Ara 212015
 

İSPARK, 2005 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesinin iştiraki ile kurulan kısa ismi İSPARK olan otopark işletmesidir. 2005 yılından önce İstanbul’da otopark hizmetleri tamamen özel iştirakler ile kurulan işletmelerden oluşmaktaydı. Bunların bir kısmı gayrı resmi, bir kısmı resmi olarak hizmet vermekteydiler. Özellikle kalabalık ve park sorunu olan bölgelerde park mafyası bile oluşmuştu. Park yasağı olmayan herhangi bir yeri bir kaç kişi deli dumrul (Değnekçiler) misali işletmekteydi.

İSPARK ve buna benzer belediyelerin otopark hizmetlerinin asıl amacının bir tanesi düzensiz trafiği etkileyen park sorunlarını ortadan kaldırmaktı. ikinci amacı ise haksız yere rant elde eden kişileri engellemekti. Üçüncü amacı daha güzel güvenli bir park hizmeti sunabilmekti.

Belediye kuruluşlarının birinci önceliği halka daha iyi ve ucuz hizmet sunabilmektir. Tüm dünyada ve Türkiye’de de bu şekilde hizmet veren belediye iştirakleri bulunmaktadır.

İSPARK bana göre en önemli öncelik olan hizmet önceliğini unutmuş ve tamamen rant elde eden bir kuruluşa dönmüştür. İstanbul’da en ucuz park ücreti 5 TL den başlamaktadır.

İsparkın mevcut sitesinde günlük verilere baktığımızda inanılmaz rakamlar yer almaktadır. Yazıyı kaleme alırken baktığım zaman bu günlük araç park sayısı 156 000 adet di. Mali yönden düşünecek olursak rakam 156 000 X 5 TL = 780 000 TL yapmaktadır. Ortalama aylık gelir 23 400 000 TL gibi akıl almaz bir rakam oluyor. İspark ın yaklaşık çalışan sayısı 2000 kişi ve aylık yaklaşık ücretleri = 4000000 TL yapar. 2000000 TL de harici giderler desek; İSPARK aylık net karı : 17 milyon – 18 milyon TL civarları oluyor.

Birinci önceliği halka hizmet vermek olan bir kuruluş için akıl almaz ücretler. Halk belediyelerin kendilerine hizmeti için zaten çeşitli kalemlerde vergiler vs. vermektedir. Belediyelerin birinci işi halka hizmet iken, hizmet edeceği her kalem için de ayrı bir ücreti legal yollardan almak haksızlıktır.

Başka bir bakış açısı: Ortalama 30 araç alan ufak bir İSPARK park alanında günde giriş çıkışlar dahil minimum ve en kötü ihtimalle 100 araç park eder. 100 * 5 = 500 TL günlük rakam eder. Aylık 15 bin TL. Bu rakam mevcut çalıştığım işyerimin aylık net kazancı kadar. İşyerim de 5 kişiye maaş ödüyoruz ve bir çok kalem vergi ödüyoruz. yani hammadde vs. giderlerimizde çıkınca kafa kafaya gelen ne kar ne zarar durumundayız. Tabiki biz aldığımız ürünlerle hammaddeler ile de başka fabrikalara ve devlete girdi sağlıyoruz. Gerçek ekonomi de bu şekilde dönmektedir.

Diğer taraftan 40 metrelik üstelik kullanımı halkın olan boş bir yerden belediyenin kazancı net kar olarak 11 bin tl leri bulabiliyor. Emek yok, üretim yok, masraf yok, vergi vs. yok, hiç bir şey yok.

Başka bir bakış açısı: İstanbul içi özellikle merkezi alanlarda satış vs. işleri yapan arkadaşlar günde en az 5-10 yere uğrarlar. Yarısı ücretli İspark desek 5 park yapar ve buda günlük 25 tl yapar. Yani satış yapan gezici bir aracın şirkete sadece park ücreti maliyeti 750 tl yapıyor ki, buda ispark çalışanının maaşının yarısından daha fazla.

Türkiye’de bu işi güzelce yapan hizmet amaçlı yapan belediyelerde mevcut. saat ücreti 1 TL ve çok makul. belediyeninde bu işte yine karı var. Ortada bir haksızlık olan deli dumrul olayı da yok.

Her şeye rağmen arabanızı İSPARK ‘a parkettiniz diyelim. Olmaz ya oldu diyelim aracınızın başına bir iş geldi. Sık sıkda karşılaşılan durumlar ( açınız bakınız sikayetvar.com) mağduriyetinizin peşine düşebilirsiniz tabiki ama sonuç alınabilirmi ? pek sanmıyorum doğrusu.

Eskiden değnekçilere 1 tl verdiniz mi o aracı kendi aracı gibi korurdu. Şimdi muhatap bile bulamazsınız, tam o anlarda kameralar çalışmaz vs.. bir şeyler bir şeyler olur. Hepside aynı zamana denk gelir.

Diyelim ki İSPARK kazansın ama beraberinde ek hizmette getirsin. İSPARK 2005 ten bu yana neler yaptı dersek. Benim gördüğüm kadarıyla bir tane İspark tabelası yola dikildi ve başına da bir kişi konuldu. Ne bir özel park yeri yapayım derdi var, ne yatırım yapayım. Herhangi bir kaygı yok, çünkü bütün yollar İSPARK’ın.

2005 öncesi park etmenin yasak olduğu bir çok bölge İSPARK sayesinde parka açıldı. Trafik düzeltmek şöyle dursun dahada çıkılmaz bir hal aldı.

Bir çok işyeri kendi dükkan önü için park ödemek zorunda kaldı, bir çok ev sahibi kira öder gibi İSPARK’a aylık park ücreti ödemek zorunda kaldı.

Zaten halkın olması gereken yerlerin, ben yaptım oldu mantığıyla sadece ve sadece rant düşünülerek gasp edilmesine her bireyin kendi çapında karşı çıkması gerekmektedir.

İşin diğer bir tarafı da  karşımızda şikayet edebilecek herhangi bir mercinin olmaması. Kimi kime şikayet edeceksiniz, devleti devlete mi şikayet edeceksiniz. Hiç girmeyin bu işe, o köprüden de geçmeyin boşverin dönün köyünüze.

Oğuzhan

Ara 202015
 

Hükümet 2016 yılı için asgari ücretin net olarak 1300 tl olacağına dair söz verdi. Hükümet söz verdiği ve bu sözü yerine getirmek zorunda olduğu için asgari ücret 1300 Tl olacaktır. Bu saatten sonra geri sözlerinden geri dönme gibi bir konu söz konusu değildir.

Asgari ücretin mevcut hükümet zamanındaki gelişimi aşağıdaki tabloda yer almaktadır. Tabloya göre 2002 yılındaki asgari ücret ve minimum memur maaşı karşılaştırıldığında % 80 lik bir fark olduğu görülmektedir. 2015 senesinde bu fark % 130 lara çıkmıştır. Bunun özeti şudur, hükümet asgari ücret zamlarını bu zamana kadar doğru şekilde yapmamıştır. Veya minimum memur maaşlarını düzensiz bir şekilde arttırmıştır.

Sonuç olarak 13 senelik bir dilimde ortada bir yalnışlık mevcuttur. Asgari ücretin şu anda olması gereken tutarı 1300 lira olmalıyken 2016 senesi seçim  vaadi olarak hükümet politikasına alınmıştır.

Peki şimdiye kadar neden yapılmadı ?

Bunun bence ekonomik olarak bir çok nedeni var, bilinçli ve planlı bir yol olduğunu düşünmekteyim. Eğer ki devlet asgari ücreti olması gereken yere çekseydi, şimdiye kadar özel sektördeki bir çok firma zor durumda kalacaktı.

Özel sektörde özellikle küçük ve orta ölçekli firmalarla diyaloğu olmayan, işin içinde olmayan insanlar özel sektör firmalarının deli gibi para kazandıklarını düşünmektedirler. Bu tamamen yanlış bir düşüncedir, günümüz şartlarında orta ölçekli firmalar zar zor ayakta durabilmektedir.

Tabi ki bununda bir çok nedeni mevcut, iç içe geçmiş rus oyuncakları gibi neyin içini açarsanız başka bir neden elde edersiniz. Özel firmalar neden zor durumda ?

Kısaca; gelişen dünya pazarı (özellikle çin firmaları), Devlet yükü, Prosedürler, yeni yasal düzenlemeler, AB uyum yasaları, pazar yetersizliği, büyük firmalar  gibi bir çok neden özel sektör firmalarını özellikle son 10 senede çok zorlamıştır.

Yani yukarıda bilmeyenler tarafından söylenen özel sektörün deli gibi para kazandığı yönündeki söylemler doğru değildir. Devlet özel sektöre farklı şekillerde bir çok yük getirdi, özellikle AB uyum yasaları ve mevcut düzenlemeler devlet yükünü oldukça arttırdı. Diğer taraftan bankacılık sektöründeki düzenlemeler, işlerini kredilerle, çeklerle döndüren firmaları zorda bıraktı. Bu süreçte bir çok firma iflasa gitmek zorunda kaldı.

Devlet bu durumun farkında olduğundan asgari ücret zamlarını mümkün olduğunca düşük tutmuştur. Zaten işverenlere bu kadar yüklenmişken devletin cebine girmeyecek ek işveren maliyetleri devletin işine gelmedi. Eğer yapılsaydı ekonomik istikrar kısa zamanda bozulabilirdi.

13 senelik dönemde devlet özellikle emlak sektöründen çok aşırı kazançlar elde etmiş ve sürdürülemeyen bir gelişime odak tutmuştur.

Peki 1300 TL asgari ücret için hükümet neler yapacak. Direk ben bunu yaptım özel sektör vermek zorunda diyemeyecektir. Bunun yerine özel sektörün yüklerini hafifletecek düzenlemeler muhakkak yapılacaktır. bu düzenlemeler uzun vadede faydalı mı olacak, olmayacak mı bunun planlarını da devletin yapması gerekir.

Devlet ek olarak asgari ücret artışından gelen %30 luk bir ek kazanç elde edecek, bu yüzde 30 luk kazancı işverenden istemez ise kısmen en doğru karar bu olacaktır. Tabi devlet %30 luk bir kazançtan vazgeçebilir mi bilemiyorum. Sonuçta devletin esas para kaynağı Özel Sektördür, özel sektörün iflas etmesi demek uzun vadede bütün türkiye’nin iflas etmesidir. Neden bu böyledir  ? Türkiye’de yenilenebilir ekonomiyi oluşturanlar özel sektör firmalarıdır. Geri kalanlar (devlet işletmeleri, kamu çalışanları vs.. ) yenilenebilir bir ekonomi oluşturmazlar. Döngünün motoru kısaca üretim faaliyetleridir. Geri kalanlar koltuk direksiyon, farlar, bagaj vs.. Motor olmadan o döngü işlemez.

Bu konu bütün Türkiye’yi ilgilendiren önemli bir konudur, kısanın kısası sadece buı kadar kısa anlatılabilirdi.

Yıllar Asgari Ücret

 

Minimum

Kamu

Çalışanı

Maaşı

İşverene

Maliyet

Asgari Ücret ve

Minimum Memur Maaşı

Arasındaki Yüzde Farkı

2002 / 6 185 TL 377 TL 332 TL % 80
2015 / 6 949 TL 2191 TL 1411 TL % 130
2015 /12 1000 Tl 2191 TL 1496 TL % 120
2016 /6 1300 TL 2344 TL 1938 TL % 80

Oğuzhan

Eyl 072014
 

Nadar tarafından çekilmiş fotoğrafı, 1867

Paul Gustave Doré (d. 6 Ocak 1832, Strasbourg, Fransa – ö. 23 Ocak 1883 Paris, Fransa), Fransız ressam, illüstratör ve baskı resimsanatçısı. Doré genelde ahşap ve çelik oyma baskı resimler üzerinde çalıştı. İllüstratör olarak Fransa ve İngiltere’de basılan pek çok kitabı resimlendirdi.

Kariyeri

Fransa

Doré’nin illüstrasyonlarını içeren ilk öykü, ressam on beş yaşındayken yayınlandı. Ardından Doré, Paris’te edebiyat illüstratörü olarak çalışmaya başladı. Kendisine verilen siparişler arasında Rabelais, Balzac, Milton ve Dante’ye ait eserleri resimlemek de vardı. 1853’te Doré’den Lord Byron’ın eserlerini resimlemesi istendi. Bu işin ardından ressam, İngiliz yayıncılardan, illüstrasyonlu yeni bir İncil baskısı da dahil olmak üzere birçok sipariş aldı. 1863’te Cervantes’in Don Kişot romanının Fransızca bir baskısına illüstrasyonlar hazırladı. Şövalye ile hizmetkârı Sancho Panza için yaptığı bu tasvirler büyük ün kazandı ve daha sonraki ressamların, sahne ve film tasarımcılarının Don Kişot yorumlarını etkiledi. 1883’te Edgar Allan Poe’nun Kuzgun şiirinin büyük boy bir baskısı için hazırladığı resimler karşılığında Harper & Brothers yayınevinden 30.000 frank kazandı.

İngiltere

Doré’nin 1866’da hazırladığı İngilizce İncil baskısı büyük başarı kazandı ve ressam 1867’de Londra’da eserlerinden oluşan geniş bir sergi açtı. Serginin ardından New Bond Street’teki Doré Gallery kuruldu. 1869’da William Blanchard Jerrold Doré’ye, kapsamlı bir Londra portresi üzerinde birlikte çalışmayı teklif etti. Jerrold bu fikri, 1808’de Rudolph Ackermann, William Pyne ve Thomas Rowlandson tarafından hazırlanan The Microcosm of London isimli çalışmadan almıştı. Ressam bu beş yıllık proje için yayıncı Grant & Co şirketiyle anlaşma imzaladı. Buna göre, her yıl üç ayını Londra’da bu proje için çalışarak geçirdi ve karşılığında yıllık 10.000 pound kazandı.

Doré’nin 180 gravürünü içeren London: A Pilgrimage isimli kitap 1872’de yayımlandı. Ticari açıdan başarı kazanan kitap, dönemim eleştirmenlerini tatmin etmedi. Bazı eleştirmenler Doré’nin Londra’daki fakirlik üzerine fazla odaklandığını düşünüyordu. Art Journal ressamı, “gördüğünü değil hayal ettiklerini” çizmekle suçladı. Westminster Review‘da “Doré bize en bayağı, en aşağılık dış özellikleri içeren çizimler sunuyor” dendi. Ancak kitabın getirdiği maddi başarı sonucunda Doré başka İngiliz yayıncılardan da teklifler aldı. Ressamın sonraki eserleri arasında Coleridge’in Rime of the Ancient Mariner‘ı, Milton’ın Kayıp Cennet‘i, Tennyson’un The Idylls of the King‘i ile Thomas Hood’un eserleri ve İlahi Komedya vardı. Çizimleri ayrıca Illustrated London News gazetesinde yayınlandı. Doré hayatının kalanını Paris’te geçirdi ve ölümüne kadar kitaplara illüstrasyon çizmeyi sürdürdü. Öldüğünde, Paris’teki Père Lachaise Mezarlığı mesarlığına gömüldü.

Eyl 072014
 

donatello-david-4Donato di Niccolò di Betto Bardi, kısaca Donatello (1386 – 13 Aralık 1466), Floransalı Rönesans öncüsü heykeltıraş. Sanat tarihinin en önemli sanatçılarından birisidir.

Biyografi

Asıl adı Donato di Niccolo Betto Bardi olan Donatello’nun Floransa’da 1386’ya doğru doğduğu kabul edilir. Onun sanat alanındaki etkinlikleriyle ilgili ilk belgeler, 1404-1407 arasında Ghiberti’nin atölyesine devam ettiğini gösterir; ancak daha önce, İtalyan heykelcilerinin pek çoğu gibi o da,kuyumculuk alanına yönelmişti; bu mesleği mimar Brunelleschi’nin atölyesinde öğrendiği sanılır. Floransa Vaftizhanesi’nin ikinci kapısı için açılan yarışmada (1401) Brunelleschi’nin başarı kazanamaması üzerine, Donatello onunla birlikte bir süre Roma’da kaldı. Söz konusu yarışma, çeyrek yüzyıl sürecek ve Santa Maria del Fiore Katedrali’nin çevresinde sergilenecek olan hayranlık verici bir çalışmanın başlamasına yol açtı. Yarışmayı kazanan Ghiberti, pek çok sanatçı, tunç ustası ve dekoratörün birbirini izlediği büyük bir şantiye kurdu. Bu dönem boyunca ve mimarMichelozzo ile ortak çalışmaya başlayıncaya kadar, Donatello’nun etkinliği, büyük ölçüde katedrale ve Orsanmichele’ye yönelik çalışmalara bağlıydı. 1406’dan sonra sanatçı kendi hesabına, katedralin Mandorle Kapısı için mermerden iki peygamber heykeli yaptı. Giysisinin dökümleri kalça üzerinde toplanmış ilk Davud (1408-1416) ve pişmiş topraktan devasa Yeşu heykeli (1409-1412) de katedral için hazırlanmıştı; ancak, yapımına Donatello’nun çalışma arkadaşlarından biri olan Bernardo Ciuffagni’nin de katkıda bulunduğu bu sonuncu heykel kesin olarak ortadan kaybolmuştur. Aziz Yuhanna (1411-1415) ise, hayran olunacak yücelikte bir eserdir ve Michelangelo’nun Musa’sının habercisi gibidir.

Bunların yanı sıra heykelci, Orsanmichele için bir koruyucu azizler dizisi hazırladı; Floransalı loncalar hesabına gerçekleştirilen bu dizideki heykeller dıştaki nişlere yerleştirildi. Aziz Markos (1411’e doğru-1415) ve Aziz Giorgio (1415’e doğru-1417) heykelleri tam anlamıyla bağımsız heykele doğru atılmış kesin bir adım sayılabilir. İkinci heykelin oturtmalığı üstüne Donatello ilk alçak kabartması olan Aziz Georgius’un Ejderhayı Öldürmesi’ni yaptı. Varasi’nin yassı kabartma <<rilievo schiacciato>> olarak adlandırdığı bu kabartma türünde, kompozisyon, neredeyse hissedilmeyen bir derece derece hafifletme yöntemi sayesinde, yontulmuş gibi değil de mermer üzerine çizilmiş gibi görünür. Aynı tarihlerde Brunelleschi henüz ünlü eserlerini gerçekleştirmemiştir. Donatello tunç kullanmaya başladığı Toulouselu Aziz Luigi (1422’ye doğru-1425) adlı eseriyle birlikte, o sıralarda gotik mimariye özgü olan niş sorununa kesin bir çözüm getirdi: bundan böyle nişler Korinthos üslubundaki iki gömme ayak arasında kalan dev bir cephe üzerinde, iki küçük İyon sütunu arasına sıkışmış küçük bir apside açılacaktı.

Bir başka anıtsal heykel grubu da, yaklaşık 1420-1436 arasında, katedralin çan kulesindeki nişler için yapılmış olan beş peygamber dizisidir; il Rosso takma adıyla bilinen Nanni di Bartolo, Abraham ve İshak (1421) adlı çalışmasına katkıda bulunmuştur; grubun en önemli heykeli Zuccone (Kel) olarak da adlandırılan Habakuk son derece anlatım yüklü bir kompozisyondur ve derin bir çilecilik ile mutlak bir tinselliğin sonucunu yansıtıyor gibidir.

Davud

Bargello Müzesi’nde yer alan Davud heykeli, Kutsal Kitap’ta adı geçen genç kahramanın düşmanı Calut’u yenmesinden sonraki halini canlandırır. Doğal boyutlardaki bu çıplak heykel, Antikçağ’dan beri ilk olarak yapılmış bir tam kabartmadır ve heykelcilik tarihinin önemli anıtlarından birini oluşturur.

Donatello’nun gençlik yıllarında, katedral için mermerden yaptığı Davud ile yaratmış olduğu galip genç erkek tipi, bu tunçtan heykelde en son biçimine ulaşmıştır: heykel grubu, defneden bir taç üstüne oturtulmuş, böylece çok sayıda bakış açısı elde edilmiştir; kahramanın üstünde yalnızca dizlik ve şapka vardır; silah olarak deve isabet ettirdiği taşı ve devin kafasını uçurduğu kılıcı tutmaktadır. Contrapposto bir duruştaki beden, zarif, coşkulu ve rahatlamış bir halde ve duruşrnr her an değiştirecekmiş gibi görünmektedir; sol bacağıyla yenilgiye uğrattığı devin kafasını çiğnemektedir; devin kafasında iri bir çift kanatla süslü başlık vardır; kanatlardan biri kahramanın sağ bacağına değer durumdadır. Genç bedenden fışkıran şehveti, parlak görünüşlü teni ile incelikle, titizlikle işlenmiş dizlikleri ve defne yapraklı başlığı arasındaki karşıtlık vurgular. <<Yudit ve Holofernos>> grubu gibi Davud heykelinin de XV.yy sonunda Medici’lerin sarayında bulunduğu bilinmektedir.

Başlıca heykelleri

  • 1411-1415 Aziz Yuhanna, mermer.
  • 1415’e doğru-1417 Aziz Georgius’un Ejderhayı Öldürmesi, mermer.
  • 1425-1427 Herodes’in Şöleni, yaldızlı tunç.
  • 1427’ye doğru-1436 Habakuk (Zuccone), mermer.
  • 1435’e doğru Meryem’e müjde, kireçtaşı.
  • 1438 Aziz Yuhanna, ahşap.
  • 1445’e doğru-1453′ Condottiereyi at üzerinde gösteren Gattamelata, tunç.
  • 1446’ya doğru-1460 Davud, tunç. <<Yudit ve Holofernos>>, tunç.
  • 1454’e doğru Azize Maria-Magdalena, ahşap.

Eyl 072014
 

The ShipwreckPieter Christian Dommersen hakkında çok fazla bilgi yokturdur. Ailesi aslen Utrecht, Hollanda’dan İngiltere’ye gelmiş ve yerleşmiştir. Sanatçı oğlu William ile beraber Avurapa’da yaygın olarak anglicised ismiyle tanındı. resimlerinde deniz ve denizcilik konularına yer edinmiştir. bazı eserleri Suffolk Street ve İngiliz enstitüsünde sergilenmiştir.

Eyl 052014
 
AmsterdamCORNELIS CHRISTIAAN DOMMELSHUIZEN (DOMMERSEN) (1842-1928)

Cornelis Dommelshuizen, ailesinin diğer üyeleri gibi, Cornelis C. Dommelshuizen Hollanda’da peyzaj ve kent sahnelerde uzmanlaşmıştır. Vermeer, Koekkoek, Springer ve Spohler gibi sanatçının gelenekleri ardından, Cornelis çok detaylı şehir sakinlerinin günlük yaşamlarını resmetmeye çalışmıştır. Resimleri sıcak ve ışık doludur.

 

Eyl 052014
 

Mecusilerin tapınışı,1439 – 1441, Berlin Gemäldegalerie.

Domenico Veneziano (d. 1410 – ö. 1461) İtalyan, erken rönesans dönemi ressamı, eserlerinin çoğunu Perugia ve Toskana’da vermiştir.

Doğumu ile ilgili pek bir şey bilinmez, Venedik’te doğduğu, soyadını de buradan aldığı sanılmaktadır. 1422-1423 yıllarında küçük bir çocukken Gentile da Fabriano’da öğrenci olmak üzere Floransa’ya gitmiştir. 1423-1430 civarında Roma’da Pisanello ile çalıştığını söylemiştir. Çalışmalarında Benozzo Gozzoli’den etkilendiği söylenebilir.

 Perugia, 1438 tarihli Piero de’ Medici ‘ye yazdığı bir mektupta yıllarca ikamet ettiği evde, Medici ailesi ile uzun komşuluk dostluk münasebetleri sonucu içine doğan Medici ailesinin evinin tepesine (alnına) bir sunak parçası resmi çizme fikrini gerçekleştirmek üzere ailenin iznini rica ettiğinden söz eder. Çağdaşları Fra Angelico ve Fra Filippo Lippi ile birlikte Perugia’daki Buonfigli’nin fresklerinin ressamları olarak tanınır. 1439 – 1441 yılları arasında en önemli eseri kabul edilen Mecusilerin tapınışını tamamlamıştır.
Eyl 052014
 

A Triumphal Arch of AllegoriesDOMENİCHİNO (Domenico ZAMPİERİ -denir), italyan ressam (Bologna 1581-Napoli 1641). Önce Denijs Calvaert’ in, sonra da Carraccio’ların öğrencisi, Far-nese sarayı’nda Annibale’nın yardımcısı ve akademizmin başlıca temsilcilerinden biriydi. 1608’de, S. Gregorio Magno kilise-si’ndeki (Roma) Aziz Andreas’ın kırbaçlanması adlı freski yaptı; bu freskin deseni Raffaello’ya öykünülerek yapılmıştır Daha sonraları, Grottaferrata manastırindaki S. Nilo capellası’nı (Aziz Nil’in yaşamı, 1608-1610) ve Roma’daki Costaguti sara-yinın bir tavanını süsledi (Güneş arabası,1613-14). Domenichino, S. Andrea del la Valle kilisesi’nin kubbe köşeliği olarak, Michelangelo’dan esinlendiği plastik bir ustalıkta İncilciler’i resimledi.

Ancak, bu ustalık öteki yapıtlarında pek görülmez (Napoli katedralinin San Gennaro capellası). Domenichino’nun XVIII. yy.’a kadar ününü özellikle pekiştiren çalışmalar An-nibal Carraccio’nun bir tablosunun daha duygusal ve daha sağlam bir tarzda yeniden elden geçirilmiş bir yorumu olan Aziz Hieronymus’un son komünyonu (1614, Vatikan) ile hareketlilik ve daha o zamandan rokoko bir beğeni taşıyan, ama buna karşın güzel ve yalın bir manzarada serimlenen Diana’nın avı (1616, Borghese galerisi) adlı tablodur. Poussin’i Domenichino’nun sanatında ilgilendirmiş olan noktalar planların dengesi, jest ve mimik dağarcığıdır.

Eyl 052014
 

Partie aus Pfarrkirchen im RotthalAnton Doll (3 Mart, 1826 Münih  , 2 Mayıs 1887 ) Münih okulunda eğitim gören Doll, Alman peyzaj ressamı ve temsilcilerindendir. Yaşadığı bölge olan Münih bölge ve özellikle kış motifleri, şehir manzarası çalışmaları yapmıştır. Eserleri Neue Pinakothek Münih ve Stuttgart Devlet Galerisinde yayınlanmıştır.

Çalışmalarında taşbaskı köy, şehir manzaları, suluboya resimler vardır.

Eyl 052014
 

Carlo Docci kendi portresi

Carlo Dolci, bilinen diğer adıyla Carlino (25 Mayıs 1616 – 17 Ocak 1686), barok Floransa resminin son büyük temsilcilerinden biri olan İtalyan ressam. Çoğunlukla inanç konularına yer verdiği yapıtlarında neredeyse usandırıcı, ağır bir dindarlık egemendir.

Biyografi

Carlo Dolci, Floransalı önemsiz bir ressamın yanında yetişti.Çok küçük yaşta portre resmi alanında büyük yeteneği olduğunu gösterdi.Ama bu alanda önemli bir gelişme gösteremeyince, zamanla Karşı-Reform hareketinin öğretilerinden esinlenen dinsel konulu resimlere yöneldi.Floransalı ressamların, anıtsal barok resmin merkezi olan Roma’ya göç ettiği bir dönemde Dolci, Toscana’da kaldı ve Floransa’nın dengeli ve durağan yerel resim geleneklerine dayandardığı özgün bir üslup geliştirdi.
Olağanüstü bir dehası ve yaratıcılığı bulunmamasına karşın, resimleri yaşadığı dönemde büyük bir ilgiyle karşılanmıştır. Dramatik bir yoğunluktaki kompozisyonlarında yer alan yarım boy figürlerin, çok ayrınıtılı biçimde, yumuşak renklerle ve güçlü bir ışık-gölge karşıtlığıyla işlendiği görülür.