May 242013
 

imagesCAH7133BBaşbakan Erdoğan, “Benim ifademde dindarlar, dinsizler diye bir ifade yok. Dindar bir gençlik yetiştirme var” demiş.

Tabii olabilir böyle bir niyet… Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm tarihi boyunca “Atatürkçü, laik nesiller” yetiştirilmek istendiği gibi… Sovyetler Birliği’nde dönemine göre “Leninist”, “Stalinist”, “ateist”, İran’da “kendini İslam devrimi için feda edecek nesiller” yetiştirilmek istendiği gibi…

12 Eylül darbecilerinin “boyun eğen”, “uysal yaratıklar” ya da MHP’nin “milliyetçi-ülkücü” nesiller yetiştirmek istediği gibi…

Yani gücü elinde bulunduranların, kendilerince “en doğru olan insan türünü” yetiştirmek üzere hayal kurmaları kaçınılmaz.

Ancak, toplumu kendi hayalindeki imaja tam anlamıyla uygun şekilde yetiştirmek pek mümkün değil. Bu hiçbir yerde tam olarak gerçekleşmedi; her yerde, her farklı uygulamada plana uymayan nesiller ortaya çıktı. Çünkü egemenlerin stratejisi ne olursa olsun, insanlar sadece yukarıdan verilen derslere bağımlı kalmazlar.

Belki güçleri oranında uyumlu görünebilirler ama bir insan sadece yukarıdakilerin politikalarına bağlı ve bağımlı kalmaz; tarihsel arka plan, kültürel kimlikler, sınıfsal aidiyet, hafıza, siyasal çatışmalar ve tabii ki gündelik hayatın karmaşıklığı plan-proje falan fazla dinlemez.

Sovyetler Birliği’nde uygulanan “ateist” politikaya rağmen, sistem çöktükten sonra, neredeyse ânında, o koskoca Sovyet dünyasının her köşesinde kilise ve camiler pıtrak gibi çıktı. Ya da neredeyse 90 yıldır, bitmez-tükenmez bir inatla, devletin bütün imkânları seferber edilerek Atatürkçü nesiller yetiştirilmeye çalışılmış olmasına rağmen, Türkiye’de çok güçlü bir İslamcı hareket çıktı, AKP gibi bir parti iktidara geldi; bütün milliyetçi tornalara rağmen, Kürt kimliği kazınamadı.

Hatta “sınıfsız, kaynaşmış kitleler yaratacağız” dedikçe, tam tersine, bol miktarda sınıflı ve de hatta birbiriyle değil kaynaşmak, birbirinden nefret eden kutuplaşmış kitleler yaratmayı da başardı Cumhuriyet’in sosyal mühendisleri…

Başbakan’ın “dindar bir gençlik” yetiştirmek istemesinde de benzer bir sorun var. Kendisinden öncekilerin açmazını o da taşıyor. En basitinden Türkiye’de çağdaşlaşmayı şiar edinmiş olan seçkin kadrolar, derslerini iyi çalışmadıkları için, girdikleri yolun, yani “modernleşme”nin sonuçlarından bihaber idiler. Onlar otoriter yöntemlerle “yeni bir toplum”, “yeni bir millet”, (aynı SSCB’de, Nazi Almanya’sında vb. olduğu gibi) “yeni bir insan” yaratacaklarını umarken, “aynılaşmayı”, “kaynaşmayı” değil, bizzat moderniteye içkin olan “farklılaşmayı” yarattılar.

Tabii, bu arada aslında onların günahlarını da almamak lazım; “toplumsal”ın ne demek olduğunu anlayacak donanıma ve zihniyete sahip değillerdi ve daha fazlasını anlamak için tarihsel ders birikimleri yoktu.

İşte Başbakan’ın “dindar” gençlik yetiştirmesi de zor görünüyor… Çünkü herşeyden önce, AKP yönetimindeki Türkiye, Davos’ta bile ders konusu olan, krizde olan ülkelerin gıptayla baktığı bir “kapitalist” ülke.

Her şeyin üretim-tüketim zincirine kilitlendiği, ne olursa olsun kâr elde etmenin, ekonomi ile güç elde etmenin, paranın en üstün değer olduğu, şehirleri baştan aşağı TOKİ ve bilumum “gücün sembolü” beton kulelerin kuşattığı, verimli arazilerin beton tarlalarına dönüştüğü bir Türkiye’de yaşıyoruz artık.

Giderek insan ve doğa dengesi altüst oluyor; akarsular ve diğer doğal kaynaklar artık “Allah’ın nimetleri” değil; onlar “tespih çeker gibi” Allah’ın adını zikretmiyorlar… Onlar HES patronlarının sadece “hammaddesi”.

Anadolu boşalıyor; insanlar Anadolu topraklarından kopup “çılgın şehir” ya da “kapitalist, modern cangıl” İstanbul’da “anonim” varlıklar haline dönüşüyor.

“Kentsel dönüşüm”e tâbi olmuş, “mahalle” olmaktan çoktan çıkmış “yeni yaşam alanları”ndaki gökdelenlerdeki modern, çekirdek ve de izole hayatlarda artık “cemaat” yok; komşuluk ilişkileri yok; Ramazan’larda bireysel vicdanları rahatlatır görünen dinsel hayır gösterileri var sadece…

Minarelerin boylarını geçen gökdelenler artık yeni sembolümüz: Manhattan’daki gibi… Yeni siluetlerimiz “geleneksel” lafını tarih kitaplarına gömüyor…

Artık “Ahilik” yok; artık “komşum siftah etmedi, git ondan al” diyen esnaf da yok…

Artık “üç çocuk yapın” dersini dinleyecek kimse de yok…

Avrupa’da Protestanlar kapitalizme hayat, dindarlığa son verdiler. Yani bizim protestanlaşmış kapitalist Müslümanlarımızla da dindar nesiller yetiştirmek çok zor artık… Geçmiş olsun…

Ya da bir “kimlik” olarak “dindar gençler” yetiştirmek tabii ki mümkün olabilir. Aynı ulus-devletin nimetlerinden yararlanmak üzere, “Atatürkçülük” nasıl geçer akçe olduysa, kapitalizmin nimetlerinden yararlanmak üzere de bir “etiket” olarak “dindarlığın” epey getirisi olabilir.

Ancak, iktidar olarak bir kimliği sosyal mühendislik projesi olarak kurmaya çalışanlar başkalarına da bu hakkı vermiş olurlar.

Ya da tabii, sadece belli bir anlayıştaki “dindarlığı” dayatarak,yada… “Eski”yle, farklı kültürlerle bağlarını koparmamış, modernizmin açtığı yaralara merhem olacak bir tevazu içeren bir “dinselliği”; toplumdaki farklı dinselliklere, inanç gruplarına eşit uzaklıkta duran bir laikliği ve demokrat zihniyeti “sunabilirsiniz”…

F. Kentel.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: