ediliriz. Düşünmek insanı insan yapan ilk özelliktir, bunu yitirince diğer canlılardna bir farkımız kalmaz. İnsan olalım ! insan olmanın hakkını verelim !

Oğuzhan Gedik

Here is a collection of places you can buy bitcoin online right now.

Şub 292016
 

DvorakReaderFranz Dvorak ya da Franz Bruner (14 Kasım 1862, Prelouc – 7 Haziran 1927, Prag ). Soyismi Bruner olarakta bilinen Franz Dvorak Çek resim sanatçısıdır.

Václav Bruner adında bir terzinin oğlu olan Bruner, muhtemelen milliyetçilik nedenleriyle “Dvořák” olarak adını değiştirdi. Küçük yaşlardan itibaren sanata ilgisi ve becerisi vardı. 14 yaşında Kutha Hora’da pedagojik eğitime gönderildi. 17 yaşında sanatsal bir kariyer arzusu edindi ve Prag’da güzel sanatlar akademisinde František Cermak ile çalıştı, (1822-1884). Burada çalışmaları oldukça yavaş ilerlediğinden Viyana güzel sanatlar akademisinde  Hıristiyan Griepenkerl ve Carl Wurzinger ile çalıştı.

1883 yılında Münih güzel sanatlar akademisinde   Otto Seitz ve Wilhelm von Lindenschmit Younger ‘ın öğrencisi oldu. Münih’te bir stüdyoda çalışmaya başlamış, portre resimleri çalışmıştır. Popüleritesi gittikçe artmaya başladı Berlin ve Viyada’da resimleri sergilenmeye başladı. 1888 yıllarında İtalya ve Fransa’ya gitmiştir. Buralarda Amerika’lılarla tanışmıştır, daha sonra resmi bir davet alarak Amerika’daki dünyaca ünlü “Walker Art Galery ” ‘deki sergiye katıldı. 1905 yılından ölümüne kadar Prag’da bir nehir kıyısında ev alarak, burada yaşamıştır.

Şub 252016
 

Albrecht Dürer (21 Mayıs 1471 – 6 Nisan 1528) tarihleri arasında yaşamış Alman ressam, matematikçi ve matbaacı idi. Geç gotik flamen sanatı uygular. Rembrant ve Goya ile birlikte eski basımların en önemli isimlerinden biridir. Nürnberg, Almanya’da doğmuş ve ölmüştür.

Dürer’in babası, 1455’te Macaristan’dan gelerek Nürnberg’e yerleşen bir kuyumcuydu. Dürer, çocukluğunu babasının kuyumcu dükkânında çalışarak geçirdi. 13 yaşındayken kendi portresini, 14 yaşındayken “Madonna ve Müzik Melekleri” portresini yaparak erken gelişen resim yeteneğini kanıtladı. 1486’da babasının girişimiyle ressam ve ağaç baskı ustası Michael Wohlgemulh’un (1434-1519) atölyesine çırak olarak girdi. 1489’da işinden ayrılarak seyahat etmeye başladı.

1490’da ilk yağlıboya eseri olan babasının portresini yaptı. O yıllarda sık sık seyahat ederek Basel, Alsace ve Felemenk’te bulundu. “Aziz Hieronymus Aslanı İyileştiriyor” adlı ilk ağaç baskısını Basel’de yaptı. 1493/94 yıllarında kısa süre Strasbourg’da kaldı. Sonra Basel’e döndü.Strasbourg’dayken, parşömen üzerine yaptığı kendi portresiyle ilk başyapıtlarından birini verdi(1493). Yine Strasbourg’dayken küçük boyutlu dinsel resimler de yaptı.

Mayıs 1494’de Nürnberg’e dönerek bir tüccarın kızı olan Agnes Frey ile evlenen Dürer, 1494 sonbaharında İtalya’ya ilk gezisini yaptı. Gezi 1495 ilkbaharına değin sürdü. İtalya’dayken de resim yapmaya devam eden Dürer, Güney Tirol Alplerini resmettiği bir dizi suluboya yaptı; bu yapıtlar, en güzel yapıtlarından sayılırlar.

İtalya gezisinden çok hoşlanan Dürer,Venedik’te bulunduğu sırada Orta İtalyalı sanatçıların oymabaskılarını gördü. Floransalı ressam Antonio Pollaiuolo’nun eserlerinden etkilendi. Dürer, İtalya’dayken ayrıca “Hercules ve Stymphalis Kuşları” adlı yapıtını yaptı.

1490’ların sonları, Dürer’in eser verme sayısının arttığı yıllar oldu. 1497’de “Sampson ve Aslan”, 1498’de “Hercules ve Stymphalis Kuşları”‘ndaki Herakles’e benzeyen bir usluple “Dresden Altar Panosu” resminden başka aynı yıl bir tane daha kendi portresini yaptı. Aynı yıl bir başka yapıtı olan “Mahşer” adlı ağaç baskısını yaptı. 1499’da Oswolt Krel’in yarım boy portrelerini yaptı; aynı yıl Nürnbergli Tucher ailesinden üç aristokratın portrelerini yaptı.

16. yüzyıla girerken Dürer,birkaç resim daha yaptı. Bunlar; 1500 tarihli yeni bir “Kendi Portresi”, 1500-10 yılları arasında yaptığı “Meryem’in Yaşamı”, yine 1500 tarihli ve Nürnbergli Tucher ailesinden birini resmettiği “Genç Bir Adamın Potresi” Dürer’in bu dönemde verdiği eserlerden bazılarıdır.

1504’de “Adem ve Havva” adlı ünlü oymabaskısını yapan Dürer, aynı yıl öğrencilerinin de yardımıyla “Üç Kral Altarı” adlı resmini yaptı. Bu “Üç Kral Altarı” yapıtı, Dürer’in “Müneccim Kralların Tapıması”, “Davulcu ve Kavalcı”, “Eyüb ve Karısı” gibi resimlerinden etkilenmişti.

1505 sonbaharında 2. kez İtalya’ya giden Dürer, İtalya’da 1507 kışına değin kaldı. Zamanının büyük bir bölümünü Venedik’te geçirdi. Venedikli ressamlardan en çok Giovanni Bellini’den etkilendi. Orada iken birçok yapıt verdi. Bunlar; “Genç İsa Doktorlar Arasında” (1506), birçok yarım boy resim (1505-07), “Gül Çelenkler Şenliği” (1506; büyük altar pano)gibi yapıtlar sayılabilir.

1507’de İtalya’dan döndükten sonra Nürnberg’de gösterişli bir ev aldı. İtalya’dan döndükten sonra da resim yapmaya devam ederek İtalya’da geçirdiği deneyimlerden yararlanarak 2. bir “Adem ve Havva” (1507), “On Binlerin Şehit Olması” (1508), “Kutsal Üçlünün Tapınması” (1511) gibi resimlerden başka 1507-13 yılları arasında İsa’nın çektiklerini anlatan bir dizi bakır oymabaskı ve ağaç oymabaskı yaptı.

Kutsal Roma-Cermen İmparatoru I. Maximillian 1512’de Nürnberg’de bulunduğu sırada Dürer’i koruması altına aldı. Dürer, onun hizmetinde 1519’da Maximillian ölene değin çalıştı. Bu dönemde “Şövalye, Ölüm ve Şeytan”, “Aziz Hieronymus Çalışma Odasında”, “Melankoli I” gibi en ünlü bakır oymabaskılarını yaptı (1513-14). İmparatorun dua kitabının kenarlarının süslenmesi için ünlü Alman sanatçılarla işbirliği yaptı. 1515-18 yılları arasında demir levha ve bir dizi aside yedirme demir baskı da gerçekleştirdi. 10 yıl içinde imparatorun iki portresini (1519) ve “Lucretia” (1518) gibi ünlü resimlerini yaptı. Bu arada gezilere de çıktı; 1517 sonbaharını Bamberg’de geçirdi, 1518 yazında Augsburg’a gitti ve orada Martin Luther’le tanıştı. Sonraki yıllarında Luther’in sadık bir izleyicisi oldu.

1519’da I. Maximillian’ın ölümü üzerine görev süresi biten Dürer, 1520’de karısıyla birlikte Felemenk’e son kez gitti. Felemenk’teyken Nijmegen ve Köln yoluyla Anvers’e gitti, orada 1521 yazına değin kaldı. Aralık 1520’de Zeeland’a gitti, Nisan 1521’de Brugge ve Gent’i ziyaret etti. Felemenk’te de resim yapmayı sürdürerek bir dizi çizim yaptı ve Felemenk resimlerinden etkilenen birçok resim yaptı. Bunlar “Anna Selbdritt Portresi”, Aziz Hieronymus’un yarım boy portresi(1521), Bernhard von Resten’in küçük boy portresi gibi yapıtlardır.

Temmuz 1521’de karısıyla Nürnberg’e dönen Dürer, orada iken hastalandı. Ama resim yapmayı sürdürerek birkaç ünlü portresi ve ağaç baskı ve oyma portreler yaptı. En ünlü yapıtlarından olan “Dört Havari” yapıtını yine bu hasta döneminde yaptı.

6 Nisan 1528’de ölen Dürer, Nürnberg’de Johannesfriedhof’a (Yuhanna Mezarlığı) gömüldü. Yetiştirdiği sanatçıların da gösterdiği gibi, çağının en etkili ressamlarından ve oyma baskı ustalarından biriydi. Nitekim Floransalı sanatçı Giorgi Vasari, Le Vite de’ piu eccellenti architelli, pittori, e scultori Italiani (1550; Ünlü İtalyan Mimar, Ressam ve Heykelcilerin Yaşamları) adlı kitabında Dürer’den övgüyle söz etti.

Resimleri

Gravürleri

Şub 242016
 

Young Man with a Raised GlassCornelis Dusart (24 Nisan 1660 -, 1704 1 Ekim) Hollanda Haarlem doğumlu ressam ve gravür eserleri sanatçısıdır. Hocası Adriaen van Ostade gibi Hollanda alt sınıf insanların günlük yaşantılarını ve hayatlarını tasvir eden resimlerde uzmanlaşmıştır. Öğretmenin ölümünden sonra kendi sade tarzını geliştirdi.

Hocasının ölümünden sonra Dusart stüdyonun içeriğini devraldı ve Van Ostade’nin kardeşi Adrian ile kendi tarzlarını geliştirdiler. Dusart’ın sanatı Hollanda’da popüler tiyatroya etki etmiştir.

Şub 242016
 

Karel_Dujardin-_Tobias_and_the_angelKarel Dujardin (27 Eylül 1622 -, 1678 20 Kasım), yılları arasında yaşamış olan Hollanda’lı altın çağı ressamıdır. Çalışmalarında tema olarak köylüler, hayvanlar ve manzara üzerine çalıştı. Portre çalışmaları yapmadı. Kariyerinde 2 dönem vardır. Çalışmalarında İtalyan  peyzaj ve gravür tarzı vardır.