Oca 172014
 

imagesCA8IIXQ2Aşkı aramakla geçer ömürler; yada bulduğunu zannettiği aşkın sağlamasını yapmakla. Her işlem çözülürken zor, sağlaması yapılırken kolay gelir zihinlere. Gerçekten de zor mu? Kolay mı yoksa? Çözmeden bilinmez.

En başta, uzun ve karmaşık gibi görülen bir f(x) fonksiyonuyduk. Tabiat yasalarının tek sorulu sınavındaydık.

Soru 1 ve son:
f(x) fonksiyonunda, tam sayı sonucunu sağlayan x’in değerini bulunuz. Mümkünse bu tam sayı ‘bir’ olsun.

Çoktan seçmeli soruda ne de çok şık vardı. Bilinen yöntemlerle çözülemiyordu ve şıkları yerine yazıp sonucu aramaktan başka çıkar yol da yoktu. Sadeleştirme yapmayı denemeden sevgilileri yazdım x gördüğüm her yere.

Kiminde sonuç bire çok yaklaştı. Kiminde yanından bile geçmedi.
Hiçbir seferinde tam bir etmedi ki etseydi eğer, bugün peşinden koştuğum bir aşkım olurdu. Yaklaşık sonucu kabullenememektendir yalnızlığım.

Tabii ki ben de yerine yazılıyorum sevgililerimin fonksiyonlarındaki x veya y veya her ne bilinmeyense; bilindiğinde terk eden veya terk edilen. Ortada iki denklem var ve üç ihtimal. Denklemlerin ikisi birden tam sonuç verdiğinde mutlak aşk bulunmuş demektir.
Bu iyi ihtimal. Kötü olan, denklemlerin ikisinin birden yanlış sonuç vermesi; ama kötünün de kötüsü var ki o da denklemlerden sadece birinin doğru sonucu sağlaması.
Ah o zaman ne acılar çekilir ve ne yaralar açılır çözüme giden tüm hesaplamaların karalandığı yüreklere. Vazgeçmeyi bilmeyen gönüllerde, tükenmez kalemin keskin ucu, mürekkebi bitene dek kıvranır da artık yazmaz olduğunda daha bir bastırılır yeni bir kalem aramaktan kaçan üşengeç ellerin alışkanlığıyla. “Son bir hesap kalmıştı. Canım yanıyor ama onu da denemeden bırakmamalı”

Yaş kemale erince sağlama yapmayı denedim. Aman Tanrım! O da ne? O karmakarışık zannettiğimiz fonksiyon aptal bir bölme işleminden başka bir şey değilmiş. Sevgililer ise bol basamaklı birer sayı. Ne çok uğraştık oysa delikanlı çağlarımızda denklemlerle, bilinmeyenlerle, bilinip kabullenilmeyenlerle…

Ne çok zaman kaybettik toplasan yirmi yılı verimli çözüm çabalarıyla geçecek ömrümüzden. Şimdi ise, daha yapılması gereken bir yığın bölme işlemi varken, Tanrı’nın kronometresinin tıkırtılarıyla telaşlı, aceleden yanlışlar yapma riski altındayız.

Bölme işleminin günden güne daha bir zorlaşması, sabit olmayan sayılarımızın, yaşanmışlıklarla her gün bir basamak daha büyümesindendir. O halde yeni yetmelerin ‘bir’ olması mıdır işlemlerini kolaylaştıran? Bir bölü bir eşittir bir. Kolay aşk. Hayır bu değil tabii ki. Acemi aşklar, mutlak değer çizgilerinin arasında baskılanan sonuçlarının verdiği yaklaşık değere gösterilen rızadan doğuyor.

İlk yaklaşık tam sayıyı elde ettiğinde, heyecanla “Buldum!” diyor zavallı gönüller; ama er geç o mutlak değerden çıkan, çok basamaklı, tek virgüllü ve virgülden sonra bol haneli kesirli, küsurlu, kusurlu sayı batmaya başlıyor okumaya çalışıp okuyamayanlara.
Hele ki iş işten geçtiyse gerçek sonuç görüldüğünde, “Evlilik aşkı öldürüyor” bahanesinin ardına saklanılıyor. Oysa evlilik, o mutlak değer çizgilerinin olmaması gerektiğini ve aptalca bir cesaretle sonucun yanlarına çizildiğini, en çabuk tarafından gösteriyor o kadar.

Okurun “Yaklaşık değer elde edebilmek bu kadar kötü müdür?” dediğini duyar gibiyim. Tabii ki kötü değil. Yeter ki ‘bir’e yaklaşık olsun. Yoksa bol haneli sonuçlara gösterilen rıza boynumuza asılır olanca ağırlığıyla.
Boynumuzu , belimizi büken ağırlığıyla masanın üzerindeki sınav kâğıdına yaklaştırdığı gözlerimize, denklemde yerine yazmayı denemediğimiz diğer şıkları daha yakından göstermeye başlar. Hesaplamamak en iyisi. Başka şeyler düşünmeli.
Ya şeytana uyup hesaplarsak?

F.Murat Müftüler

 Posted by at 23:37

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: