Mar 072016
 

Theif-of-Time zaman hırsızıSiz bir zaman hırsızımı sınız ? Bunu kendinize sorun derim. Şu ana kadar hayatınızda kimlerin zamanını çaldınız, kimlerin hayatının bir parçasını kendiniz için kullandınız. Veya zamanınızı kimlere, nelere çaldırdınız. Veya zamanınız ne kadar ucuz ki her önünüze gelene ve her şeye zaman veriyorsunuz.

Çağımız hız zamanıdır, teknoloji hızlandı, insanlar hızlandı, işlerimizi daha verimli yapabiliyoruz. Eski zamanlarda günlerce uğraşarak yapılan işlemler, şu anda saatler içerisinde oluveriyor. Örneğin bir tarlayı bir aile 10 günde ekebiliyorsa, şu anda aynı tarla 3 saatte ekilebiliyor. Peki bu arta kalan güzel zamanlarımızda neler yapıyoruz, düşünelim ?

Bize zaman kazandıran teknolojiye yine zamanımızı veriyoruz, bilgisayarda bize hiç bir şey vermeyen şeyleri takip ediyoruz, telefonda aynı şekilde. İnsanları takip ediyoruz, ünlüleri takip ediyoruz, eşimizi dostumuzu takip ediyoruz. Televizyonlarda gereksiz dizileri izliyoruz, gereksiz tartışmaları izliyoruz, futbolu izliyoruz, kadın programlarını izliyoruz. Kısaca her şeye zamanımızı çaldırıyoruz ve çalınan zamanlarımızdan başkaları da para kazanıyor.

Yazmayı sevmiyoruz, öğrenmeyi sevmiyoruz, okumayı sevmiyoruz, yeni şeyleri görmeyi sevmiyoruz. Sevdiğimiz tek şey takip etmek  ve izlemek. Bunu ineklerde pek ala yapabiliyor. Bunu sapıklar da yapabiliyor, en azından sapıklar bir amaç uğruna yapıyor bunu. Biz hiç bir amaç uğruna yapmıyoruz.

Hayatınızdan ne kadar zamanı gereksiz kişilerin gereksiz sorularına çaldırdınız acaba. Örneğin ben çok çaldırmışım dır, hayır diyememek de benim bir problemim. Birisi bir istekte bulunursa illaki evet diyeceğim ve ne biliyorsam anlatacağım veya ne istiyorsa yapacağım. Zamanım bu kadar ucuz değil halbuki, aynı zamanım için patronum bana yüksek bir miktarda para ödüyor. Zamanımı aldığı için bana ödediği ücrettir bu. Bana göre bir işyerin de çalışmak sadece bir şeyler yapıyor olmak değildir. Senin zamanını o kişi için kullanma ücretindir.

Bende dahil olmak üzere zamanımızı çalacak kişilere hayır diyebilmek gerekir. Çaldırmayın zamanınızı, o çalınan zamanlar sizin hayatınızın büyük bir çoğunluğu kaplamakta ve sürekli bir yorgunluk, sürekli bir stres, sürekli zaman özlemine yol açmaktadır.

Anlayamayan insanlara anlatmaktan vazgeçin, o kişi hayatında hep çalmıştır. Öğrenmek için zaman harcaması gerekirken neden kendi zamanımı harcayayım düşüncesinde olsun ki. O kişi bunu kendisi de bilmez ama içgüdüsel olarak bir parazit olmak daha rahat gelmektedir.

Bazen uzun uğraşlar, zaman ve para sonucu elde ettiğimiz yetenek, bilgi ve deneyimlerimizi çaldırırız. Hiç bir karşılık almadan. Bu kadar ucuz olmamalı zamanlarımız.

Ve en büyük zaman hırsızları televizyon, telefon, bilgisayar. İnsanlar o kadar gereksiz, işe yaramaz ve tamamen algılarımızla oynayan şeyler izliyorlar ki bazen hayretle karşılıyorum. Anlam vermek mümkün değil, her kanalda bir aşk dizisi, her kanalda entrikalar vs. dolanıp duruyor. İnsanlar kendilerine empoze edilen şeylerin farkında bile değiller, farkında olsalardı zaten izlemez bırakırlardı.

Bilmiyorum Türkiye’mi sadece böyle, yoksa tüm Dünya mı böyle. Bir millete bu kadar gereksiz şeyleri DÜnya’da başka veren ülke varmı dır acaba. Eskiden brezilya dizileri vardı, 2. ve 3. dünya ülkelerinde olabilir, çünkü halkın cahil kalması hükümetler için bir avantajdır. Bilinçli bir halka bir şey empoze edemezsiniz, önce bilinçlenmelerini engelleyeceksiniz, gelişimleri durduracaksınız. Ondan sonrada istediğiniz şekilde yönlendireceksiniz. Bence mevcut yayınlarımızın bir çoğu mevcut hükümetler ile yandaş bir şekilde çalışmaktadır. Başka türlüsünün olması zor bir ihtimal bana göre.

Biz biz olalım, zamanımızı iyi değerlendirip, bilinçli, düşünmeyi bilen bir birey olalım. Bir kere başladık mı artık ne zaman çaldırırız nede empoze ediliriz. Düşünmek insanı insan yapan ilk özelliktir, bunu yitirince diğer canlılardna bir farkımız kalmaz. İnsan olalım ! insan olmanın hakkını verelim !

Oğuzhan Gedik

Here is a collection of places you can buy bitcoin online right now.

Şub 192016
 
Maddi borçlardan kurtulma yöntemleri

Maddi borçlardan kurtulma yöntemleri

Hayat insana bin bir türlü yol sunar, bu yollardan biride borç batağı. Çevremizdeki bir çok kimsenin kredi, kredi kartı, banka ve şahsi borçlar yüzünden çok zor durumlara düştüğünü görüyoruz. Kimileri artık bir çıkar yol bulamadığından hayatını sonlandırmak ta çözüm buluyor maalesef.

Eskiden insanlarımız bankacılık sektörü bu kadar yaygın değilken. Kötü durumlar için para biriktirir veya en kötü ihtimal çevrelerinden borç alabilirdi. İşin içinde faiz olmadığı için borç ödenebiliyordu, insanlar birbirine güvenebiliyordu. Şu an bırakın borç almayı, borçsuz insan bulmak zorlaştı. Borçsuz insanlarda muhtemel kimseye para vermez, çünkü din iman paradır onlarda.

Borçlanmasaydın, ne yaptın, böyle yapsaydın vs. gibi sözler işi ti ye almaktan başka bir şey değildir. İnsanların başlarına öyle durumlar gelmektedir ki başına gelmeyen anlayamaz türden şeyler.

Hiç kimse borç içerisinde yüzmek bütün kazancını bankalara yedirmek istemez ama bu duruma gelinmişse de mantıklı bir şekilde durumu analiz edip çözüm yolları aranmalıdır.

Neden insanlar bu duruma düşmektedir ?

  • Kumar alışkanlığı
  • Hastalık
  • İşsizlik
  • Düzensiz harcama
  • Başkalarına yardım etme
  • Başlarda mantıklı davranmayıp, öderim düşüncesinde olmak

Nasıl bu duruma düşmektedir ?123

Özellikle son 10 yıldır bankacılık sektörü katlanarak büyümektedir. Her banka milyar dolarlar sene sonu kar açıklamaktadır. Bankalar nasıl bu kadar kar elde edip, büyüyebiliyorlar. Tabiki faiz ile, özellikle limitlerde dolaşan insanlardan yaptığı karlarla.

Banka sistemi sabittir, kişinin ana parayı ödemesine imkan vermemek. Kişi bir kredi vs. çekmiş ise senelerce faizi öder, tam ben bu borcu bi şekilde kapatayım derse bi bakar ki hala ana para duruyor. Bir çok yüksek meblağlı ev kredisi, araba kredisi vb. kredilerin başına gelen kısaca budur. Ödeme gücü zaten limitlerdedir. Muhtemel olmadık bir iş gelir başına ve bu çarkın içine girilir.

Senelerce ödediği ev kredisi bir hiç olur gider  hacizler, icralar kapıya dayanır. Banka bu tarz müşterileri çok sever, çünkü senelerce biriktirdiği her şeyi banka sonuna kadar alacaktır. Ev ipoteklidir, ev satılır. senelerce ödediği kredi artık yok sayılır.

Kredi kartına açılınır, ekstrelerin asgari ücretlerini ödemek zorunda kalınır. Burada da bir kısır döngüye girilir, hiç bir zaman asgari ücret ödenerek o borç kapanmayacaktır. 2000 tl lik etre borcu olan birinin min. faiz tutarı 100 tl civarlarındadır. 1 senede faize ödeyeceği para 1200 tl olur ve hiç ana para değişmez. Durum bir noktadan sonra ödenmez duruma gelir ve sırayla her şey alt üst olur.

Bunlar bir kaçı, yüzlerce şekilde durum senaryoları olabilir. sonuç değişmeyecek her seferinde bankanın faiz çarklarına insan düşecektir. Kişi durumun farkına varıp borçları için toparlayabilecek bir kredi almak istediğinde bankalardan onay çıkmayacaktır. Toparlamak bankanın işine tabi ki gelmiyor. Senelerce faiz adı atında para almak varken, kişi neden borçlarını ödesin.

Sistem ve yasalarımız da her zaman bankaların yanındadır, hiç kimse bankaları sorgulamaz. Demezki kardeşim bu adamın ana borcu 10000 tl ama sen bundan şu ana kadar 20000 tl almışsın ve hala adamın borcu duruyor. Devletin yapması gereken her bankayı ve kişiyi izlemek. Gerekirse müdahale edip kişileri borçlarını ödeyecek duruma getirmektir.

Devlet bunu yapacakken tam aksi yönde insanları kötü duruma çekmektedir. Örnek olarak eskiden kredi kartı asgarisi %20 idi, şu an %30 ve 3 dönem asgari ücret kuralı getirilerek nakit çekime kapatıldı kredi kartları. 20 den 30 a geçiş sürecinde bir çok kişi borç ve faiz batağına saplandı. Nasıl oldu; kişinin maaşı 2500 TL diyelim. 3 kredi kartı var ve ortalama 3000 ‘er lira borç var. Yüzde 20 ile hesaplarsak kişi her kartına 600 er lira (toplamda 1800 tl) ödeyebiliyordu ve bir şekilde kendini çevirebiliyordu. durum böyleyken yüzde 30 oldu asgari kredi kartı ödemesi. 3000’er liralık 3 kartın asgarisi 900 lira oldu (toplamda 2700 TL). Tabiki aldığı maaşı geçtiği için bir şekilde bunu ödemesi gerekiyor. ilk aylarda borcu az olan kartının (3 dönem kuralı gereğince) ödemesini tam yappıp nakit çekime açtırıyor. nakit çekime açık olan karttana diğer iki kartına yapacak asgari ücret ödemesini yapıyor. Nakit çekimden dolayı birinci kartına ek bir faiz geliyor. 2-3 ay bu şekilde idare ediliyor haliyle ama iş bir noktadan sonra ödenemeyecek duruma gelmektedir. Çünkü her ay ödediği paranı faizi artmaktadır.

Devlet bu şekilde belkide milyonlarca kişiyi kendi eliyle borç batağına itmiş oldu. Bunu da insanları korumak adına yaptı.

Kişileri esas olarak borç batağına düşüren FAİZ lerdir. Buna kim göz yumuyor DEVLET. Kim buna dur diyebilir DEVLET.

Varyasyonlar çoğaltılabilir tabiki, sonuç değişmeyecek kişi yavaş yavaş borç batağına girecek.

Borç batağından nasıl kurtulabiliriz ?g_beyanhesapmak

  1. Durum değerlendirmesi yapmak; Borçlu kişilerin genel olarak psikolojik durumları iyi olmadığından uzun vadeli çözümler düşünememektedirler. Bu nedenle ailecek veya dostlarla beraber durumu net olarak ortaya koymak, tüm borçları listeleyip aylık yıllık bazda tüm borçları bilmek gerekir. Yapılan en büyük yanlış borçların tüm hepsini kişinin hesaplayamamasıdır. Bu nedenle aklı başında aile büyükleri ile toplanıp iyi bir hesap kitap yapılıp, tüm borçların ortaya konulması lazımdır. Genellikle borçlu olan kişi son ana kadar yakınlarından durumunu saklar. Durumunu sakladıkça veya geçici çözmek amaçlı ufak yalanlar söyledikçe dahada kötüleştiğinin farkına varmaz. Zararın neresinden dönülse kardır misali en kötü zamanda bile olsa paylaşmak, oturup konuşmak yapılması gereken ilk iştir.
  2. Aile desteği; Aile bireyleri veya dostların üzerine düşenleri yapması gerekir. Maaşlı aile fertleri varsa kimi borçları kendileri üstlenip kısmı ödemeleri yapması gerekir. Ailecek tüm zaruri harcamaların kesilmesi gerekir. Bu şekilde bile senede 20- 30 bin liralık tasarruflar sağlanabilir.
  3. Kolay paraya çevrilecek şeyler; Varsa satılabilecek elden çıkarılabilecek şeylerimiz (ev araba vs.) onları satışa çıkarıp toplu şekilde borçları bitirmek. Bir çok kimse özellikle bu noktada hataya düşmektedir. Elindekini çıkarmak istememektedir. Bir şekilde toparlarım düşüncesi ile borcunu çoğaltmaktan başka bir şey yapmaktadır. Gün gelir o satacağı şeylerde kurtarmayabilir.
  4. Kredi kartları; Kredi kartlarını mümkünse hiç kullanmamak gerekir. Kullanılacak ise çok dikkatli kullanılmalıdır. Mümkün olduğunca ufak tefekte olsa nakit paralarla harcama yapmak gerekir. Bir çok insanın bilmediği kredi kartlarından alışveriş faizi adı altında paralar alınıyor olmasıdır. Zaruri ihtiyaçlar için bunlar gözardı edilebilir ama kredi kartı ile alışveriş insanlara kolay gelmektedir. Nakit para verip almayacağı bir şeyi kredi kartı ile çok rahat alabiliyor insanlar. Yapabiliyorsanız yüksek olan kartlarınızı banka ile anlaşıp uzun vadeli ödeyebileceğiniz şekillere getirebilirsiniz.
  5. Aylık durum değerlendirmeleri; Her ay aile bireyleri ile oturup durum değerlendirmesi yapmak gerekir. Nereden başlanıldı şu an durum nedir gibi herkesin ortak konuşacağı fikir sunabileceği bir ortam oluşturulmalı. Burada yapılanlar ve yapılacaklar herkesin görebileceği şekilde kağıda yazıya dökülmelidir.
  6. Gelir – gider pusulası; Tüm giderler için bilgisayar destekli bir gelir gider pusulası yapılabilir. Mevcut bilgisayar sisteminde herkesin her zaman erişebileceği bir sistem en güzeli olur. Gün içerisinde herkes yaptığı harcamaları ve gelirleri kalem kalem girerek ay sonunda bunlar incelenmeli. Gereksiz olan şeyler bir sonraki aylarda yapılmamalıdır. Google e-tablolar bu işler için biçilmiş kaftandır, online olarak yaptığınız bir şablonu herkesle paylaşıp aynı anda kullanabilirsiniz.
  7. Aylık üyelikler vs; Ufak tefek diyip ufak tefek paralarla bir çok yere üye vs. olunmamalıdır. Örneğin; digitürk vb. olmasa da olur şeylere her ay para ödemeyin. Telefonlarınızı kısıtlayın, mümkünse kontörlü hatlara çevirin. Telefonla sürekli konuşması gerekmeyen aile bireyleri 3-4 ayda bir kontör alarak devam edebilirler. Bu gibi ufak tefek şeyler senede size 3-5 bin lira olarak geri dönecektir.
  8. Uzun vadeli borç almak; Alabiliyorsanız çevrenizden uzun vadeli borçlarla, faiz yükü çok olan borçlarınızı kapayın. Borç yüküne yol açan özellikle banka kurumlarının borçlarını mantıklı bir şekilde aldığınız uzun vadeli borçlarla kapayın.
  9. Krediyi kredi ile kapatmaya çalışmak; Kesinlikle krediyi kredi ile kapatmayı denemeyin. Uzun vadede borcunuzu işinden çıkılmaz bir hale getirmekten başka bir işe yaramaz. Kazancınız zaten sabit ise, kredi alarak siz aslında tekrardan fazla para ödemek zorunda kalacaksınız.
  10. Ek işler; Mümkünse ek işler vs. ufak tefek gelirler ile ufak tefek giderlerinizi karşılayın. Bir çok insanın zamanı mevcut, bu zamanları nakite çevirin.
  11. Şükretmek; Her an halinize şükredin, unutmayın ki her zaman sizden daha kötü durumda olan milyonlarca kişi vardır. Ruh haliniz ne kadar kötü ise, doğru düşünme şekliniz o kadar azalır. Kendi kendinizi şükrederek veya değişik şekillerde motive etmeye çalışın.
  12. Maneviyat; Manevi olarak bir şeyler yapmaya alışın, bu sizin iç huzurla beraber daha aklı selim düşünmeye götürecektir.

Çevrenizde durumunuzu hoş karşılamayan bir sürü insan olacaktır. Aldığınız ve geri ödemesinde sorun yaşadığınız borçlar için insanlar kötü sözler söyleyecek, kötü düşünceler içerisine girecektir. Siz hiç bir zaman sizi bunaltacak kadar bunlara değer vermeyin.

Herkes akıl verecektir, şunu yapmasaydın böyle yapmasaydın diye. Kişinin başına gelmedikçe sizi anlamazlar o yüzden böyle insanlardan uzak durun. Size gerçek dost lazım iyi günde kötü günde yanınızda duracak. Maddi ve manevi destek verecek kişiler lazım. Buldunuz mu bu kişileri bırakmayın ömrü boyunca.

Ara 212015
 

İSPARK, 2005 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesinin iştiraki ile kurulan kısa ismi İSPARK olan otopark işletmesidir. 2005 yılından önce İstanbul’da otopark hizmetleri tamamen özel iştirakler ile kurulan işletmelerden oluşmaktaydı. Bunların bir kısmı gayrı resmi, bir kısmı resmi olarak hizmet vermekteydiler. Özellikle kalabalık ve park sorunu olan bölgelerde park mafyası bile oluşmuştu. Park yasağı olmayan herhangi bir yeri bir kaç kişi deli dumrul (Değnekçiler) misali işletmekteydi.

İSPARK ve buna benzer belediyelerin otopark hizmetlerinin asıl amacının bir tanesi düzensiz trafiği etkileyen park sorunlarını ortadan kaldırmaktı. ikinci amacı ise haksız yere rant elde eden kişileri engellemekti. Üçüncü amacı daha güzel güvenli bir park hizmeti sunabilmekti.

Belediye kuruluşlarının birinci önceliği halka daha iyi ve ucuz hizmet sunabilmektir. Tüm dünyada ve Türkiye’de de bu şekilde hizmet veren belediye iştirakleri bulunmaktadır.

İSPARK bana göre en önemli öncelik olan hizmet önceliğini unutmuş ve tamamen rant elde eden bir kuruluşa dönmüştür. İstanbul’da en ucuz park ücreti 5 TL den başlamaktadır.

İsparkın mevcut sitesinde günlük verilere baktığımızda inanılmaz rakamlar yer almaktadır. Yazıyı kaleme alırken baktığım zaman bu günlük araç park sayısı 156 000 adet di. Mali yönden düşünecek olursak rakam 156 000 X 5 TL = 780 000 TL yapmaktadır. Ortalama aylık gelir 23 400 000 TL gibi akıl almaz bir rakam oluyor. İspark ın yaklaşık çalışan sayısı 2000 kişi ve aylık yaklaşık ücretleri = 4000000 TL yapar. 2000000 TL de harici giderler desek; İSPARK aylık net karı : 17 milyon – 18 milyon TL civarları oluyor.

Birinci önceliği halka hizmet vermek olan bir kuruluş için akıl almaz ücretler. Halk belediyelerin kendilerine hizmeti için zaten çeşitli kalemlerde vergiler vs. vermektedir. Belediyelerin birinci işi halka hizmet iken, hizmet edeceği her kalem için de ayrı bir ücreti legal yollardan almak haksızlıktır.

Başka bir bakış açısı: Ortalama 30 araç alan ufak bir İSPARK park alanında günde giriş çıkışlar dahil minimum ve en kötü ihtimalle 100 araç park eder. 100 * 5 = 500 TL günlük rakam eder. Aylık 15 bin TL. Bu rakam mevcut çalıştığım işyerimin aylık net kazancı kadar. İşyerim de 5 kişiye maaş ödüyoruz ve bir çok kalem vergi ödüyoruz. yani hammadde vs. giderlerimizde çıkınca kafa kafaya gelen ne kar ne zarar durumundayız. Tabiki biz aldığımız ürünlerle hammaddeler ile de başka fabrikalara ve devlete girdi sağlıyoruz. Gerçek ekonomi de bu şekilde dönmektedir.

Diğer taraftan 40 metrelik üstelik kullanımı halkın olan boş bir yerden belediyenin kazancı net kar olarak 11 bin tl leri bulabiliyor. Emek yok, üretim yok, masraf yok, vergi vs. yok, hiç bir şey yok.

Başka bir bakış açısı: İstanbul içi özellikle merkezi alanlarda satış vs. işleri yapan arkadaşlar günde en az 5-10 yere uğrarlar. Yarısı ücretli İspark desek 5 park yapar ve buda günlük 25 tl yapar. Yani satış yapan gezici bir aracın şirkete sadece park ücreti maliyeti 750 tl yapıyor ki, buda ispark çalışanının maaşının yarısından daha fazla.

Türkiye’de bu işi güzelce yapan hizmet amaçlı yapan belediyelerde mevcut. saat ücreti 1 TL ve çok makul. belediyeninde bu işte yine karı var. Ortada bir haksızlık olan deli dumrul olayı da yok.

Her şeye rağmen arabanızı İSPARK ‘a parkettiniz diyelim. Olmaz ya oldu diyelim aracınızın başına bir iş geldi. Sık sıkda karşılaşılan durumlar ( açınız bakınız sikayetvar.com) mağduriyetinizin peşine düşebilirsiniz tabiki ama sonuç alınabilirmi ? pek sanmıyorum doğrusu.

Eskiden değnekçilere 1 tl verdiniz mi o aracı kendi aracı gibi korurdu. Şimdi muhatap bile bulamazsınız, tam o anlarda kameralar çalışmaz vs.. bir şeyler bir şeyler olur. Hepside aynı zamana denk gelir.

Diyelim ki İSPARK kazansın ama beraberinde ek hizmette getirsin. İSPARK 2005 ten bu yana neler yaptı dersek. Benim gördüğüm kadarıyla bir tane İspark tabelası yola dikildi ve başına da bir kişi konuldu. Ne bir özel park yeri yapayım derdi var, ne yatırım yapayım. Herhangi bir kaygı yok, çünkü bütün yollar İSPARK’ın.

2005 öncesi park etmenin yasak olduğu bir çok bölge İSPARK sayesinde parka açıldı. Trafik düzeltmek şöyle dursun dahada çıkılmaz bir hal aldı.

Bir çok işyeri kendi dükkan önü için park ödemek zorunda kaldı, bir çok ev sahibi kira öder gibi İSPARK’a aylık park ücreti ödemek zorunda kaldı.

Zaten halkın olması gereken yerlerin, ben yaptım oldu mantığıyla sadece ve sadece rant düşünülerek gasp edilmesine her bireyin kendi çapında karşı çıkması gerekmektedir.

İşin diğer bir tarafı da  karşımızda şikayet edebilecek herhangi bir mercinin olmaması. Kimi kime şikayet edeceksiniz, devleti devlete mi şikayet edeceksiniz. Hiç girmeyin bu işe, o köprüden de geçmeyin boşverin dönün köyünüze.

Oğuzhan

Ara 202015
 

Hükümet 2016 yılı için asgari ücretin net olarak 1300 tl olacağına dair söz verdi. Hükümet söz verdiği ve bu sözü yerine getirmek zorunda olduğu için asgari ücret 1300 Tl olacaktır. Bu saatten sonra geri sözlerinden geri dönme gibi bir konu söz konusu değildir.

Asgari ücretin mevcut hükümet zamanındaki gelişimi aşağıdaki tabloda yer almaktadır. Tabloya göre 2002 yılındaki asgari ücret ve minimum memur maaşı karşılaştırıldığında % 80 lik bir fark olduğu görülmektedir. 2015 senesinde bu fark % 130 lara çıkmıştır. Bunun özeti şudur, hükümet asgari ücret zamlarını bu zamana kadar doğru şekilde yapmamıştır. Veya minimum memur maaşlarını düzensiz bir şekilde arttırmıştır.

Sonuç olarak 13 senelik bir dilimde ortada bir yalnışlık mevcuttur. Asgari ücretin şu anda olması gereken tutarı 1300 lira olmalıyken 2016 senesi seçim  vaadi olarak hükümet politikasına alınmıştır.

Peki şimdiye kadar neden yapılmadı ?

Bunun bence ekonomik olarak bir çok nedeni var, bilinçli ve planlı bir yol olduğunu düşünmekteyim. Eğer ki devlet asgari ücreti olması gereken yere çekseydi, şimdiye kadar özel sektördeki bir çok firma zor durumda kalacaktı.

Özel sektörde özellikle küçük ve orta ölçekli firmalarla diyaloğu olmayan, işin içinde olmayan insanlar özel sektör firmalarının deli gibi para kazandıklarını düşünmektedirler. Bu tamamen yanlış bir düşüncedir, günümüz şartlarında orta ölçekli firmalar zar zor ayakta durabilmektedir.

Tabi ki bununda bir çok nedeni mevcut, iç içe geçmiş rus oyuncakları gibi neyin içini açarsanız başka bir neden elde edersiniz. Özel firmalar neden zor durumda ?

Kısaca; gelişen dünya pazarı (özellikle çin firmaları), Devlet yükü, Prosedürler, yeni yasal düzenlemeler, AB uyum yasaları, pazar yetersizliği, büyük firmalar  gibi bir çok neden özel sektör firmalarını özellikle son 10 senede çok zorlamıştır.

Yani yukarıda bilmeyenler tarafından söylenen özel sektörün deli gibi para kazandığı yönündeki söylemler doğru değildir. Devlet özel sektöre farklı şekillerde bir çok yük getirdi, özellikle AB uyum yasaları ve mevcut düzenlemeler devlet yükünü oldukça arttırdı. Diğer taraftan bankacılık sektöründeki düzenlemeler, işlerini kredilerle, çeklerle döndüren firmaları zorda bıraktı. Bu süreçte bir çok firma iflasa gitmek zorunda kaldı.

Devlet bu durumun farkında olduğundan asgari ücret zamlarını mümkün olduğunca düşük tutmuştur. Zaten işverenlere bu kadar yüklenmişken devletin cebine girmeyecek ek işveren maliyetleri devletin işine gelmedi. Eğer yapılsaydı ekonomik istikrar kısa zamanda bozulabilirdi.

13 senelik dönemde devlet özellikle emlak sektöründen çok aşırı kazançlar elde etmiş ve sürdürülemeyen bir gelişime odak tutmuştur.

Peki 1300 TL asgari ücret için hükümet neler yapacak. Direk ben bunu yaptım özel sektör vermek zorunda diyemeyecektir. Bunun yerine özel sektörün yüklerini hafifletecek düzenlemeler muhakkak yapılacaktır. bu düzenlemeler uzun vadede faydalı mı olacak, olmayacak mı bunun planlarını da devletin yapması gerekir.

Devlet ek olarak asgari ücret artışından gelen %30 luk bir ek kazanç elde edecek, bu yüzde 30 luk kazancı işverenden istemez ise kısmen en doğru karar bu olacaktır. Tabi devlet %30 luk bir kazançtan vazgeçebilir mi bilemiyorum. Sonuçta devletin esas para kaynağı Özel Sektördür, özel sektörün iflas etmesi demek uzun vadede bütün türkiye’nin iflas etmesidir. Neden bu böyledir  ? Türkiye’de yenilenebilir ekonomiyi oluşturanlar özel sektör firmalarıdır. Geri kalanlar (devlet işletmeleri, kamu çalışanları vs.. ) yenilenebilir bir ekonomi oluşturmazlar. Döngünün motoru kısaca üretim faaliyetleridir. Geri kalanlar koltuk direksiyon, farlar, bagaj vs.. Motor olmadan o döngü işlemez.

Bu konu bütün Türkiye’yi ilgilendiren önemli bir konudur, kısanın kısası sadece buı kadar kısa anlatılabilirdi.

Yıllar Asgari Ücret

 

Minimum

Kamu

Çalışanı

Maaşı

İşverene

Maliyet

Asgari Ücret ve

Minimum Memur Maaşı

Arasındaki Yüzde Farkı

2002 / 6 185 TL 377 TL 332 TL % 80
2015 / 6 949 TL 2191 TL 1411 TL % 130
2015 /12 1000 Tl 2191 TL 1496 TL % 120
2016 /6 1300 TL 2344 TL 1938 TL % 80

Oğuzhan

Ara 162012
 
Balattan bir kare

Balattan bir kare

Fatih’ten Haliç’e doğru yürüyorum, o İstanbul’u İstanbul yapan ruhun kokusunu içime çeke çeke. Her köşebaşında bir başka ruh. Her sokak, her köşebaşı, her ev ayrı bir güzellikte ve bir anlam içerisinde.  Duruyorum bir köşebaşı çay evinde bir çay içiyorum ama başka bir çay bu. Sadece oraya özgü bir tadı olan, başka yerde o tadı alamayacağız bir çay.

Yürüdüğünüz her yolun kimbilir kaç hikayesi vardır, bilemeyiz. İstanbul’un ruhu böyle bir şey, asırlar içinde oluşabilecek, bir anda oluşturulamayacak bir ruh bu.

Çayımı yudumlarken kentsel dönüşüm geliyor aklıma ve buralarda bir gün kentsel dönüşüm adı altında yapılacak ruhsuz evler, sokaklar ve binaların silüetlerini tasavvur ediyorum.

Bir şehrin ruhunu yoketmek için bu kadar canhıraş şekilde çalışılan bir dönem göremedim. Hem mevcut siyayetçiler, hemde halk herkes bir elden ruhun kökünü kazımakla meşguller. Bir Balat belki 5 sene sonra olmaycak, muntazam şekilde yapılmış evler sokaklar olacak ve mevcut halkın yerine geçmiş sahte insanlar olacak ama Balat olacakmı orası, yine bilemeyiz (olamaz).

Fatih’den Balat’a inerken görmek istiyorum çarşaflı kadınları, köşe başından dönünce görmek istiyorum oynayan çingene çocuklarını, bir köşe başında toplanmış dedikodu yapan kadınları, Ermeni vatandaşları, ve nice milletten insanı görmek istiyorum. Yıkık dökük evleri, bir köşesi boyalı, diğer köşesi çürümüş evleri görmek istiyorumve her köşe başında acaba karşıma ne çıkacak demek istiyorum.

ve kentsel dönüşüm istemiyorum…..