Ara 262011
 

bracing-the-wavesAivazovsky, 1817 yılında Kırım’da bir Karadeniz Liman şehri olan Feodosiya’da dünyaya gelmiştir. Feodosiya tarihi ve coğrafi özellikleriyle Aivazovsky’nin sanatçı kişiliğinin gelişmesine önemli ölçüde etki etmiştir. Şehir, Karadeniz’in kuzeyinde yer alan Kırım’ın doğusunda konumlanmaktadır. Civarındaki kırsalın hemen dışında yükselen birkaç küçük tepe dışında büyük ölçüde düzlük olan Feodosiya, böylece geniş ufuklu görünümlere olanak sağlamaktadır. Ayrıca 19. yüzyılın Rus İmparatorluğu topraklarında Akdeniz iklimine yakın olan bölgede bulunmaktadır.

Şehrin tarihi, M.Ö.6.yüzyıla uzanmaktadır. Buraya ilk olarak Helen kolonileşme çağında Miletos’tan gelen Grekler yerleşmiştir. Daha sonra M.S.3.yüzyılda Got istilasına uğramış ve ardından Hun hakimiyetine girmiştir. 13. yüzyıl başlarında Latin Haçlılar’ı dönemi yaşanmış, bundan sonra şehre Cenovalı tüccarlar hakim olmuş ve Kaffa adını vermişlerdir. 1475’te gerçekleşen Osmanlı hakimiyetiyle bu isim Kefe ya da Küçük İstanbul olarak değiştirilmiştir. Osmanlı’nın gerileme döneminde, 1771’de Rusların eline geçmiş ve bundan sonra tekrar Feodosiya olarak anılmıştır.

Şehrin tarihi ve deniz ticaretinin taşıdığı farklı insanlar, ona kozmopolit bir kimlik kazandırmaktaydı. Aivazovsky’nin yetiştiği şehir; Tatarlar, Türkler, Ermeniler, Ruslar, Yahudiler ve Arapların iç içe yaşadığı bir şehirdi. Dolayısıyla Aivazovsky, günlük hayatta farklı kültür ve dillere aşinaydı.

Feodosiya; şehrin toplumsal yapısına, mimarisine ve yaşayışına yansıyan kozmopolit yapısı dışında, bir deniz şehri olmasıyla da Aivazovsky’nin üzerinde etki sahibi olmuştur. Çocukluk döneminden itibaren burada, kimi zaman süt liman kimi zaman fırtınalı, gün doğarken ve gün batarken, denizin tüm değişen hallerini gözlemleyebilmektedir.

Aivazovsky küçük yaşlardan itibaren resme ilgi göstermiştir. Sanatçı, 1887 tarihli bir resminde kendisini küçük bir çocuk olarak Feodosiya’ya hakim bir yükseklikten şehri resmederken tasvir etmiştir. Resmin üzerinde “1825’te Aivaz.” yazmaktadır. Kendisinin hayatının çok erken bir döneminde, henüz 8 yaşında resme duyduğu ilgiyi ortaya koyan bu resim, aynı zamanda Feodosiya’nın onun üzerinde bıraktığı etkiyi de ifade etmektedir. Ailesinin tanıklıklarına göre, çocukken evlerin duvarlarına kömürden çizimler yapıyordu. Onun bu ilgisi, babasının şehrin mimarı olan arkadaşı Koch tarafından değerlendirilmiş ve Koch çocuğa resim üzerine perspektif gibi temel bazı bilgileri içeren dersler vermiştir. Bununla da kalmamış, resimlerini şehrin yöneticisi Kaznaachev’e göstermiştir. Kaznaachev, Aivazovsky’e destek vermiş ve görevi gereği Kırım’ın daha büyük bir şehri olan Simferepol’e taşındığında onu da yanında götürmüştür. Burada, St. Petersburg’la bağlantıları olan zengin ve asil Naryshkin ailesinden Natalia Feodorovna Naryshkin, onun resimlerini beğenerek St.Petersburg İmparatorluk Akademisi’ndeki ressam arkadaşı Tonci’ye yollamıştır. Bunun sonucunda Aivazovsky altı yıllık bir burs kazanmıştır.

1833’te 15 yaşındayken St.Petersburg’a, ülkenin başkentine gitmiştir. St.Petersburg ülkenin sadece siyasi değil, kültürel başkentidir de… Uzun zamandır katolik batıdan farklı çizgide bir kültürel gelişim süreci içerisinde olan Rusya, 18. yüzyılda batıdaki gelişmelerle ilişki içerisine girmeye başlamıştır. Bu yüzyılda; Fransa, İtalya ve Almanya’dan pekçok sanatçı, Rus sarayının siparişlerine yanıt vermek üzere St.Petersburg’a gelmiştir. Onların sanatsal üretimleri ve uzmanlıklarıyla sağladıkları katkılar sonucunda, 1757’de İmparatorluk Akademisi kurulmuştur. Okul resmi ve akademik tarzda bir eğitim vermektedir.

19.yy. başlarında St.Petersburg’un merkezinde bulunduğu bu kültürel değişim süreci resim alanında ilk sonuçlarını vermeye başlamıştır. Pekçok Rus ressamı yetişmekte ve St. Petersburg’un sanat ortamına dahil olmaktadır.

Aivazovsky’nin Akademi’de devam ettiği manzara sınıfının başında bulunan Vorobiov, atmosfer koşulları üzerinde duran ve açık hava resmini savunan bir ressamdı. Sanat yaşamı boyunca eserlerinde atmosfer koşulları ile ilgilenmiş olan bir Aivazovsky’nin, hocasından etkilenmiş olduğu, en azından varolan ilgilerinin hocasının yaklaşımıyla örtüştüğü anlaşılmaktadır. Öğrenciyken, Akademi başkanı Olenin’in tavsiyesi üzerine Akademi sergisi için deniz ve atmosfer koşullarını konu alan Deniz Üzerinde Hava Çalışması adlı resmi yapması, kariyerinin başlangıcında sanatsal çizgisinin şekillenmeye başladığını ortaya koymaktadır. Resim, Akademi sergisinde yer almış ve büyük bir başarı göstererek gümüş madalya kazanmıştır.

Bu başarı, Aivazovsky’nin İmparator I. Nicholas’ın takdirini kazanmasına ve onunla tanışmasına olanak sağlamış; imparator, Baltık Donanması ile Finlandiya Körfezi’ne deneme seferi yapacak olan oğlu Grandük Konstantin Nikolaievich’e eşlik etmesini istemiştir. Bu deneyim, Aivazovsky’nin deniz üzerindeki yaşantıyı ilk elden görmesi ve imparatorluk donanması ile hayatı boyunca sürecek olan yakın ilişkinin başlangıcı olması açısından önemlidir.

Sanatçı, 1836 Akademi sergisine yedi resimle katılmıştır. Bunlardan birisi üç yıldır görmediği Feodosiya şehrini betimlemektedir. Aivazovsky, resimlerini doğrudan doğadan çalışarak üretmemektedir. Yaptığı ön çizimlerden ve hafızasından yararlanmaktadır. Aivazovsky, bu sergide ünlü Rus şair Pushkin’le tanışma fırsatını da bulur. Pushkin ve onun şiirleri Aivazovsky’i derinden etkilemiştir.

1837 yılında, deniz manzarası resmindeki dikkat çekici başarısından dolayı altın madalya ile ödüllendirilen Aivazovsky, Akademi’den mezun olmuş ve Rusya’nın deniz görünümlerini resmetmek üzere iki yaz için Kırım’a yollanmıştır. Normalde Akademi ümit veren öğrencileri İtalya’ya yollamaktaydı, ancak bu dönemde Rus sanatında toplumsallık tartışmaları gündeme gelmiştir ve resimlerinde Rus köylüsünü ve onların günlük hayatını konu edinen Alexei Venetsianov şu çıkışı yapmaktadır: “Atalarımızın ulusal kostümü Romalılarınkinden daha az renkli değildir ve bir Rus köylüsünün sade gömleği bir Yunan tuniği kadar güzeldir.”
Bu koşullarda bir Rus ressamı tarafından yapılmış Rusya görünümleri önem kazanmaktaydı. Aivazovsky, Kırım’ın güney sahillerine yaptığı gezi dışında, Karadeniz donanmasının askeri seferlerine katılmış ve iki yıl içerisinde gerçekleştirdiği çalışmaları Akademi’ye sunduktan sonra 1840’ta İtalya’ya gitmiştir.

Rönesans’ın doğduğu topraklarda çeşitli yerleri ziyaret etmiş burada tanıştığı ünlü Rus yazar Gogol ile birlikte yolculuk etmiştir. Ayrıca, Roma’da İngiliz romantik ressam Turner’la tanışmış ve ünlü ressam onun resimlerinden etkilenerek; “Sizin sanatınız yüksek ve güçlü çünkü siz dehadan ilham alıyorsunuz” diye yazmıştır.

Papa 16. Gregory’nin, Aivazovsky’nin ünlü Kaos adlı resmini Vatikan için satın alması gibi başarı haberleri St.Petersburg’ta yankılanmaktadır. Bir Rus ressamın batı sanatı çevrelerinde kazandığı başarı, Rusya’nın batı uygarlığının akışına dahil olma sürecinde özellikle önem taşımaktadır.

Aivazovsky, Rusya’nın batı kültürüne armağan ettiği ilk uluslar arası düzeyde ressam olarak Rus sarayı tarafından hararetle desteklenmiştir.

Sanatçı, 1892’de batı resim sanatının iki önemli merkezi, İngiltere ve Hollanda’yı ziyaret etmiş ve bu ülkelerdeki deniz resmi geleneğini incelemiştir, kendisi de deniz konusu üzerine çalışmıştır. Aynı yılın Paris sergisine katılan tek Rus sanatçısı olarak, sanat çevrelerinden büyük övgüler kazanmıştır. Paris’e yerleşip Fransız vatandaşlığına geçeceği dedikoduları üzerine, 1844 yılında St.Petersburg’a geri dönmüştür. Burada büyük bir coşkuyla karşılanmıştır. Bu süreçte, donanma ile ilişkileri resmiyete kazanmış ve Rusya’da denizciliğin tarihine ve genel olarak donanmaya adanmış bir seri resim yapmakla görevlendirilmiştir.

Aivazovsky, dünyanın dört bir yanını ziyaret etmiş bir sanatçıdır. İngiltere’den İtalya’ya, Hollanda’dan Portekiz’e Avrupa’nın pek çok ülkesini, Mısır’ı (1869) ve A.B.D’ni gezmiş, buralardan çeşitli birikimler edinmiş ve ününü dünyanın her köşesine yaymıştır. Ama onu dünyada en fazla etkileyen köşe İstanbul olmuştur. Aivazovsky, 1845 yılında, Grandük Konstantin Nikolaievich ile birlikte; Anadolu, Ege Adaları ve Doğu Akdeniz’e yapılan bir geziye katılmıştır. Gezinin durakları arasında İstanbul ve Truva da vardır. Geziden hemen sonra 1846’da Feodosiya’da düzenlediği sergi ile ilgili belgelerden birinde şu satırlar yer almaktadır: “Üç küçük manzaradan en çok Truva’yı beğendim. Onda bir tür hüzünlü şiirsellik var ki herşeyden önce bunu ifade etmek istiyor.”

İstanbul’a ilk ziyaretini içeren bu gezinin ardından, 1846’da Karadeniz donanmasıyla bazı manevralara katılmıştır. Bu dönemde doğduğu şehir olan Feodosiya’ya yerleşmiştir. Sanatçı doğduğu şehre hayatı boyunca bağlı kalmış ve sarayla olan bağlantılarını da kullanarak Feodosiya’ya bir liman, tren yolu ve arkeoloji müzesi gibi çok sayıda katkı sağlamıştır. Şehrin merkezi kişiliği ve adeta gayrı-resmi yöneticisi olmuştur. Bu arada St.Petersburg ve sarayla ilişkilerini hiçbir zaman koparmamış, hatta imparatorluk ailesini kendi evinde ağırlamıştır

Kırım Savaşı nedeniyle 1854-7 arasında denizden uzak olan Karkov’da yaşayan Aivazovsky, savaşın sona ermesiyle Paris’e gitmiştir. Burada bir sergi düzenlemiş ve II. Napoleon tarafından Legion d’Honneur ile ödüllendirilmiştir. Kırım’a dönüş yolculuğu sırasında bir kez daha İstanbul’a uğramıştır.

1860-80 arasında Kafkasya (1868), Mısır (1869) Fransa ve İtalya (1872), İstanbul (1874) ve Hollanda, İtalya, Fransa (1878) gezileri yapmıştır. Hayatının son yirmi yılını, 1880’de bir sanat galerisi açtığı Feodosiya’da geçirmiştir. Bu arada Feodosoya, St.Petersburg ve Moskova’da çok sayıda sergi açmıştır. 1892’de A.B.D.’ye gitmiştir ve burada özellikle Niagara şelalelerinden etkilenmiştir.

18 Nisan 1900’de evindeki atölyesinde bir Türk gemisinin patlaması üzerinde çalışmaya başlamış, ertesi gün 83 yaşında ani bir beyin kanamasıyla şövalesinin başında ölmüştür.

Aivazovsky’nin Sanatı:Aivazovsky’nin yaşam aralığı 19.yüzyılın önemli bir kısmını kapsamaktadır. Bu süreç, batı sanatında önemli gelişmelerin ardarda geldiği bir dönemi işaret eder. 19.yüzyılın başlarında Fransa’da Gericault ve Delacroix, İngiltere’de Turner ve Constable gibi sanatçılarla gelişen romantik resim anlayışını, yüzyılın ortalarına doğru Courbet, Millet ve Daumier’nin toplumsal gerçekçi resimleriyle somutlanan realizm izlemiş ve yüzyılın ikinci yarısında Manet, Monet, Renoir ve diğer izlenimci sanatçıların çıkışları resim sanatına yepyeni bir yön kazandırmıştır.

Yirminci yüzyıl girmeden önce, bir yandan sembolistler diğer yandan modern resmin öncüleri olan Cezanne, Van Gogh ve Gaugin gibi geç-izlenimci sanatçılar yüzyılın resim alanındaki son atılımını gerçekleştirmişlerdir.

Resim sanatının böylesine hızlı değişim sürecinde olduğu bir dönemde Aivazovsky’nin resimleri, kesin bir tutarlılıkla en erken çalışması olan Deniz Üzerinde Hava Çalışması’ndan (1835) ölümünden önce başladığı Patlayan Gemi’ye (1900) kadar romantik geleneğe bağlı kalmıştır.

Aivazovsky’nin yetişme döneminde, batı sanatında romantik gelenek halen çok güçlüdür. Aivazovsky’nin pekçok resminde, deniz kazazedelerini ve dalgalar arasında boğuşan gemileri konu edinmesi, başta bizzat tanıma fırsatı bulduğu Turner olmak üzere pekçok romantik ressamın temel yaklaşımını ifade eder: Doğa-insan mücadelesi ve doğanın gücü… 1876 tarihli Gemi Kazası ve 1878 tarihli Günbatımında Gemi Kazası, denizin hoyrat dalgalarının sahile savurduğu, güçleri tükenmiş insanları tasvir eder. Doğa güçlüdür, resmin büyük bölümünü kaplamaktadır; insanlar bitkindir ve ufak resmedilmiştir. Aivazovsky için övgü dolu satırlar yazacak olan Turner’ın 1805 tarihli Batış adlı resmi ve Gericault’nun 1818 tarihli Medusa’nın Salı adlı ünlü çalışması bu geleneğin çarpıcı örnekleridir. Aivazovsky’nin 1850 tarihli Dokuzuncu Dalga adlı çalışması Medusa’nın Salı’na doğrudan bir göndermedir. Dokuzuncu dalga deniz bilimine göre düzenli bir şekilde devinim gösteren dalgaların en güçlüsüdür ve kırık gemi direğini tutmuş olan kazazedeleri yutmak üzeredir.

Sappho (M.Ö.610-580) Midilli’de yaşamış eski Yunanlı kadın şairdir. Aivazovsky’nin dönemin yazın dünyasından isimlerle kurduğu ilişkiler ve onları ve etkilerini resimlerine taşıması da romantik gelenekle bağlantılıdır. Puşkin’e olan hayranlığı; Kırım Sahilinden Denizi Seyreden Pushkin (1889) ve İlya Repin’le birlikte yaptığı Karadeniz’e Veda Eden Pushkin (1887) gibi resimlere kaynaklık etmiştir. Fırtına gibi doğayı konu alan şiirleriyle tanınan Pushkin dışında, birlikte İtalya’da seyahat ettiği Rus yazar Gogol ve ünlü İngiliz romantik şair Lord Byron sanatçıyı etkileyen diğer edebiyatçılardır. Byron Venedik’te adlı resim, şehrin kanallarında gondol ile gezinen ünlü şairi tasvir eder. Resim aynı zamanda, Byron’ın Venedik’in düşsel bir betimlemesi olan Beppo (1817) adlı şiirine bir göndermedir.

Romantik resim geleneğinin doğayı ve doğa olaylarını ön plana çıkartan anlayışı Aivazovsky’nin sürdürdüğü bir özelliktir. Aivazovsky’nin sürdürdüğü bir başka özellik, romantik resmin şiir, edebiyat ve efsanelerle olan bağlantısıdır. 1886 tarihli Antik Zamanlarda Atina Akrapolü, 1892 tarihli Kızıldeniz’den Geçiş ve 1893 tarihli Sappho tarih ve edebiyatla bağlantılı örneklerdir. Aivazovsky’nin özellikle hayatının son dönemlerinde mitolojik ve klasik konulara duyduğu ilginin de bir göstergesi olan bu resimlerden Sappho, Fransız romantik ressam Antoine-Jean Gros’un (1771-1835) Sappho Leukada’da adlı resmine bir göndermedir.

Aivazovsky de, Byron gibi Venedik’ten derin bir şekilde etkilenmiştir. Onu etkileyen diğer şehirler doğduğu Feodosiya, eğitim aldığı St.Petersburg ve en çok da İstanbul’dur. Aivazovsky, İstanbul’u ilk olarak 1845 baharında ziyaret etmiştir. Şehir onun üzerinde çok büyük bir etki bırakmıştır. Bu etki yazdığı bir mektupta şu şekilde ifade edilmiştir: “Galiba dünyada bu şehir kadar muhteşem bir yer yok, buradayken Napoli ve Venedik’i unutuyorsun.”

1845 tarihli Haliç’te Akşam Karanlığı onu, böylesine etkileyen şehre dair taze izlenimlerini ortaya koyar. 1851 tarihli Boğaziçi Kaprisi ise İstanbul’un bir diğer pitoresk köşesinin daha geç tarihli bir izlenimidir ve belki de sanatçının altı yıldır görmediği şehre duyduğu özlemi ifade etmektedir.

Bu ilk kısa ziyaretin ardından, Paris’ten dönerken 1857’de yeniden İstanbul’a uğramıştır. Bu sırada Abdülmecit’in emriyle, mimar bir aile olan Balyan’lar tarafından batıdaki örneklerin bir yorumu olarak Eski Beşiktaş Sarayı’nın yerine Dolmabahçe Sarayı inşa edilmektedir. Osmanlı’nın batılılaşma sürecinin mimarideki ilk anıtsal örneği olan bu yapının duvarları, aynı sürecin ürünü olacak resimlere de ihtiyaç gösterecektir.

Ancak 1857’de Türk resminin ilk güçlü temsilcileri, henüz eğitimlerinin başlangıç aşamasındadırlar ve bu yüzden Osmanlı Sarayı yabancı sanatçılara kapılarını açmıştır. Aivazovsky, Sultan Abdülmecid’e hediye ettiği tablo nedeniyle IV.dereceden Osmanlı nişanı ile ödüllendirilmiştir. Kasım 1857’de, Hariciye Nazırı Keçecizade Fuat Paşa’ya yazdığı mektupta, İstanbul’a yaptığı bu ziyaretin olumlu izlenimlerini şu şekilde aktarmıştır: “Aziz Ekselans, nazik ve doyurucu mektubunuzu büyük bir memnunlukla aldım. Beni son derece duygulandıran iyi anılar için samimi teşekkürlerimin kabulünü rica ederim. İlk fırsatta size bir tablomu küçücük bir armağan olarak göndermekle mutlu olacağım. Yeğeniniz Sara Kamil Hanımefendi’nin el işlemesini, güzel bir hatıra olarak hep gözümün önünde durduğunu lütfen kendilerine söyleyiniz. Eşim edindiği güzel izlenimler ve hatıralar için size teşekkürlerimi bildirmemi istedi. En derin sevgi ve saygılarımı kabul buyurunuz efendim.”

Aivazovsky’nin İstanbul ziyaretleri içerisinde en önemli olanı, 1874 yılında gerçekleşenidir. Bu sırada tahtta olan Abdülaziz, daimi ikametgah olarak Dolmabahçe Sarayı’nı kullanmaktadır. Aivazovsky, İstanbul’da saray baş mimarı Sarkis Balyan’ın Kuruçeşme’deki konağında kalmış ve sultana onun tarafından takdim edilmiştir.

Kendisi de resimle uğraşan Abdülaziz, Aivazovsky’i otuzdan fazla resim yapmakla görevlendirmiş ve bazıları için kendisi hazırlık niteliğinde taslaklar yapmıştır. Aivazovsky’nin Osmanlı Sarayı için yaptığı resimlerden bazıları Abdülaziz’in hazırladığı taslaklara göre yapılmıştır. Aivazovsky’nin Abdülaziz’le yakınlığı, onun 1874 tarihli Boğazdan İstanbul resminde belli olmaktadır. Resimde, Boğaz’ın girişine açılan manzaranın önünde sultan ve mahiyeti gezintideyken görülmektedir. Aynı tarihli İstanbul; Eyüp’ten Ayışıklı Görünüm ise, bu “tarih” ve “su” şehrinin değişen atmosfer koşullarına ve ışık yansımalarına nasıl uyum gösteren bir özelliğe sahip olduğunu işaret eder.

1880 tarihli İstanbul; Sanatçının Desen Çizerken Oto-portresiyle Haliç Görünümü, onun İstanbul’un günlük yaşantısına akseden resim üretim sürecini ortaya koymaktadır. İstanbul’u ve onun pitoresk görünümlerini keşfetmek Aivazovsky için heyecan verici bir tecrübe olmuştur. Burada, Balyan’lar dışında, İstanbul’da bir fotoğraf stüdyosu işleten Abdullah Biraderler ile de dostluk kurmuştur. Onlara yazdığı bir mektup, doğadan çalışma alışkanlığı olmayan sanatçının, İstanbul manzaraları için hafızası ve desenler dışında başka kaynaklardan da yararlandığını ortaya koyar: “Göndereceğiniz fotoğrafları, çok rica ederim, ikisini de güzel ve sağlam sandıklara koyup, Sivastapol’a gönderin…

” Abdullah biraderler, bu dönemin İstanbul’undan çeşitli köşelerin fotoğraflarını çekmiş olmalarıyla tanınırlar ve Aivazovsky, bir referans unsuru ve başlangıç noktası olarak bu fotoğraflardan yararlanmış olmalıdır.

Aivazovsky hayatı boyunca, 1845’deki Haliç’te Akşam Karanlığı’ndan 1900 tarihli İstanbul Boğaziçi’nde Gemiler’e kadar, İstanbul’u değişmez bir konu olarak resimlerine dahil etmiştir. Deniz ve şehrin kozmopolit tarihini yansıtan mimarinin uyumlu birlikteliği; bu birlikteliğin değişen atmosfer koşulları altında değişen güzelliklere olanak sağlaması Aivazovsky’i derinden etkilemiştir. Ayrıca Osmanlı Sarayı’nın yakın ilgisine sahip olması da onun İstanbul resimlerinin bir diğer nedenidir.

Aivazovsky’nin sanatının en önemli kaynağı ise “deniz”dir. Kariyerinin başlangıcından itibaren deniz resimleri konusundaki olağanüstü başarısıyla, kendisini Avrupa’nın pekçok sanat merkezinde kabul ettirmiştir.

Deniz resmi geleneği, 17.yy. Hollanda resminde doğmuştur. Protestanlıkla bağlantılı olarak dinsel tasvirlerden uzaklaşan Hollanda’da günlük yaşam sahneleri yaygınlaşmıştır. Hollanda’da günlük yaşam sıkı bir şekilde denizle bağlantılıdır. Böylece, Hendrick Vroom ve Jan Porcellis gibi sanatçılar, deniz resmine yoğunlaşmışlardır. Onların deniz manzaraları konusundaki erken örnekleri dışında, Fransız asıllı olup hayatının büyük bir bölümünü Roma şehrinde geçiren Claude Lorraine’in Liman- Azize Ursula’nın Ayrılışı gibi deniz ve atmosfer dolu resimleri Aivazovsky’i derinden etkilemiştir.

Su yeryüzünün büyülü çoğunluğunu kaplayan bir kaynaktır. Aivazovsky’nin resimlerinin yüzeyi için de bu geçerlidir. Herşey suyun sınırsız biçim, renk ve ışık zenginliği içerisindeki dünyasında küçük bir ayrıntı olarak kalmaktadır. 1889 tarihli Dalga adlı resminde batan gemi ve figürler, coşkulu suyun anıtsal kıvrımları arasında küçücük kalmıştır. 1898 tarihli Dalgalar Arasında’da ise deniz ve gökyüzünden başka hiçbir şey yoktur.

Su maddenin üç haline de bürünebilen (katı,sıvı,gaz) bir kaynaktır. Aivazovsky’nin resimlerinde de böyledir. 1881 tarihli Karadeniz’de hareketli, devinim halinde akışkan bir maddedir. 1892 tarihli Niagara Şelalesi’nde tüm coşkusuyla akan bir sıvıdır. 1891 tarihli Durgun Su Üzerinde Bulutlar, 1870 tarihli Su Kıyısında Balık Tutan Kibar Bayanlar ve 1886 tarihli Durgun Deniz Kıyısında Öküz Arabası ve Ötesinde Bir Yüzücü gibi resimlerde durgun denizin hemen üzerinde ışığın tanımladığı bulutlar, suyun gaz halini ortaya koymaktadırlar. Maviden pembeye, turkuvazdan mora farklı renklerle verilen bu bulutlar, Aivazovsky’nin pekçok resminde yer almaktadır. Son olarak su, maddenin katı haline de bürünebilmektedir ve Aivazovsky, suyun bu haliyle de ilgilenmektedir. Onun, 1877 tarihli St.Petersburg’da Buz Tutmuş Neva Nehri Üzerinde Buz Kıranlar adlı resmi bu ilgiyi ortaya koymaktadır.

Suyun fiziksel değişiminin yanı sıra biçimsel değişimi de Aivazovsky’nin resimlerinde yer alan bir çeşitliliğe kaynak oluşturur. Sürekli devinim halinde olan su, Arkasında Ayı Dağı İle Kırım Sahili resminde olduğu gibi kimi zaman sükunet içerisinde (süt-liman), Fırtınalı Günde Sahile Vuran Dalgalar (1893) resminde olduğu gibi kimi zaman da heykelsi bir kabartı ve coşku içerisinde resmedilmiştir. Bir form olarak dalga, suyun en anıtsal durumudur. Aivazovsky’nin resimlerinde dalga, içine ışığın işlediği bir renk ve biçim bütünü olarak eşsiz güzellikte bir resimsel eleman niteliği kazanır (Dalgalı Denizde Türk Gemisi). Su ışık yansımasının bir kaynağıdır; hidrosfer, atmosferin bir aynasıdır. Işık ise, renkler ve biçimlerden oluşan görsel dünyamızı tanımlayan en önemli kaynaktır. Aivazovsky, değişen atmosfer koşulları ve bunun suyun değişen halleri üzerindeki etkisinin sonsuz zenginlikteki seçeneklerini bıkmadan resimlerine konu edinmiştir.

1845 tarihli Sabah Güneşine Övgü günün ilk ışıklarının, Kırım Ayı Dağı’nda Gün Batımı ise son ışıklarının resimsel etkilerini ortaya koyar. Buna karşılık Ayışıklı Sahilde Gemi gece karanlığını delen beyaz ay ışığının su üzerindeki gizemli yansımalarını konu edinmiştir.

Su aynı zamanda sembollerle yüklü gizemli bir dünyadır. İçine aldığı, bizlerden sakladığı bambaşka bir dünyanın sırları, zaman zaman sahile bıraktığı obje ve canlılarla aralanmaktadır. Aivazovsky, çocukken bu yolla denizin kuşattığı dünya hakkında küçük ipuçları edinmiştir. Onun atmosfer ve hidrosferle (hava ve suyla) dolu resimlerinde figürler oldukça küçük bir öğe olarak yer alır. Bu, sanatçının figür konusunda çok fazla başarılı olmamasından da kaynaklanmaktadır. 1887 tarihli Karadeniz’e Veda Eden Pushkin resminde büyük bir şekilde resme dahil olan figürü (Pushkin) Ilya Repin resmetmiştir.

Aivazovsky’nin resimlerinde figürlerden daha fazla yer tutan bir unsur gemilerdir. 1872 tarihli Denizde Kurtarma, 1860 tarihli Fırtınada Gemiler ve diğerlerinde gemi hep insanlarla deniz arasında ilişkiyi sağlayan bir aracıdır. Denizde gemi ve tekneler, insanoğlunun hayattaki zor yolculuğunun bir metaforu olarak da, Aivazovsky’nin resimlerine ayrı bir anlam katmaktadır.

Doğada çalışma alışkanlığı olmayan Aivazovsky, son derece seri bir şekilde resim üretmekteydi ve hayatı boyunca sayıları 6000’i bulan eseri tamamladığı iddia edilmektedir.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: