Nis 052015
 

guncelsiz_1307644478[1]

Son zamanlarda çok canım sıkılıyor.
Çünkü yapacak şöyle dişe dokunur, hatırı sayılır bir işim yok.
Yetişmem gereken bir yer yok, üstlendiğim bir görev yok.
Ali’yi everdik, Güllü’yü gelin ettik. Hoş, Ali’miz yoktu da zaten, lâfın gelişi işte.

N’olacak böyle, ‘’Göz derya, seyir bedava.’’ misali?
Ne yapıp edip, bir iş bulmam gerek.
Genç yaşta emekli olmak ne kötüymüş!
Yaşım henüz ellibir ve altı yıllık emekliyim.

Oysa ki, yeni bir işe başlasam; ikinci kez emekli olmayı hak edecek kadar çalışacak enerjiye sahip olduğumu hissediyorum. Hissetmek ne kelime! Eminim, emin. Enerji fışkırıyor her yanımdan.
Hani tutmasalar, dağları devireceğim. O kadar enerji doluyum. Öyle bildiğiniz gibi değil.’’ Gurbette öğünmek, hamamda türkü söylemeye benzermiş.’’ diye düşünmeyin. Öğünmek değil, gerçek bu.

Bir iş bulmalıyım. Hııımmmm! Acaba ne iş yapsam? Öyle her işi yapmam, ya – pa -mam. Şöyle hatırı sayılır bir işim olmalı. Demem o ki, ‘’Attığım taş, ürküttüğüm kurbağaya değmeli.’’… Örneğin masa başı iş, bana göre değil. Benim işim hareketli olmalı. Hem, masa başında oturursam, kilo alırım.

Durup dururken, giysi masrafına giremem. Çat orada olmalıyım, çat burada. İş gezilerine çıkmalıyım. Yüzlerce insanla muhatap olmalıyım, binlerce kişinin elini sıkmalıyım. Ki, enerjim onlara da geçsin. İnsanları karşıma alıp, onlara hitabetmeliyim.

Memleketi düzlüğe çıkarmanın yollarını anlatmalıyım. Her gün bir tv ekranında konaklamalıyım. Programcının eline tutuşturduğum ve kendim hazırladığım ayrıca günlerce üzerinde çalıştığım sorulara şakır şakır(!) yanıt vermeliyim. İzleyenleri, performansımla ( Şimdi çok moda bu kelime.) hayrete düşürmeliyim. Vatandaşlarıma, sahip olduğum vizyonumu sunmalıyım. Vatandaşlar beni dinleyince; ‘’ Hıhhh! İşte liderimizi bulduk!’’ demeliler.

Bu memleket, benden yararlanmalı…’’Altım hasırda ama, gözüm Mısır’da’’ sizin anlayacağınız. İnşallah ileride altım hasırda değil; kasırda olur. (Nasıl? Şiir gibi oldu di’mi? Zaten, serde şairlik var bir de, öğünmek gibi olmasın. Allah vergisi işte.)

Hal böyle olunca, düşündüm taşındım ve siyasete atılmaya karar verdim. Hem de en tepe noktasından. Çok genç olsaydım, önce parti üyeliğinden başlar, yavaş yavaş yükselirdim. Ama , önümde çok uzun zamanım kalmamış olabilir.Yaşımız altmışa merdiven dayadı.

Partide yükseldiğimi, büyüklerimin beni keşfedip tepelere doğru tırmandığımı göremeyebilirim. Yarın ne olacağımız belli değil ki. Hastalık var, kaza var, ölüm var Allah gecinden versin. İşte o nedenle siyasete, en tepelerden başlamalıyım.Ya bakan olmalıyım, ya başbakan .

Şimdi diyeceksiniz ki, o kadar kolay mı? Kolay işe talip olmam zaten. Kolaylık, şahsıma yakışmayan bir kelime.

İyi de, hadi bakan – başbakan oldun diyelim; ekonomi alt- üst gelirse, enflasyon yükselirse vatandaşa ne diyeceksin mi diye soruyorsunuz? Derim ki ben de: Zaten enkaz devraldık. 30- 40 yıldır kimsenin el atmaya cesaret edemediği sorunlara eğildik, yeni düzenlemeler getirdik. Merak etmeyin, her şey kontrolümüz altında…( kih kih kih)

Avrupa Birliği’ne giremezse Türkiye, ne mi yaparım? Vatandaşa ne cevap mı veririm?Yanıtım çoktan hazır: Ananızın karnından Av.Birliği’yle mi doğdunuz be kardeşim? Hem zaten bir Hıristiyan Kulübü orası. ( Yaa! Gördünüz işte yanıtımı.)

Vatandaş; dolar ve euro yükseldi diye bağırırsa ne mi yaparım? Ne işiniz var dolarla, euroyla hıııııı? Ne işiniz varrrr? Siz kim, dolar kim? Türk parasının suyu mu çıktı ha, suyu mu çıktı? Dolarla borçlanırken bana mı sordunuz, derim. ( Kendileri kaşındılar. İşte böyle yaparım ben adamı.)

İnsanlar petrol fiyatlarının yüksekliğinden yakınırsa, ne mi yaparım? Canım, politikacının ağzı lâf yapacak. Hemen yapıştırırım cevabı. Şöyle çatıp kaşlarımı, milleti sanki dövecekmiş gibi kızgın bir yüz ifadesiyle şunu derim: Petrolün fiyatını biz mi belirliyoruz kardeşim? Dışarıya bağımlıyız bu konuda. Bir de yalan atarım: Dünyada en ucuz petrol benim ülkemde. (Yalandan kim ölmüş ki, ben öleyim.)

Sanayiciler, iş adamları, bilmem ne sendikası yöneticileri; kötüye giden ekonomi nedeniyle seni topa tutarlarsa ne cevap vereceksin mi dediniz? Ayol, çocuk oyuncağı buna yanıt vermek. Öğrendim artık ustalardan. Hemen hemen her hükümetin başı sıkışınca sığındığı mazerete ben de sığınırım: Tabi ya topa tutacaklar! Bazılarının hortumlarını kestik de, efendiler rahatsız oldular. (Ne yalan ama!)

Vatandaşları dolandıran ve belli bir görüşe hizmet eden kuruluşlardan yakınanlar olursa ne mi yaparım? Onlara para verirken bana mı sordun kardeşim, derim. Hem de boru gibi ses veririm. Madem o kadar çok doların var; al dolarını, git Amerika’ya bile derim…(Ben de lâf çooook.)

Ülkedeki olası kutuplaşmalardan, devlet birimlerinin birbirleriyle ters düşmesinden yakınırlarsa, ne mi olacak? Şimdiye kadar ne oldu ki? Parti meclisimde, her ne söylersem söyleyeyim beni alkışlayan omuzdaşlarımın karşısında veririm cevabımı aslanlar gibi: İktidarımızı yıkmaya yönelik komplolar bunlar. Çetelerin uydurması be!

Bazı milletvekilleri hakkında yolsuzluk iddiaları olursa, yüce divan yolu falan açılırsa ne yapacağım, öyle mi? Başlarım verip veriştirmeye: Bizim, kimseye verilemeyecek hesabımız yoktur. Kimseden korkumuz da yoktur, Allah’tan başka. Alnımız açık açıııık!…Zaten, dokunulmazlıkları da kaldıracağız.(Gördünüz işte, mangalda kül bırakmadım. Herkes sus pus. Nasıl da inandılar.)

Yaaaa!İşte böyle. Çoktan girdim siyasetin havasına. Ancak, bir sorunum var. Hangi partiden gireceğim siyasete? İşte en büyük zorluk burada. Şu anda, sayısı neredeyse beşyüze(!) çıkmış parti arasında, vizyonuma uygun bir tane bile parti yok. O halde, önce bir parti kurmayalım. Düşündüm de, bizim sülale kalabalık. Hısım, akraba, eş- dost derken; sayıyı tamamlarız. ‘’ Demokrasilerde çareler tükenmez,’’ dememiş miydi Demirel! Buluruz çaresini, önemli olan niyet.

Artık bitireyim yazımı da, kuracağım parti için adam toplamaya başlayayım ufak ufak. Hem, ’’Azardan azardan, çok olur birazdan.’’ demiş atalarımız. İşte aynen öyle olacağız. Çoğalacağız çoğalacağız, çoğalacağız. Her partinin hayal ettiği ve salakça inandığı gibi – sözüm meclisten dışarı – , tek başımıza iktidar olacağız. Allah yardımcım olur inşallah! Şurada memleket hizmeti yapacağız, mahalle takımı kurmayacağız ya.

Beni destekleyin sevgili okurlar. Bir aya kalmaz bitiririm parti kurma işini. Ya gerisi mi? Bekle ve gör politikası canıııım! Sabırlı olun biraz. Ananızın karnında dokuz ay nasıl durdunuz? Cık cık cık!

K.Esen..

 Posted by at 23:37
Şub 242015
 

imagesP6Q177H4İnsandı…
İnsanlardan korkardı
Dili vardı
Konuştuğu duyulmazdı..
Kimseye söylemediği
Sevdiği bir çiçek
Sevdiği bir kuş
Sevdiği bir ağaç vardı

Ama insanlardan korkardı…

Bir gün
Koyu yalnızlığını
Yükleyip sırtına
Uzaklara
Çok uzaklara
Sessizce kayboldu

Ne zaman
Bilmediğim bir ağaç
Bilmediğim bir kuş
Bilmediğim bir çiçek görsem
O
Geliverir aklıma
Titrer korkarım
İnsanlardan
Suskunluktan
Ve
Kaybolmaktan

L.Ümit Temiz..

Şub 012015
 

images[6]Ne çok uzak yanımız vardır bizim.
Bazen bir film karesi, bazen bir şarkı dizesi bile, benliğimizi ‘şuandan’ koparıp almak için yetiyor işte.
Aklımızın yeli, uçacağı uzakların açık kapılarını bekliyor daima. Efkârlanmak oradan gelip vuruyor bizi, özlemek hep o uzaktan!

Hayat hortumlarının başladığı andır uzaklar ve daldığımız geçmişin mavi menekşeleri…
O menekşelere küstüğümden beri, benimle konuşmayan bir gitarı kucakladım bugün.

Kılıfının üzerine, bensizliğin izleri gibi peydahlanmış tozlarını silemedim nedense.

Öylece alıp Alper’e verdim. Gitar sanki insan da, susturulmuşluğun acısını çıkarırcasına Alper’e ağlıyor sandım o an . Tıpkı içimdeki deli divane özlemler gibi, o da beklemiş bir dost elini kendi telleri üzerinde! Tıpkı benim gibi, unutmadım demek için, en sağanak günü seçmiş kendine.

Nasıl da yağıyor yağmur, Ankara nasıl da can çekişiyor…

‘ Şimdi’ dedim içimden. ‘ Şimdi burada kim olsaydı, akardı geçmişine’. Mimiklerimiz birbirine karışırdı bir anda, dünya şu pencerenin gerisinde kalırdı. Ne kadar dalarsak dalalım, daha derinleşirdi her şey. Hüzne yetmiyor sevinçlerimiz, elimiz kendimize kalkmıyor. Soğuk otobüs camlarına başımızı dayayıp, parmak izlerimize bakarken de –şimdimizden- ayrılıyoruz, kalabalığın içinde her şeyi dinler gibi yapıyorken de. Güzel de olsa, hayal de olsa bizimdir daldığımız uzaklar, beynimizin id benliğidir. Vazgeçmiyoruz…

Nasıl da ufuksuzdur bu uzaklar ahh, nerede geri döneceğimiz belli belirsizdir hep!

Bir güz gibi sararmıştır, uzaktaki o ilk durağın o ilk anısı. Hep sizi bekleyen, siz içine gittikçe daha da şiddetlenen bir intikam gibidir. Üzerinden akıttığınız yıllara aldanıp yeniden gidersiniz ve yeniden gelip alır öcünü. Çünkü bencildir uzaklar! Çünkü kin tutar. Bir afetin arifesidir, gitar sesiyle bile hüngür hüngür ağlatmayı başaran. Ama onu yaşamak istersiniz. Yağmura yüzünü dönmüş bir koltuğa sinerken, telefonda saklanmış mesajların bir yenisini daha silerken, bilirsiniz ki o an ayırmıştır sizi her şeyden. O an, sizin hayatı daldığınız yerden yaşadığınız ve geçmiş zamanda kalsanız bile daha çok yaşlandığınız tek andır, ta ki, gözünüzden yaşları döktürene dek… sonra hiçbir şey yokmuş gibi davranır beden.

Hortum beni içine çekiyordu, bense içime sigarayı!

Bir yanda gitar sesi bir yandaysa yağmurun, kendi uzaklığıma kaçışımın melodisi olmuştu kulaklarımda. Gözlerim dolu dolu bakarken Gülay’ımın yüzüne, aynı anda yakılan sigaralara bir yenisi ekleniyordu sessiz sedasız. Kim bilir O nerelere gitmişti benim hiç öğrenemeyeceğim. Alper neredeydi de, bir gitarı ağlatacak dert salıyordu parmaklarından. Ben neredeydim?

Binnurum’la ‘ Hey gidi Ankara, görebildiğimiz kadarsın !’ diye bağırdığımız o yorgun günde… Babamın ‘topal karga’ diye başlayan, en küçük yaşlarımın, en büyük masalında… ‘Buralardan biraz uzaklaş’ diyen Tarık’ın, ‘gidiyorum’ dediğimde şiddetle kızmasında… Tülayımın ‘Ne olmuş benim bitaneme?’ diyen o ılık sesinde… Her helikopter sesi duyduğumda irkilişimde… Annemin bir haftadır bağırarak sıçradığım gecelerde yanıma koşmasında… Zuzum’un sana güveniyorum diye yazdığı o küçük notlarında. Burnumda tüten Neşemin, o yakışan adında… Ben neredeydim?

Uzaklar, ruhsal lâbirentlerimizin içinde kaybolduğumuz anlardır. Ya lâbirente kapıdan bakıp geri çıkmalıdır insan, ya da kendi içinde yok olmalıdır! Beni merak etmeyin… Yolu çok iyi ezberledim. Mavi menekşeleri geçince, ilk sağdan döneceğim.

F. Korkmaz..

Haz 052014
 

imagesCAGYK0HOtutunmaya ugrasma sarp kayaliklarin kayganligina
kendini bir kayakekigi kayaardici sanma
kayakertenkelesine kirlangicina kanma
parcalanir ellerin kan dolar avuclarina
birak kendini asagilara
ucarsin
ucamazsin
kanatlarin var ya da yok
ne farkeder
ardic kesilir
kekik serpilir
bir ömür boyunca
zaten bosluktasin

bir daha yasanmaz sanma biten asklarin ardisira
gagalarinda ölü otlar tasiyorlar
bak yuva kuran kuslar
yüregin kefen olmaz acilara
unutmak yazgidir insana
tükenir yeminlerin
kozasinda ölü birer tanridir kehanetlerin
dualarina uzanir kanatsiz meleklerin
senin bu yüreginin düstügü düslerin
ne gecmisi vardir ne de gelecegi
hersey sinirsiz bir cizgi
sinir arama
yol bulur
yoldan cikarsin
ne farkeder
tanrilar canlanir
melekler uyanir
bir ömür boyunca
zaten bosluktasin

bir ucundan tutup ta baglamaya calisma
bir yerlere birseyleri
dipsiz uzayda ipsiz dönerken dünya
senin dimagina sigmasa da
tutunacak bir kuru dalin olmasa da
bosalt iplerini
ister kopsun
ister dolansin yildizlarin efendisinin ayaklarina
ne farkeder
canindaki nefes bile sadik kalmaz iken ruhuna
gözyaslarin bir köle olmaz kendi kökünü cürüten
korkma kestane gülüslerinden
kacirma
yüregin her mevsim taze bögürtlen
ne farkeder
gök kararir
dip aydinlanir
bir ömür boyunca
zaten bosluktasin

M. Kayalı.

Haz 022014
 

imagesCA09654CSiz Bayım! Ne kadar özlendiğinizi düşündünüz mü? Herhangi biri ne kadar özledi sizi ve herhangi biri olmayan biri?..
Kimlerin aklından sayısı hesabedilemeyecek kadar çok geçerken, kimin aklında çetelesi tutulacak kadar bulundunuz.
Siz Bayım! Sizin ne kadar adınız anıldı duydunuz mu? Hakkınızda çok konuşuldu. Ne çok şey isteyenler oldu sizden.
Kimisi olabildiğince nezaket gösterirken, kimi emirlerini en yüksek tondan duyurdu, kimi sadece seslendi sustu istemekten korkarak…
Siz Bayım! Kaç kişinin suretine takıldı gözleriniz hatırlar mısınız?

Kaç kişinin gözü uzerinizde kaldı. Ne çok kibir yansıttınız gözlerinizden, ne çok mahçubiyetle karşılandınız kiminde.
Kaç dostunuzun resmi var albümünüzde, kaçının yüzü silinip gitti görüntü belleğinizde.

Siz Bayım! Ne kadar da kalabalık ortamlarda bulundunuz bir ara, kaç ten ve kaç nefes hissettiniz kendinizinkinde? Hangileri terliydi hangileri kokmakta… ve hangileri yürekli dokunuşlarla omuzlarınızdaydı.

Peki ya siz kimlere dokundunuz tüm şevkatinizle, hoş bayanlar da bulunmaktamıydı aralarında. Peki dokunuşlarınızın şiddeti, kaç gövdede onulmaz sarsıntılar yarattı?
Siz Bayım! Hayatınızda önemli sayılabilecek kaç olaya şahit oldunuz.
Varlığınız kimilerine göre değiştirdi pek çok şeyi, onların hayatlarında. Sizin hayatınızı değiştirenlere göz mü yumdunuz, engel olabildikleriniz de oldu mu?
Siz Bayım! Kaç kez “yeni güne” uyanmak şansını buldunuz? Bazı insanlar hayatlarının kaçıncı gününü yaşamakta olduklarını detaylarıyla hesaplayarak zamana meydan okumaya çalıştılar.

Uyandığınızda şükran dolu bir tebessüm yayıldı mı içinize yoksa daha ziyade pişmanlıklar ve zorsunmalar mı üşüştü?
Siz Bayım! Yeni yerler gördünüz, her iki yarım küreye de ilişti adımlarınız. Siz pek çok koordinatta bulunmuşken, kaç kişinin tek şansı, sadece üçer metrekarelik haritalarını arşınlamak kadardı.
Hangi toprakları yurt bellediniz?
Yoksa tüm açlığınızla yaşasın yurtsuzluk mu diyenlerdendiniz?
Siz Bayım! Kanınız? Yani kaç halkın kanı dolaşmakta kanınızda, düşündünüz mü? Ve kaçı kanınıza katılmışken, kaç halk katık oldu atalarınızın yaşamına. Babilli kadar eski, Maoriler kadar yerli, Türk kadar göçebe mi oldunuz?

Ve belki Lut kavminden kalmışçasına sapkınken İbrahim oğullarının kutsallığı da karışmış olabilir mi soyunuza.

Kimileri Adem diyor atalarına kimiyse maymundan evrildiğini o kadar kanıksamış ki, arada derede neye inanacağına karar veremeyen bir kesim var.
İnanç dedim Bayım yanlış duymadınız!
Siz Bayım! Evet siz, ta kendiniz! Söz buraya gelmişken devam edelim, nelere inandınız bir düşünün. Kimileri kendilerini inanmanın huzuruna teslim ederken, kimileri şüphenin yarattığı tedirginlikle dağlanıp durdular.

Siz Bayım! Siz orada öylesine durmaya alışanlardan mısınız? Peki siz, susmaya olduğu kadar, haykırmaya da çabalayan birilerinin varlığına şahit olmuştunuz geçmişte. Hangisine katıldınız?
Yoksa kalabalıkların arasında ışık saçarak yol göstermeye çalışan fenerler gibi mi yükseldiğiniz göğe, yada sadece göğe bakıp yol bulmaya çalışanlardan mı oldunuz?
Siz Bayım! Siz tesadüf olmadığınızı bilin, tesadüfen de olmadığınızı yerleştirin aklınıza.
Biz, Bayım, kacaman bir illetiz insanların aklına…

Kimisi “Soru” olduğumuzu düşündü bu güne kadar, kimileri de “Cevap” dedi. Biz, kendimize isim koymanın telaşından uzak sadece aklınıza yerleşmeye karar verdik, aklınızı doldurup, aklıNız olduk ve tahmininizden fazla yerbulduk çoğalmaya.

Siz Bayım! Siz’e; “bizDiniz” ve “bizSiniz” diyoruz. Siz ise “soru ve cevap”tan kopmuş “doğru ve yanlış” mı diye tartışmaya devam ediyorsunuz.
Siz Bayım! Siz tam da kendiniz….. Bir ara bu sohebete tekrar devam ederiz!

S. Pınar.

 Posted by at 20:47
May 162014
 

imagesEN1NNZNIHayatlarımız da hep ya beklenenler var yada bekleyenler var.
Ömrümüz nedense hep ümit etmekle unutmak arasında tükeniyor.
Ya beklenen bir türlü bize ulaşmıyor yada yol ayrımlarında erken davranıyoruz.
Ümit edilenle unutulanlar nedense hep birbirlerini götürüyorlar.
Yanlışla doğru da olduğu gibi…
Var oluşlarımızda yok oluşlarımızda hep aynı nedenden… Özlemden…
Kiminin hayatı yeni varoluşlara kiminin ki yokoluşlara gebe.
Ama sonuç ne olursa olsun yok olurken de var olurken de bekleyişler içindeyiz.
Bekledik…
Bekliyoruz…
Beklemeye devam edeceğiz…

Ve neden her bekleyen hayatını beklenene bağlar?
Yada neden beklenen birgün döneceğini söyleyerek çıkar bekleyenin hayatından?
Hayatımızda ki gelgitlerde neden hep bekleneni suçlarız?
O olsa hayat daha mı çekilir hale gelir?
Yoksa hayatı çekilir yapan Onun özlemi midir?
Neden bekleyen her güne beklenenin geleceği umuduyla başlar?
Gidişlerden dönüş olsaydı zaten varılmaz mıydı çoktan kavuşmalara?
Veya neden beklenen bir türlü dönüş yolunu bulamaz?
Bütün yollar çıkmaz da mıdır?
Ya da geri dönüşte bekleyeni bulamama korkusu mudur onu her yola çıktığında geri koyan sebep?

Bekleyen de beklenen de unuttuysa unutmaya mahkumsa neden her doğan gün kendisiyle beraber yeni bekleyişler de doğurur?
Veya neden hep sonunu bile bile başlarız yeni bekleyişlere?

Yoksa hiçbirşey değilde beklenenin bir gün geriye dönebilme umudu mudur bizi ayakta tutan?
Veya bir bekleyenimiz olduğu için yalnız olmadığımızı dünyaya kanıtlamış olduğumuzu sanmak mıdır bizi bekleyene bağlayan?

Bekleyen bütün hayatını o kadar bağlamıştır ki beklediğine, onun gelmesi için yapamayacağı hiçbirşey yoktur yeryüzünde.
O olmadan yalnızdır ve onun yalnızlığı da güzeldir sonunda Ona kavuşmak varsa…
Beklenen o kadar mutludur ki bir bekleyeni olduğuna Onsuz olmanın Onu görememenin hüznü bile güzel gelir eğer bütün yollardan geriye dönüş varsa…

Aslında bekleyen de beklenen de kendini mi kandırır?
Bütün bekleyişlerin asıl nedeni yolun sonunda kendimizi bulma, kendimize kalma korkusu mudur acaba?
Bütün bekleyişler de asıl beklediğimiz kendimiziz ve her döndüğümüz yolda kendimize çıkıyorsa başlangıçtan beri yalnız değil miyiz?
Ve yalnız mı bitir meliyiz?
Yalnızlığımıza veya başkalarının yalnızlığına çare aramaktansa sadece beklemeli miyiz?
Bu bekleyişin var mıdır sonu?
Yoksa sonsuz bekleyişlere o kadar harcadıkta benliğimizi geriye döndüğümüzde bulacak bir ben bırakmadık mı?
Boş umutların peşinden o kadar koştukta kendimize gidecek dermanı bulamadık mı?
Herşeyde o kadar başkalarını aradıkta kendimizi bulmaya zaman ayıramadık mı?
Veya herşeyi unuttuğumuz gibi başlangıçta asıl aradığımızın kendimiz olduğunu damı unuttuk?
Yoksa herşeyi kurguladık mı?
Bizi bu kadar mutlu eden, bekleten, yoran, acıtan, yorarken bile tekrarını bekleten hep mi kendi kurgu muzdu?..
Varsayımlardan mı ibarettik?
Ve kendimize bekleyenle bekleneni icat ettik…

Eğer herşey sadece kurguysa neden bu yolculuk sonsuz değil?
Neden diğer herşey gibi sadece bizim değil?
Neden bu oyunda tek başımıza oynayamıyoruz?
Ya beklenen yada beklenen olmak zorundaysak ve hangisi olacağımıza bile karar veremiyorsak nasıl bizim oynumuzdur bu?
Ve bu oyunun bir sonu var mıdır?
Yoksa sonsuz mudur bekleyenle beklenenin ömrü kadar?
Ve ben bu yazının neresindeyim?
Beklenen miyim? Beklemeli miyim?

Merve.

 Posted by at 00:52
Nis 302014
 

imagesCAPRXNY8Euzü billahi mine’ş-şeytani’r-racîm

Bismillahi’r-rahmani’r-rahîm

Ey bizleri varlığa erdiren

Var olmadaki sonsuz zevki gönüllerimize duyuran

Güzeller güzeli rabbimiz!

Sana sonsuz hamd ü senalar olsun.

Sevgili Peygamberimiz Hazreti Muhammed Mustafa’ya sonsuz salât ü selam olsun.

İçinde bulunduğumuz şu mübarek Regaib Kandili münasebetiyle bu gecenin senin katındaki kutsiliğini de vesile edinerek dergâh-ı ilahînin önünde ellerimizi açıp yalvarıyoruz:

YA İLAHE’L-ALEMİN!

Bize verdiğin isteme duygusu ve istenenleri vereceğin inancıyla engin rahmetinin kapısına dayanıyor, şu mübarek Regaib gecesinde bir kere daha hâlimizi arz etmek istiyoruz.

EY ÇARESİZLER ÇARESİ!

Senin dualara icabet etme mecburiyetin yoktur;

Ama bizim ona ihtiyacımız hissettiklerimizden de çoktur.

Bütün dileklerimizi kabul buyur

Ve bunları kabulünü vicdanlarımıza duyur;

Yalnızlıkla tir tir titreyen kalblerimizi iman ve itminanla doyur.

EY KORUYUP KOLLAYAN ALLAHIM!

Önümüzdeki şu upuzun hayat yolculuğunda, bizi kendi idrak ve ihsaslarımızın darlığıyla başbaşa bırakma;

Akıllarımızı inhiraf ve sürçmelerden,

Nefislerimizi cismânîliğin baskılarından,

Gönüllerimizi de hevâ ve heveslerin öldürücü oklarından sıyanet eyle ya Rabbi

Biz kullarını; ilimde kibir ve gururdan,

İbadette riya ve gafletten

Ve duygularına renk attıran ülfetten koru ya Rabbi!

Senin yolunda yürüyor gibi görünüp senden uzaklaşmak, kurbet atmosferinde iç içe firkat yaşamak,

Hep rızadan söz edip gazap arkasından koşmak ne acıdır!

Sen bizi kazanç yolu sanılan bu tür haybet vadilerinde ömür tüketmekten muhafaza buyur ya Rabbi.

EY GÜNAHLARI BAĞIŞLAYAN!

Şu mübarek gece hürmetine bizleri bağışla,

İnayetine ihtiyacımız açık,

Çaresizliğimiz her halimizden belli;

Bizleri yara-bere almadan

Ötelerdeki güzelliklere ancak sen ulaştırabilir ve bu güne kadar elli defa çatlamış ve kırılmış ruh dünyamızı da ancak sen tamir edebilirsin.

İçimizi sana döküyor,

Kusurlarımızı sana açıyor ve bizlere yeniden iyi insan olma yollarını göstermeni diliyoruz ya Rabbi!

EY KENDİSİNE YÜKSELEN ELLERİ BOŞ ÇEVİRMEYEN!

Bir süre ayrı düştükten sonra dönüp sana gelenleri kovmayacağını vadediyorsun.

Sana yönelenlere hep “gelin, gelin” diyorsun.

Ey Rab! Bütün kusur ve hatalarımızla beraber müsaade buyur “biz de geldik” diyelim. Geldik ve şu mübarek gecede sana,

Yolların amansızlığını,

Nefis, şeytan ve hevânın imansızlığını,

Bizim de dermansızlığımızı şikayet ediyoruz.

Bilhassa, her zaman hatalara açık duran,

Günahlara meyyal bulunan

Ve ululuğuna karşı hep saygısız davranan,

Serkeş nefsimizi sana şikayet ediyoruz.

Sen bizleri nefsin ve şeytanın şerrinden muhafaza buyur ya Rabbi!

Bizleri büyük-küçük hatalardan, günahlardan ve emirlerine karşı isyan kokan tavır ve davranışlardan arındır Ya Rabbi

Lisanlarımızı yalandan, gıybetten, senin sevmediğin,

Hoşnut olmadığın bütün kirli sözlerden temizle ya Rabbi!

Kalblerimizi gösterişten ve iki yüzlülükten muhafaza buyur ya Rabbi!

Her hal ve tavrımızı rızan istikametinde eyle ya Rabbi!

Niyetlerimizi ihlaslı kıl ya Rabbi!

Ve bize lütfettiğin bütün şeylerde de bereket ihsan eyle ya Rabbi!

EY TALİHSİZLERİN SIĞINAĞI,

EY ÂCİZLERİN GÜÇ KAYNAĞI, EY DERTLİLERİN TABİBİ VE EY YOLDA KALMIŞLARIN YOL GÖSTERENİ!

Şu anda duygularımız derbeder,

Davranışlarımız ahenksiz,

Çoğumuz itibarıyla ümitlerimiz sarsık,

Dünyanın durumu boz-bulanık,

İşte böyle bir dağınıklık içinde sana geldik.

Böyle gelenlerin ilki değiliz, sonuncusu da olmayacağız. Rahmetin, bu garip pişmanların ümit kapısı,

Şimdiye kadar gelip senin kapında ihtiyaç izhar edenlerden boş dönen hiç olmamış;

Hiçbir pişman da o kapıdan kovulmamıştır. O kapı senin kapın, onun başkalarından farkı da her gelene affındır.

Bizi hilm ü silminle güçlendir ve affınla bizlere muamelede bulun ya Rabbi!

EY RAB!

Ellerimiz-ağızlarımız, gözlerimiz-kulaklarımız, dillerimiz-dudaklarımız yaratılış gayelerinden fersah fersah uzak ve âdeta nankörlüğe kilitli;

Eller yasak meyvelerde,

Ağızlar harama açık duruyor;

Gözler başkalarının kusur müfettişi..

Yalan revaçta, hıyanet sıradan bir şey,

Hak ve adaletin ismi var sadece;

Vefa Kafdağı’nın arkasında,

Ahde hürmet unutulup da bir köşede kalmış;

Buna karşılık haksızlık firavunları utandıracak dorukta.

Makam sevgisi, şöhret hissi, rahat etme düşüncesi, boyunlarımızda âdeta çelikten bir kement;

Her biri birer çukur olan bu duygulardan bir türlü kurtulamıyor ve özümüzle bütünleşip kendimiz olamıyoruz.

N’olur bu durumdan bizleri kurtar ya Rabbi!

ALLAH’IM!

Dünya ve ukbâ kazancı adına ne ciddî bir hesap

Ne de tutarlı bir plâna sahibiz.

Kazançlar kuşağında sürekli kaybediyoruz;

Kaybederken de muhtemel daha kötü durumlarla teselli olmaya çalışıyoruz.

Zamanı suçlama, şartlara lânetler yağdırma da ayrı bir avunma yolu.

Bütün bunlara rağmen ya Rabb!,

Bizi bize bırakmaman en büyük dileğimiz.

Kendimiz edip kendimiz bulsak da,

Rahmetin, istihkaklarımıza lütuf televvünlü haklar bahşedecek genişlikte.

Sen bizlere lütfunla muamelede bulun ya Rabbi!

EY KAİNATIN SULTANI!

Dua edenlere cevap veren sen,

Izdırapları dindirip ihtiyaçları gideren sen,

Devrilenleri kaldırıp doğrultan sen,

Çatlayıp kırılanları sarıp-sarmalayıp tedavi eden de sensin!

Senden ayrı kalışımız ruhumuza renk attırdı;

Nefsânîlik ve gaflet, ibadetlerimizin mânâ ve özünü alıp götürdü;

Samimiyetsizlik dualarımızın kolunu-kanadını kırdı.

Sinelerimiz bomboş, düşüncelerimiz tutarsız, kalbî ve ruhî hastalıklarımız bizi yere sermek üzere..

Var eden sensin, yok eden de sen; uzak tutan sensin, yaklaştıran da sen;

Sen bizi biz etmeseydin biz bu duyduklarımızı duyamaz ve bize imanın neş’esini tattırmasaydın şu söylediklerimizi söyleyemezdik.

Verdiklerin vereceklerinin referansı; diliyor ve dileniyoruz, bize yakınlığını duyur ve benliğimizde sana karşı yaklaşma heyecanları uyar ya Rabbi!

EY KORUYUP KOLLAYAN YÜCELER YÜCESİ!

Bilerek ya da bilmeyerek işlediğimiz günahlardan dolayı bize azap etme..

Şu aciz kullarına, gazabının önüne geçmiş o engin rahmetinle ve fazlınla

Muâmele eyle..

Bizi dünyevî afet ve rezaletlerden,

Ahiret azabından,

Kalbleri fenalığa esir düşmüş kötü insanların şerlerinden,

Fâcir kimselerin komplolarından,

Düzenbazların hîle ve tecavüzlerinden,

Bozguncuların kırıp dökmelerinden

Ve bütün despotların zulmünden

Sen bizleri ve ülkemizi

Muhafaza buyur ya Rabbi!

Ya Rabbi bize dünya da ve ahirette iyilikler lutfeyle

Bizleri cehennem azabından azad eyle

Ya Rabbi bizi, anne ve babamızı, ve bütün inananları büyük buluşma ve duruşma gününde sen mağfiret eyle

Ya Rabbi ülkemize ve islam alemine birlik ve düzen

Bütün dünyaya da huzur ve barış nasibeyle

EY YAPILAN DUALARA CEVAP VEREN ALLAH’IM!

Sana itaat edilir Sen karşılığını veririsin;

Sana isyan edilir, sen bağışlar ve affedersin,

Darda kalanlara icabet edersin,

Zararı sıkıntıyı ortadan kaldırırsın

Hastalara şifa, dertlilere deva verirsin

Günahları bağışlar, tövbeleri kabul edersin

Sen bizlerin dualarını kabul buyur ya Rabbi!

YA İLAHEL ALEMİN!

Burada okunan Kur’an’dan

Getirilen salat ü selamlardan

Terennüm edilen mevlid-i şeriften

İlahi ve kasidelerden

Hasıl olan sevaplardan başta Peygamberimiz Efendimiz Hazret-i Muhammed (SAS) olmak bütün enbiya ve murseline

Dine diyanete hizmet etmiş insanlara

Bütün eş dost akraba arkadaş ve arkadaşlarımıza

Tüm yakınlarımıza ve büyüklerimize

Gazi ve şehitlerimize

Bu ülke için hizmet vermiş devlet adamlarımıza

Armağan ediyoruz sen onların ruhlarını da hissedar eyle ya Rabbi!

EY YÜCELER YÜCESİ!

Efendimiz Hazret-i Muhammed’e,

Muallâ aile efradına

Ve bütün Ashab-ı Güzînine

Salât u selam ederek ve şu mübarek Regaib gecesini vesile edinerek bunları senden dileniyoruz; dualarımızı kabul buyur ya Rabbi!..

Amin amin amin

Velhamdü Lillahi Rabbil Alemine’l-fatiha