Oca 092016
 

Appearence Behind Locked DoorsDuccio di Buoninsegna (d. 1255 – ö. 1318) İtalyan bir ressamdır. Orta Çağ’ın en büyük ressamlarından birisidir. Siena Okulu’nun kurucusudur. Bizans ve Klasik Dönem sanatından oldukça etkilenmiştir. Siena Katedrali’nin altarı için yaptığı Maestà, sanatının doruklarına ulaştığı en önemli eserdir.

Siena kentindeki resim sanatının öncüsü ve Barok sanatın doğuşuna kadar da kentin sanatını, bıraktığı izlerle etkilemiş bir isimdir Duccio. Bizans resim sanatının özelliklerine bağlı kalan Duccio, koyu dindarlık duyguları içeren resimler yapmıştır. Duccio, Cimabue etkisinde İtolabizanten tarzda resimler ortaya koymuştur. Tabii, Bizans sanatı unsurlarını aşarak abartılı/iddialı renkleri kullanmıştır. Ayrıca kendine özgü bir çizgi ritmi geliştirmiştir. O, Siena sanatını yenilemiş, Floransalı sanatçıların katkılarını özümlemiş bir Gotik resim yapmıştır. Resimlerinde kozmos olarak altın yaldız rengi kullanmaya devam etmiştir.
Elemanlar arası boşluğa daha bir şans tanıdığı, özellikle “Rucellai Madonnası” isimli kompozisyonunda (No. 9) gerek meleklerin arasındaki mesafeyle, gerekse taht ve arkasındaki mesafenin hissettirilmesiyle daha duyarlı, ama doğalcı olmayan bir mekânın izini sürdüğünü açık biçimde ortaya koymaktadır. Fakat meleklerin yüzlerindeki ifade aynılıkları, yanı sıra tahtın gene geriye doğru genişliyor olması, Bizans resim sanatının özellikleri olarak dışa vurulmuştur. Sanatçının doğa atmosferi gösteriminde altın yaldızı hiç çekinmeden devamlılık halinde kullandığına tanık oluyoruz.
“Meryem’in Gömülüşü” kompozisyonunda (No. 10), belki ağaçların var olması bize natüralizmi sunar, fakat gökyüzü altın yaldız rengidir. Oysa bu resmin, ağaçlar ve tepelerin orantı eksikliğine rağmen, kendini doğasallık süreci içinde kabul ettirdiğini görürsünüz.
“Çocukların Öldürülmesi” olayı (No. 11) karşısında yaşanan matemin dışavurumunda ise, duygu anlamında, yeknesaklığın olduğunu kabul ederiz. Hatta burada Meryem’i tutanların başları neredeyse Bizans resminin bir özelliği olaraktan birbirine eşitlenmiştir (İzokefali). Bir de gerçekten altın yaldız renk seçiminde oldukça abartılı bir ton kullanmıştır sanatçı. Duyguları, yüzlerde oluşan jest ve mimiklerle anlatmaya çalışırken bile, duygu-yüz ilişkisinin basma kalıp bir anlayışla değerlendirildiğine tanık olabilirsiniz. Bazı biçimsellikler kompozisyona yüklense bile, genel bir söyleyişle söz konusu biçimlere, henüz bir ruh verilememiştir. Her renk, dönemine göre oldukça bağırır, yani dışavurumcudur. Yine bu sanatçının resimlerinde, bir hareket vardır, ama adına tam bir hareket demek zor gelmektedir. Bu bir tür, “hareketsizlik içindeki hareket” olarak nitelendirilebilir. Duccio resim anlayışında figüratif hareketin yapamadığını, rengin yaptığını ifade edebiliriz ve bu tespitin altını çizebiliriz. Figürasyonu istifleme, Duccio’nun benimsediği bir özelliktir. Bir minyatür zihniyeti ile çalıştığı gerçektir. Bunu, adeta fragmanlaşma sağlamış “Maesta” resimlerinde (No. 12) görürüz. Diapozitif gösterirken, fragmanlar halinde nasıl görüntüler duvara yansırsa ve adeta cansız bir film etkisi yaparsa, işte bunun aynısı, söz konusu Maesta resimlerinde görülür. O nedenle bu resimlerdeki tipik ve tuhaf ani donmuşlukları ve ani çözülmüşlükleri, ancak bu şekilde açıklayabiliriz. (kaynak: http://www.ozkaneroglu.com/)

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: