Nis 222016
 

HÜZÜN

Bu nasıl bir ezgi , gece ve ben …ağlamak istiyor gözlerim, inadına ağlamak yok diyor sessiz yüreğim.

Yalnızlığa gömülmüş , feryadım, figanım karışmış her nağmeye ,olsun varsın yinede inadına.

Açsam, şaçsam, dönsem, yıksam kapıları …dokunmayın desem çocuklar gibi sessizce ağlasam gizlice, hıçkırsam, ama ağlamak yok inadına.

Dalsam, yaksam yangınları , su yansa ateş donsa inadına, bir matem belirse yüzümde sussam hiç konuşmasam

Türküler yaksam sevgiliye , duyar mı? , duyulur mu? …nağmeler atsam rüzgara karışık.

Hafifçe rüzgar esse, yüreğimi yaprak yaprak titretse üşüsem ,belli etmesem inadına.

Yağmur yağsa , koklasam kokusunu, hafifçe ıslansam süzülse yanaklarımdan.

Çöksem olduğum yere çamur olsa her yerim , her yerim kirlense, soğukluğu vursa bedenime.

Uzandığımda dokuna bilsem gök kuşağına ,dalsam gizemine renklerin.

Korkusuzca dalabilsem kapatsam gözlerimin perdesini gecenin bilmem kaçında , bir yalın rüzgar okşasa bedenimi

ve

Hiç uyanmasam …

K.GEDİK

07.07.2004

Read the latest car news and check out newest photos, articles, and more from the Car and Driver Blog.

Nis 052015
 

guncelsiz_1307644478[1]

Son zamanlarda çok canım sıkılıyor.
Çünkü yapacak şöyle dişe dokunur, hatırı sayılır bir işim yok.
Yetişmem gereken bir yer yok, üstlendiğim bir görev yok.
Ali’yi everdik, Güllü’yü gelin ettik. Hoş, Ali’miz yoktu da zaten, lâfın gelişi işte.

N’olacak böyle, ‘’Göz derya, seyir bedava.’’ misali?
Ne yapıp edip, bir iş bulmam gerek.
Genç yaşta emekli olmak ne kötüymüş!
Yaşım henüz ellibir ve altı yıllık emekliyim.

Oysa ki, yeni bir işe başlasam; ikinci kez emekli olmayı hak edecek kadar çalışacak enerjiye sahip olduğumu hissediyorum. Hissetmek ne kelime! Eminim, emin. Enerji fışkırıyor her yanımdan.
Hani tutmasalar, dağları devireceğim. O kadar enerji doluyum. Öyle bildiğiniz gibi değil.’’ Gurbette öğünmek, hamamda türkü söylemeye benzermiş.’’ diye düşünmeyin. Öğünmek değil, gerçek bu.

Bir iş bulmalıyım. Hııımmmm! Acaba ne iş yapsam? Öyle her işi yapmam, ya – pa -mam. Şöyle hatırı sayılır bir işim olmalı. Demem o ki, ‘’Attığım taş, ürküttüğüm kurbağaya değmeli.’’… Örneğin masa başı iş, bana göre değil. Benim işim hareketli olmalı. Hem, masa başında oturursam, kilo alırım.

Durup dururken, giysi masrafına giremem. Çat orada olmalıyım, çat burada. İş gezilerine çıkmalıyım. Yüzlerce insanla muhatap olmalıyım, binlerce kişinin elini sıkmalıyım. Ki, enerjim onlara da geçsin. İnsanları karşıma alıp, onlara hitabetmeliyim.

Memleketi düzlüğe çıkarmanın yollarını anlatmalıyım. Her gün bir tv ekranında konaklamalıyım. Programcının eline tutuşturduğum ve kendim hazırladığım ayrıca günlerce üzerinde çalıştığım sorulara şakır şakır(!) yanıt vermeliyim. İzleyenleri, performansımla ( Şimdi çok moda bu kelime.) hayrete düşürmeliyim. Vatandaşlarıma, sahip olduğum vizyonumu sunmalıyım. Vatandaşlar beni dinleyince; ‘’ Hıhhh! İşte liderimizi bulduk!’’ demeliler.

Bu memleket, benden yararlanmalı…’’Altım hasırda ama, gözüm Mısır’da’’ sizin anlayacağınız. İnşallah ileride altım hasırda değil; kasırda olur. (Nasıl? Şiir gibi oldu di’mi? Zaten, serde şairlik var bir de, öğünmek gibi olmasın. Allah vergisi işte.)

Hal böyle olunca, düşündüm taşındım ve siyasete atılmaya karar verdim. Hem de en tepe noktasından. Çok genç olsaydım, önce parti üyeliğinden başlar, yavaş yavaş yükselirdim. Ama , önümde çok uzun zamanım kalmamış olabilir.Yaşımız altmışa merdiven dayadı.

Partide yükseldiğimi, büyüklerimin beni keşfedip tepelere doğru tırmandığımı göremeyebilirim. Yarın ne olacağımız belli değil ki. Hastalık var, kaza var, ölüm var Allah gecinden versin. İşte o nedenle siyasete, en tepelerden başlamalıyım.Ya bakan olmalıyım, ya başbakan .

Şimdi diyeceksiniz ki, o kadar kolay mı? Kolay işe talip olmam zaten. Kolaylık, şahsıma yakışmayan bir kelime.

İyi de, hadi bakan – başbakan oldun diyelim; ekonomi alt- üst gelirse, enflasyon yükselirse vatandaşa ne diyeceksin mi diye soruyorsunuz? Derim ki ben de: Zaten enkaz devraldık. 30- 40 yıldır kimsenin el atmaya cesaret edemediği sorunlara eğildik, yeni düzenlemeler getirdik. Merak etmeyin, her şey kontrolümüz altında…( kih kih kih)

Avrupa Birliği’ne giremezse Türkiye, ne mi yaparım? Vatandaşa ne cevap mı veririm?Yanıtım çoktan hazır: Ananızın karnından Av.Birliği’yle mi doğdunuz be kardeşim? Hem zaten bir Hıristiyan Kulübü orası. ( Yaa! Gördünüz işte yanıtımı.)

Vatandaş; dolar ve euro yükseldi diye bağırırsa ne mi yaparım? Ne işiniz var dolarla, euroyla hıııııı? Ne işiniz varrrr? Siz kim, dolar kim? Türk parasının suyu mu çıktı ha, suyu mu çıktı? Dolarla borçlanırken bana mı sordunuz, derim. ( Kendileri kaşındılar. İşte böyle yaparım ben adamı.)

İnsanlar petrol fiyatlarının yüksekliğinden yakınırsa, ne mi yaparım? Canım, politikacının ağzı lâf yapacak. Hemen yapıştırırım cevabı. Şöyle çatıp kaşlarımı, milleti sanki dövecekmiş gibi kızgın bir yüz ifadesiyle şunu derim: Petrolün fiyatını biz mi belirliyoruz kardeşim? Dışarıya bağımlıyız bu konuda. Bir de yalan atarım: Dünyada en ucuz petrol benim ülkemde. (Yalandan kim ölmüş ki, ben öleyim.)

Sanayiciler, iş adamları, bilmem ne sendikası yöneticileri; kötüye giden ekonomi nedeniyle seni topa tutarlarsa ne cevap vereceksin mi dediniz? Ayol, çocuk oyuncağı buna yanıt vermek. Öğrendim artık ustalardan. Hemen hemen her hükümetin başı sıkışınca sığındığı mazerete ben de sığınırım: Tabi ya topa tutacaklar! Bazılarının hortumlarını kestik de, efendiler rahatsız oldular. (Ne yalan ama!)

Vatandaşları dolandıran ve belli bir görüşe hizmet eden kuruluşlardan yakınanlar olursa ne mi yaparım? Onlara para verirken bana mı sordun kardeşim, derim. Hem de boru gibi ses veririm. Madem o kadar çok doların var; al dolarını, git Amerika’ya bile derim…(Ben de lâf çooook.)

Ülkedeki olası kutuplaşmalardan, devlet birimlerinin birbirleriyle ters düşmesinden yakınırlarsa, ne mi olacak? Şimdiye kadar ne oldu ki? Parti meclisimde, her ne söylersem söyleyeyim beni alkışlayan omuzdaşlarımın karşısında veririm cevabımı aslanlar gibi: İktidarımızı yıkmaya yönelik komplolar bunlar. Çetelerin uydurması be!

Bazı milletvekilleri hakkında yolsuzluk iddiaları olursa, yüce divan yolu falan açılırsa ne yapacağım, öyle mi? Başlarım verip veriştirmeye: Bizim, kimseye verilemeyecek hesabımız yoktur. Kimseden korkumuz da yoktur, Allah’tan başka. Alnımız açık açıııık!…Zaten, dokunulmazlıkları da kaldıracağız.(Gördünüz işte, mangalda kül bırakmadım. Herkes sus pus. Nasıl da inandılar.)

Yaaaa!İşte böyle. Çoktan girdim siyasetin havasına. Ancak, bir sorunum var. Hangi partiden gireceğim siyasete? İşte en büyük zorluk burada. Şu anda, sayısı neredeyse beşyüze(!) çıkmış parti arasında, vizyonuma uygun bir tane bile parti yok. O halde, önce bir parti kurmayalım. Düşündüm de, bizim sülale kalabalık. Hısım, akraba, eş- dost derken; sayıyı tamamlarız. ‘’ Demokrasilerde çareler tükenmez,’’ dememiş miydi Demirel! Buluruz çaresini, önemli olan niyet.

Artık bitireyim yazımı da, kuracağım parti için adam toplamaya başlayayım ufak ufak. Hem, ’’Azardan azardan, çok olur birazdan.’’ demiş atalarımız. İşte aynen öyle olacağız. Çoğalacağız çoğalacağız, çoğalacağız. Her partinin hayal ettiği ve salakça inandığı gibi – sözüm meclisten dışarı – , tek başımıza iktidar olacağız. Allah yardımcım olur inşallah! Şurada memleket hizmeti yapacağız, mahalle takımı kurmayacağız ya.

Beni destekleyin sevgili okurlar. Bir aya kalmaz bitiririm parti kurma işini. Ya gerisi mi? Bekle ve gör politikası canıııım! Sabırlı olun biraz. Ananızın karnında dokuz ay nasıl durdunuz? Cık cık cık!

K.Esen..

 Posted by at 23:37
Şub 242015
 

imagesP6Q177H4İnsandı…
İnsanlardan korkardı
Dili vardı
Konuştuğu duyulmazdı..
Kimseye söylemediği
Sevdiği bir çiçek
Sevdiği bir kuş
Sevdiği bir ağaç vardı

Ama insanlardan korkardı…

Bir gün
Koyu yalnızlığını
Yükleyip sırtına
Uzaklara
Çok uzaklara
Sessizce kayboldu

Ne zaman
Bilmediğim bir ağaç
Bilmediğim bir kuş
Bilmediğim bir çiçek görsem
O
Geliverir aklıma
Titrer korkarım
İnsanlardan
Suskunluktan
Ve
Kaybolmaktan

L.Ümit Temiz..

Şub 012015
 

images[6]Ne çok uzak yanımız vardır bizim.
Bazen bir film karesi, bazen bir şarkı dizesi bile, benliğimizi ‘şuandan’ koparıp almak için yetiyor işte.
Aklımızın yeli, uçacağı uzakların açık kapılarını bekliyor daima. Efkârlanmak oradan gelip vuruyor bizi, özlemek hep o uzaktan!

Hayat hortumlarının başladığı andır uzaklar ve daldığımız geçmişin mavi menekşeleri…
O menekşelere küstüğümden beri, benimle konuşmayan bir gitarı kucakladım bugün.

Kılıfının üzerine, bensizliğin izleri gibi peydahlanmış tozlarını silemedim nedense.

Öylece alıp Alper’e verdim. Gitar sanki insan da, susturulmuşluğun acısını çıkarırcasına Alper’e ağlıyor sandım o an . Tıpkı içimdeki deli divane özlemler gibi, o da beklemiş bir dost elini kendi telleri üzerinde! Tıpkı benim gibi, unutmadım demek için, en sağanak günü seçmiş kendine.

Nasıl da yağıyor yağmur, Ankara nasıl da can çekişiyor…

‘ Şimdi’ dedim içimden. ‘ Şimdi burada kim olsaydı, akardı geçmişine’. Mimiklerimiz birbirine karışırdı bir anda, dünya şu pencerenin gerisinde kalırdı. Ne kadar dalarsak dalalım, daha derinleşirdi her şey. Hüzne yetmiyor sevinçlerimiz, elimiz kendimize kalkmıyor. Soğuk otobüs camlarına başımızı dayayıp, parmak izlerimize bakarken de –şimdimizden- ayrılıyoruz, kalabalığın içinde her şeyi dinler gibi yapıyorken de. Güzel de olsa, hayal de olsa bizimdir daldığımız uzaklar, beynimizin id benliğidir. Vazgeçmiyoruz…

Nasıl da ufuksuzdur bu uzaklar ahh, nerede geri döneceğimiz belli belirsizdir hep!

Bir güz gibi sararmıştır, uzaktaki o ilk durağın o ilk anısı. Hep sizi bekleyen, siz içine gittikçe daha da şiddetlenen bir intikam gibidir. Üzerinden akıttığınız yıllara aldanıp yeniden gidersiniz ve yeniden gelip alır öcünü. Çünkü bencildir uzaklar! Çünkü kin tutar. Bir afetin arifesidir, gitar sesiyle bile hüngür hüngür ağlatmayı başaran. Ama onu yaşamak istersiniz. Yağmura yüzünü dönmüş bir koltuğa sinerken, telefonda saklanmış mesajların bir yenisini daha silerken, bilirsiniz ki o an ayırmıştır sizi her şeyden. O an, sizin hayatı daldığınız yerden yaşadığınız ve geçmiş zamanda kalsanız bile daha çok yaşlandığınız tek andır, ta ki, gözünüzden yaşları döktürene dek… sonra hiçbir şey yokmuş gibi davranır beden.

Hortum beni içine çekiyordu, bense içime sigarayı!

Bir yanda gitar sesi bir yandaysa yağmurun, kendi uzaklığıma kaçışımın melodisi olmuştu kulaklarımda. Gözlerim dolu dolu bakarken Gülay’ımın yüzüne, aynı anda yakılan sigaralara bir yenisi ekleniyordu sessiz sedasız. Kim bilir O nerelere gitmişti benim hiç öğrenemeyeceğim. Alper neredeydi de, bir gitarı ağlatacak dert salıyordu parmaklarından. Ben neredeydim?

Binnurum’la ‘ Hey gidi Ankara, görebildiğimiz kadarsın !’ diye bağırdığımız o yorgun günde… Babamın ‘topal karga’ diye başlayan, en küçük yaşlarımın, en büyük masalında… ‘Buralardan biraz uzaklaş’ diyen Tarık’ın, ‘gidiyorum’ dediğimde şiddetle kızmasında… Tülayımın ‘Ne olmuş benim bitaneme?’ diyen o ılık sesinde… Her helikopter sesi duyduğumda irkilişimde… Annemin bir haftadır bağırarak sıçradığım gecelerde yanıma koşmasında… Zuzum’un sana güveniyorum diye yazdığı o küçük notlarında. Burnumda tüten Neşemin, o yakışan adında… Ben neredeydim?

Uzaklar, ruhsal lâbirentlerimizin içinde kaybolduğumuz anlardır. Ya lâbirente kapıdan bakıp geri çıkmalıdır insan, ya da kendi içinde yok olmalıdır! Beni merak etmeyin… Yolu çok iyi ezberledim. Mavi menekşeleri geçince, ilk sağdan döneceğim.

F. Korkmaz..

Haz 052014
 

imagesCAGYK0HOtutunmaya ugrasma sarp kayaliklarin kayganligina
kendini bir kayakekigi kayaardici sanma
kayakertenkelesine kirlangicina kanma
parcalanir ellerin kan dolar avuclarina
birak kendini asagilara
ucarsin
ucamazsin
kanatlarin var ya da yok
ne farkeder
ardic kesilir
kekik serpilir
bir ömür boyunca
zaten bosluktasin

bir daha yasanmaz sanma biten asklarin ardisira
gagalarinda ölü otlar tasiyorlar
bak yuva kuran kuslar
yüregin kefen olmaz acilara
unutmak yazgidir insana
tükenir yeminlerin
kozasinda ölü birer tanridir kehanetlerin
dualarina uzanir kanatsiz meleklerin
senin bu yüreginin düstügü düslerin
ne gecmisi vardir ne de gelecegi
hersey sinirsiz bir cizgi
sinir arama
yol bulur
yoldan cikarsin
ne farkeder
tanrilar canlanir
melekler uyanir
bir ömür boyunca
zaten bosluktasin

bir ucundan tutup ta baglamaya calisma
bir yerlere birseyleri
dipsiz uzayda ipsiz dönerken dünya
senin dimagina sigmasa da
tutunacak bir kuru dalin olmasa da
bosalt iplerini
ister kopsun
ister dolansin yildizlarin efendisinin ayaklarina
ne farkeder
canindaki nefes bile sadik kalmaz iken ruhuna
gözyaslarin bir köle olmaz kendi kökünü cürüten
korkma kestane gülüslerinden
kacirma
yüregin her mevsim taze bögürtlen
ne farkeder
gök kararir
dip aydinlanir
bir ömür boyunca
zaten bosluktasin

M. Kayalı.

Haz 022014
 

imagesCA09654CSiz Bayım! Ne kadar özlendiğinizi düşündünüz mü? Herhangi biri ne kadar özledi sizi ve herhangi biri olmayan biri?..
Kimlerin aklından sayısı hesabedilemeyecek kadar çok geçerken, kimin aklında çetelesi tutulacak kadar bulundunuz.
Siz Bayım! Sizin ne kadar adınız anıldı duydunuz mu? Hakkınızda çok konuşuldu. Ne çok şey isteyenler oldu sizden.
Kimisi olabildiğince nezaket gösterirken, kimi emirlerini en yüksek tondan duyurdu, kimi sadece seslendi sustu istemekten korkarak…
Siz Bayım! Kaç kişinin suretine takıldı gözleriniz hatırlar mısınız?

Kaç kişinin gözü uzerinizde kaldı. Ne çok kibir yansıttınız gözlerinizden, ne çok mahçubiyetle karşılandınız kiminde.
Kaç dostunuzun resmi var albümünüzde, kaçının yüzü silinip gitti görüntü belleğinizde.

Siz Bayım! Ne kadar da kalabalık ortamlarda bulundunuz bir ara, kaç ten ve kaç nefes hissettiniz kendinizinkinde? Hangileri terliydi hangileri kokmakta… ve hangileri yürekli dokunuşlarla omuzlarınızdaydı.

Peki ya siz kimlere dokundunuz tüm şevkatinizle, hoş bayanlar da bulunmaktamıydı aralarında. Peki dokunuşlarınızın şiddeti, kaç gövdede onulmaz sarsıntılar yarattı?
Siz Bayım! Hayatınızda önemli sayılabilecek kaç olaya şahit oldunuz.
Varlığınız kimilerine göre değiştirdi pek çok şeyi, onların hayatlarında. Sizin hayatınızı değiştirenlere göz mü yumdunuz, engel olabildikleriniz de oldu mu?
Siz Bayım! Kaç kez “yeni güne” uyanmak şansını buldunuz? Bazı insanlar hayatlarının kaçıncı gününü yaşamakta olduklarını detaylarıyla hesaplayarak zamana meydan okumaya çalıştılar.

Uyandığınızda şükran dolu bir tebessüm yayıldı mı içinize yoksa daha ziyade pişmanlıklar ve zorsunmalar mı üşüştü?
Siz Bayım! Yeni yerler gördünüz, her iki yarım küreye de ilişti adımlarınız. Siz pek çok koordinatta bulunmuşken, kaç kişinin tek şansı, sadece üçer metrekarelik haritalarını arşınlamak kadardı.
Hangi toprakları yurt bellediniz?
Yoksa tüm açlığınızla yaşasın yurtsuzluk mu diyenlerdendiniz?
Siz Bayım! Kanınız? Yani kaç halkın kanı dolaşmakta kanınızda, düşündünüz mü? Ve kaçı kanınıza katılmışken, kaç halk katık oldu atalarınızın yaşamına. Babilli kadar eski, Maoriler kadar yerli, Türk kadar göçebe mi oldunuz?

Ve belki Lut kavminden kalmışçasına sapkınken İbrahim oğullarının kutsallığı da karışmış olabilir mi soyunuza.

Kimileri Adem diyor atalarına kimiyse maymundan evrildiğini o kadar kanıksamış ki, arada derede neye inanacağına karar veremeyen bir kesim var.
İnanç dedim Bayım yanlış duymadınız!
Siz Bayım! Evet siz, ta kendiniz! Söz buraya gelmişken devam edelim, nelere inandınız bir düşünün. Kimileri kendilerini inanmanın huzuruna teslim ederken, kimileri şüphenin yarattığı tedirginlikle dağlanıp durdular.

Siz Bayım! Siz orada öylesine durmaya alışanlardan mısınız? Peki siz, susmaya olduğu kadar, haykırmaya da çabalayan birilerinin varlığına şahit olmuştunuz geçmişte. Hangisine katıldınız?
Yoksa kalabalıkların arasında ışık saçarak yol göstermeye çalışan fenerler gibi mi yükseldiğiniz göğe, yada sadece göğe bakıp yol bulmaya çalışanlardan mı oldunuz?
Siz Bayım! Siz tesadüf olmadığınızı bilin, tesadüfen de olmadığınızı yerleştirin aklınıza.
Biz, Bayım, kacaman bir illetiz insanların aklına…

Kimisi “Soru” olduğumuzu düşündü bu güne kadar, kimileri de “Cevap” dedi. Biz, kendimize isim koymanın telaşından uzak sadece aklınıza yerleşmeye karar verdik, aklınızı doldurup, aklıNız olduk ve tahmininizden fazla yerbulduk çoğalmaya.

Siz Bayım! Siz’e; “bizDiniz” ve “bizSiniz” diyoruz. Siz ise “soru ve cevap”tan kopmuş “doğru ve yanlış” mı diye tartışmaya devam ediyorsunuz.
Siz Bayım! Siz tam da kendiniz….. Bir ara bu sohebete tekrar devam ederiz!

S. Pınar.

 Posted by at 20:47
May 162014
 

imagesEN1NNZNIHayatlarımız da hep ya beklenenler var yada bekleyenler var.
Ömrümüz nedense hep ümit etmekle unutmak arasında tükeniyor.
Ya beklenen bir türlü bize ulaşmıyor yada yol ayrımlarında erken davranıyoruz.
Ümit edilenle unutulanlar nedense hep birbirlerini götürüyorlar.
Yanlışla doğru da olduğu gibi…
Var oluşlarımızda yok oluşlarımızda hep aynı nedenden… Özlemden…
Kiminin hayatı yeni varoluşlara kiminin ki yokoluşlara gebe.
Ama sonuç ne olursa olsun yok olurken de var olurken de bekleyişler içindeyiz.
Bekledik…
Bekliyoruz…
Beklemeye devam edeceğiz…

Ve neden her bekleyen hayatını beklenene bağlar?
Yada neden beklenen birgün döneceğini söyleyerek çıkar bekleyenin hayatından?
Hayatımızda ki gelgitlerde neden hep bekleneni suçlarız?
O olsa hayat daha mı çekilir hale gelir?
Yoksa hayatı çekilir yapan Onun özlemi midir?
Neden bekleyen her güne beklenenin geleceği umuduyla başlar?
Gidişlerden dönüş olsaydı zaten varılmaz mıydı çoktan kavuşmalara?
Veya neden beklenen bir türlü dönüş yolunu bulamaz?
Bütün yollar çıkmaz da mıdır?
Ya da geri dönüşte bekleyeni bulamama korkusu mudur onu her yola çıktığında geri koyan sebep?

Bekleyen de beklenen de unuttuysa unutmaya mahkumsa neden her doğan gün kendisiyle beraber yeni bekleyişler de doğurur?
Veya neden hep sonunu bile bile başlarız yeni bekleyişlere?

Yoksa hiçbirşey değilde beklenenin bir gün geriye dönebilme umudu mudur bizi ayakta tutan?
Veya bir bekleyenimiz olduğu için yalnız olmadığımızı dünyaya kanıtlamış olduğumuzu sanmak mıdır bizi bekleyene bağlayan?

Bekleyen bütün hayatını o kadar bağlamıştır ki beklediğine, onun gelmesi için yapamayacağı hiçbirşey yoktur yeryüzünde.
O olmadan yalnızdır ve onun yalnızlığı da güzeldir sonunda Ona kavuşmak varsa…
Beklenen o kadar mutludur ki bir bekleyeni olduğuna Onsuz olmanın Onu görememenin hüznü bile güzel gelir eğer bütün yollardan geriye dönüş varsa…

Aslında bekleyen de beklenen de kendini mi kandırır?
Bütün bekleyişlerin asıl nedeni yolun sonunda kendimizi bulma, kendimize kalma korkusu mudur acaba?
Bütün bekleyişler de asıl beklediğimiz kendimiziz ve her döndüğümüz yolda kendimize çıkıyorsa başlangıçtan beri yalnız değil miyiz?
Ve yalnız mı bitir meliyiz?
Yalnızlığımıza veya başkalarının yalnızlığına çare aramaktansa sadece beklemeli miyiz?
Bu bekleyişin var mıdır sonu?
Yoksa sonsuz bekleyişlere o kadar harcadıkta benliğimizi geriye döndüğümüzde bulacak bir ben bırakmadık mı?
Boş umutların peşinden o kadar koştukta kendimize gidecek dermanı bulamadık mı?
Herşeyde o kadar başkalarını aradıkta kendimizi bulmaya zaman ayıramadık mı?
Veya herşeyi unuttuğumuz gibi başlangıçta asıl aradığımızın kendimiz olduğunu damı unuttuk?
Yoksa herşeyi kurguladık mı?
Bizi bu kadar mutlu eden, bekleten, yoran, acıtan, yorarken bile tekrarını bekleten hep mi kendi kurgu muzdu?..
Varsayımlardan mı ibarettik?
Ve kendimize bekleyenle bekleneni icat ettik…

Eğer herşey sadece kurguysa neden bu yolculuk sonsuz değil?
Neden diğer herşey gibi sadece bizim değil?
Neden bu oyunda tek başımıza oynayamıyoruz?
Ya beklenen yada beklenen olmak zorundaysak ve hangisi olacağımıza bile karar veremiyorsak nasıl bizim oynumuzdur bu?
Ve bu oyunun bir sonu var mıdır?
Yoksa sonsuz mudur bekleyenle beklenenin ömrü kadar?
Ve ben bu yazının neresindeyim?
Beklenen miyim? Beklemeli miyim?

Merve.

 Posted by at 00:52
Nis 262014
 

imagesCAUDI6WZ……………………………….( ah ! siz !! .. bana , siz dememeliydiniz ….)

provasız aşklar giydirilmiş
mısır patlağı bulutlara
yakışmıyor piranha sevdalar /
geceSİZ .

meyhane masalarında
eski aşkların tarihçeleri
şiirler bulaşık /
cümleSİZ .

bir şehri öper gibi
kimsesiz sokaklarından
kanat izleri /
önceSİZ .

bir tuareg kadını gece
yüreğim bir aglio
bir sevdanın tütsüsü gezinir /
izinSİZ .

ütülenip katlanan
bir çeyiz gibi saklanan acı
malabadi köprüsünde intihar
söylemSİZ .

diren diyordu içim
denizi bir ucundan öptük /
gömüldük / gecenin sancısına
özneSİZ ..

yüzüm yoktu , kayıptı gözlerim
paranoyak bir örtüydü tenim
insana hiç benzemiyordum
şekilSİZ

içmiyordum artık
gene de yürüyemiyordum adam gibi
sallanıyordum dar ağacı dar sokaklarda
dengeSİZ

yırtmak geçiyordu içimden
geceyi en sensiz yerinden
ve vurulmak kavgalarımda
eylemSİZ

özlem çatlağı topraklarıma
gecenin ekildiği saatlerde
ben bir umuda çiçek açıyordum
mevsimSİZ

davullar çalıyordu uzak düğünlerde
kastanyetlerini takıyordu bir roman kız
içim yanıyordu ateş gözlerinde
çengiSİZ

uykulu bir şehri sessizce bırakıp pencerene
ellerimde gece çiçekleri
mor bir hüzünle karıştım gecene
ezgiSİZ

dağınık yüzümde delirmenin tadı
tenimde bir baygın koku
bir sevdayı zoraki inkardayım
isimSİZ

ah ! siz ..
bana “siz “ dememeliydiniz
şimdi arzulu bir intihardayım
sevgiSİZ ..

O.Basat

 Posted by at 15:42
Nis 252014
 

imagesCAQVA5PVBen savaşırken herkes taktiklerimi görebilir; fakat hiç kimse asıl zaferin kaynağı olan stratejiyi göremez…
( Sun Tzu )

Bir ses, bir düşünce, bir korku, heves, hırs ve incelik… Yeni olan her ne ise bazen güven verici bazen koruyucu
bazen kuşkuya yer bırakarak kendinden uzaklaştırıcı olabiliyor.

Zaman geçtikçe artan, hız kesmeyen ve hiç terketmeyen enformasyonun odağında, öğrenmek, harekete geçmek, sonuçlandırmak, sorgulamak adeta bir zorunluluk ve yaşamın bir gereği..

Eğer ulaşmak açısından hiçbir şey imkansız değilse, önemli olan, ona, nasıl, hangi yollarla ve hangi birikimlerle sahip olunacağı olsa gerek.

İhtiyaç duyulan, bilgi, bakış açısı, donanım, yaratıcılık, yetenek, tecrübe, değerler gibi şeylerle ilintili ise her şeyi yaratan düşünceye indirgeyebiliriz beklentilerimizi.

Ne düşünüyorsan o sun cümlesi; olduğun yeri, kim olduğunu, neler yapabileceğini ve hayatını nasıl değiştirebileceğini sağlamanın anahtarını eline tutuşturuyor ister istemez.
Esasında seni mutlu edeni de, zarar vereni de, kızdıranı, etkileyeni de sen belirliyorsun. Bu konularda tüm insanları ortak bir düşünce ve duyguya itebilecek bir mekanizma yok sanırım.
Çünkü herkesin düşünce ve fikirleri kendine özgü. Doğru ve inanılır, gereken ve yararlı olabilecek şeyler ortak bilinç te yaratıyor ancak özgürlüğün gerektirdiği yaşayış biçimleri, yaşamdaki renkliliği getiriyor.

Kendini tanıma, etrafı ile ilgilenme, güçlü, zayıf yönlerini bilme, amaç ve hedeflerini netleştirme ve izleyeceği yolları yani stratejileri belirleme ile yaşanan ve üstesinden gelinmekte zorlanılan şeylerle mücadele edilebiliyor.

Karşınızdaki insanın fikrini değiştirmek ister misiniz? Bu çok kolay değil.
Aynı noktaya dönülebiliyor. Kendini tanıma, başkalarını tanıma, biraz derinlik ve ortamı anlamlandırma.

İstediklerini elde etmek, yaşam kalitesini yükseltmek, etkilemek ve çarpıcı olmak… Zihinden geçen bunlar ise bir gelişim, ayırtedici bir özellik, deneyimin varlığı ve odak noktalarının değişiminin gerçekleşmesi gerekebiliyor.
Yeteneğin, becerinin, ortaya koyulan eylemlerin çeşitliliği, rekabet alanlarını da belirleyebiliyor.

Bir mağazanın önünden geçerken, gözünüz bir şeye takıldığında ” ben bunu almalıyım” ! derken çoğu şey devreye giriyor.

Düşünce, fikir, nasıl algılanmak istendiği,
modaya yani bir nevi çevreye uyum, inanç ve değerlerle örtüşmesi, elinizdeki kaynak yani paranın varlığı, kendini iyi hissetmek, mutlu olmak, ihtiyaçların karşılanması
ya da ihtiyaç söz konusu olmadan sadece istemek, onaylanma arzusu vb.
Sonuçta size uyuyorsa alıyorsunuz..

Başka istekler ve amaçlar da, iş yaşamı, özel yaşam ya da her ne ile ilgili ise hep var ve ulaşılabilir.

Çağa ayak uydurarak, sürekli gelişerek, özgürlüğün tadını çıkarmak için, güç, saygınlık ve başarıyı sağlamak adına, zor diye geri çekilince, yerinde saymak ya da geriye gitmek mümkün olabiliyor.
Gereken manevi güç ya da maddi imkanlar ise, bunların stratejiye etkileri yadsınamıyor.

Tanıdığınız birinin neleri istediği, amaçlarına ulaşmak için hangi yolları izlediği ve kararlar aldığına bakarak, onun kişiliği, bakış açısı, kültürel durumu ve dünya görüşü ile ilgili önemli ipuçları alınabilir.
Böyle olunca, o kişinin, hayatınızda nasıl bir rolü ve etkisi olabileceği önceden anlaşılabiliyor ve belirlenebiliyor.

” Ben bunun böyle olacağını biliyordum” ! diye dir düşünce çoğumuzun aklından geçmiştir. Bu da önceden dikkatimizi çeken olaylar arasındaki bağıntılarla oluşabiliyor.
Gerçekten de bunları düşünmek bir adım önde olmayı sağlıyor.

Önceden ne yapacağını bilmek ve yanılmamak çok güzel bir şey olmalı. Zor da değil esasında. Pozitif düşünce, doğru stratejiler, eylem ve sonuç.

Eğer güç ise ihtiyaç duyulan, mutlaka herkes için var olan bir güç kaynağı olmalı. Yaşamda bir iz bırakmak gerekiyor ise…

S. Arac

 Posted by at 14:37
Mar 212014
 

Gece-Resimleri-34[1]yorgunum
uçurum diplerinde zirvelerinde
yıldızlar dökülür bir yanıma
bir yanım çığlık çığlık girdaplardında..

söyle cılız gülüşün mü
hoyrat uysallıkların mı girdi kanıma ..

bu gecedir
karanlık şüpheyle dolaşır ayrıntılarda
an olur
ruhunu neşterlersin kanlar içinde
sönmüş bir küçük ateşin küllerinden
türküler yakasın delice ..

bu gecedir
yıldız basar- bulut sarar yarana
kısır bozkırlar acır gözbebeklerinde
ananın kavruk yazgısı
bir de nafile zamanlar
saplanır yüreğine isyanla
gecedir bu…

yorgunsun
karaya boyanmış kentlere gidip gelmekten
kirli bakışlardan
kör dostluklardan
bazan kar da kara yağar karanlık sokaklara
nasıl tükürük gibiyse gülüş
namussuzun suratında

gecedir
parmak uçlarım diken kesilir bir an
dokunsam tenin acır
gövdemden dörtnal geçen
bir deli tay olursun bazan
yangınlar ertesinde
baharlar ucundasın…

değmeyin yüreğim acılı
anlatamam
kollarımda ay sancılı…

A.Durmaz

 Posted by at 22:07