Oca 142014
 

imagesCADGDLHCİmam-ı Azam (Numan bin Sabit) Hanefi mezhebinin kurucusu ve büyük Islâm hukukçusu (699-769)

İslâm dünyası kendisine duyulan derin saygıdan dolayı onu “Imam-ı Azam” (Büyük imam) olarak da anmaktadır. Arap değildir.

Türk veya İranlı olduğu sanılmaktadır. Ebu Hanife Küfe’de yetişti. Önce Kuran’ı hıfzetti. Arapçanın gramerini ve edebiyatını öğrendi. Irak’ın ileri gelenlerinden hadis dinledi ve fıkıh sorunlarını öğrendi.

On sekiz yıl kadar Hammad bin Süleyman’dan ders gördü. Bu arada hac yapmak için sık sık Mekke ve Medine’ye gitti. O bölgenin bilginleriyle görüştü hadis dinledi. Hocası Hammad’ın ölümü üzerine, kırk yaşlarında iken arkadaşlarının isteğiyle hocasının yerine geçti ve ders vermeye başladı. Çeşitli ülkelerden gelen çok sayıda öğrenci yetiştirdi. Emeviler’in Irak Valisi Yezid bin Hübeyre’nin kadı olması önerisini kabul etmedi
Bu yüzden işkenceye uğradı ve hapsedildi. Ebu Hanife kaçarak Mekke’ye gitti. Abbasileri’in, İslâm devletinin yönetimini ellerine almasına kadar orada kaldı.
Durum normale dönünce Küfe’de derslerine başladı. Fakat, Abbasiler’le anlaşamadı. Halife Mansur ona resmî bir görev vererek durumunu anlamak istedi.
Ebu Hanife kendisine önerilen Bağdat kadılığını kabul etmedi. Bunun üzerine yine hapsedildi. Hapiste iken öldü. Zehirletilerek öldürüldüğü rivayetleri de vardır.

Ebu Hanife, yaptığı çalışmalarla fıkhı sistemli bir bilim haline getirdi. Derslerinde fıkıh bilgisi verir, halkın sorduğu sorulan öğrencileriyle tartışırdı. O, ilerde olabilecek olaylar üzerinde de düşünerek hükümler çıkarmış, fıkıhı ilkelere bağlamıştır.

Ebu Hanife’nin açtığı yoldan öğrencileri de yürüdü. Böylece bir mezhep doğdu. Bu mezhebe kurucusunun adı verilerek Hanefilik denildi.

Ebu Hanife Sözleri..

1..Şaşarım şu kimselere ki, zanla konuşurlar ve onunla amel ederler.
2..Bir kimse fıkıh bilmez, fikhin kıymetini ve fıkıh âlimlerinin değerini bilmezse, böyle âlimlerle oturmak [kitaplarını okumak, fıkıh öğrenmek] kendisine ağır gelir.
3..Mümin, allahü teâlâdan korktuğu kadar hiçbir şeyden korkmaz. Şiddetli bir hastalığa yakalanır veya feci bir kaza veya belaya uğrarsa, gizli veya açık; ‘ya rabbi, bana bu belayı neden verdin?’ Diye şikayetçi olmaz. Tersine hastalığa, belaya ve kazaya rağmen allahü teâlâyi anar ve şükreder.
4..Kulların birbirlerine karşı işledikleri suçlar, kendileri için bir zulümden ibarettir.
5..Allahü teâlâ, kendisine şükür ismini vermiştir. Çünkü allahü teâlâ, iyiliği ödüllendirir. O, merhamet edenlerin en merhametlisidir.
6..İnsan, her şeye şifa veren tek varlığın allahü teâlâ öldüğuna inanır; bununla beraber derdine deva olması için ilaç kullanır. Çünkü ilaç bir sebeptir. Sıfasını verecek olan ise allahü teâlâdir.
7..Dinin alışveriş kısmını bilmeyen, haram lokmadan kurtulamaz ve ibadetlerin sevabını bulamaz. Zahmetleri boşa gider ve azaba yakalanır ve çok pişman olur.
8..Din ilminde konuşan kimse, allahü teâlânin kendisine: benim dinimde sen nasıl fetva verdin, nasıl söz söyledin? Sualini sormayacağını zannediyorsa, kendisine ve dinine gevşeklik etmiş olur.
9..Mümin, allahü teâlânin kendisini devamlı denetlediğini bilir. Kimsenin bulunmadığı bir yerde veya herkesin yanında olsun, mutlaka allahü teâlânin önü denetlediğine inanır. Krallar ve sözde büyük adamlar ise, ne gizli ve ne de açık bir yerde herhangi bir kişiyi denetleyemezler.
10..Allahü teâlâ bize, insanların mümin olanlarını sevmemizi, onlara karşı saygı beslememizi ve asla kırıcı olmamamızı, kalblerinde ne sakladıklarını bilemiyeceğimizi, hareketlerimizi buna göre ayarlamamızı emretmiştir.
11..Günah işlemeyi zillet; günahı terk etmeyi mürüvvet gördüm ve bildim.
12..Eğer bilmediklerim ayağımın altında olsaydı, başım göğün en yüksek katına değerdi
13..Bir kimsenin ilmi, kendisini allahü teâlânin yasaklarından men etmiyorsa, o kimse büyük tehlikededir.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: