aşk

Şub 172014
 

imagesCADRO49R
Yağmurlu bir akşamüzeri İngiliz taşrasının derinliklerinde, “Aşk bir yana, şu karşıki yoldan kim çıkıp gelsin isterdin şu anda?” diye sorar Lytton Strachey, yazar Virginia Woolf’un kızkardeşinin kocası Clive Bell’e.

Onun bir an tereddüt ettiğini görünce de kendi cevaplar sorusunu: “Virginia elbette…”

Hayatın dalgınlığına rastlayan, zamanla ve mekanla olan bağlarınızın kaybolduğu böyle nadir anlardan birinde, bütün hücrelerinizin huzurla dolduğunu hissederken, aşk bir yana, siz kimin gelmesini istersiniz?

Ya da tam aksine iyice bunaldığınızda kim olmalı yanınızda?

Mesela, sıcak, sıkıntılı ve yağmurlu bir pazar öğleden sonrasında, bedeninizin derinlerinden gelen yorgunluk, ağır bir umutsuzluğa dönüşürken, kim yabancılığınızı geçici olarak da olsa üzerinizden atmanızı sağlayabilir?

Aşk bir yana, kim çıkıp gelse, rastgele bir doğallıkla dağıtabilir karanlığınızı? Kim usulca üfleyebilir bulutlarınıza ve tatlı bir esinti getirebilir hayatınıza?

Bir Virginia’nız var mı sizin de?

En küçük kararların bile büyük acılar verebileceği anlar vardır. Kim böyle anlarda sizin yerinize tartmak ister adımlarınızı? Kim sizin adınıza inceden inceye düşünmek ister?

Yerin altı, depremlerini nasıl gizli gizli hazırlıyorsa, hayatınızın da size sezdirmeden hazırladığı depremler vardır, onları sizin adınıza hissedebilecek kadar duyarlı bir kimseniz var mı?

Kim, siz uyurken gördüğünüz kötü rüyaları ve kabusları sizden çekip almak isteyecek kadar fazla hisseder sizi?

Bazen olur ya, duygularınızın ıssızlığında kaybolmaktan korkarken, aşk bir yana kim çıkıp gelsin istersiniz?
Kimin arkadaşlığında, yorulmadan ve hiç incinmeden kurtarılacağınıza inanırsınız?

Bir Virginia’nız var mı sizin de?

Durağanlığın sessizliğinde dinlenirken kimi özlüyorsunuz en çok?

Dışarıda usul usul yağan bembeyaz karın, sıcak odanıza yansıyan huzurunda kiminle sohbet etmek istersiniz tembel tembel? Kiminle hiçbir anlamı olmayan konularda uzun uzun konuşmak yatıştırır sizi?

“Aşk bir yana, şu karşıki yoldan kim çıkıp gelsin isterdin şu anda?” diye sormuştu Lytton Strachey.

Bence, yağmurlu bir akşamüzeri, taşranın koyu yeşil derinliklerinin huzurunda böyle çıkıp gelmesi arzu edilen kişi -hayatınızdaki konumu ne olursa olsun- “aşk bir yana” değil, aşk’a dair biridir.

Ve böyle anlarda çıkıp gelmesini isteyeceğiniz bir Virginia’nız yoksa şayet hayatınızda, o zaman, sizin de birinin Virginia’sı olup olmadığınızı düşünmeniz gerekmez mi?

P. Barısda

Ara 162012
 

imagesCAHJYSFOSürekli ilişkiler üzerine konuşulan, tartışılan, sonuçlara varılmaya çalışılan bir zaman dilimini yaşar olduk son günlerde.
Bir ilişkiyi sürdürebilmek için neler yapılmalı, neler yapılmamalı? Kadın olarak hangi taktikleri kullanmalı, nelerden kaçınmalı? Ya erkekler?
Bir kadın nasıl baştan çıkarılır ya da bir ilişki başarıyla nasıl sonlandırılır?
Bu tartıştıklarımız yaşamımızın bu alanında bizi nereden alıp nereye sürüklüyor acaba?

Standart kalıplara sokulmaya çalışılan ilişkilerin karşısında oldum hep. Beraberlikleri kendi içinde sınıflandırmak ya da isimlendirmek bana çok anlamlı gelmiyor. Hatta inanıyorum ki; aynı insan bile iki farklı ilişkide tamamen farklı davranabilir, farklı kişiliklere bürünebilir.
Dinamiği ayrıdır tüm birlikteliklerin. Çünkü; kişi, karşısındaki insanın değiştiğini zannederken her yeni ilişkide aslında değişen kendisidir.

Sevgi adına bir şeyleri bölüşmeye çalıştığımız tüm paylaşımlarda, kendimizden bir parçayı ortaya koyarız.
Kimi zaman kadın yanımızdır ortaya sürdüğümüz, kimi zaman içimizde bir türlü büyütemediğimiz küçük bir kız çocuğu.
Kimi zaman şehvetin tenimizi yakan, alev rengine bürünüp ateşe kayan yanı ön plana çıkar, kimi zamansa dostluk adına elimize uzanacak bir eldir beklentimiz.
Aslında, doğru yerden bakmayı başarabilirsek belki de kendimizi tanımanın en sağlıklı yolu bir ilişkiyi yaşama hatta belki de bitirme biçimimiz.

Beklentilerin farklı olduğu ikili ilişkilerde, tek tip tanımlamalarla yol göstermek, yarar değil zarar getiriyor. Bir başkasında başarılı olan yol, sizi yanlış yerlere sürükleyince sorgulamalar yapıcı değil yıkıcı bir hal alıyor aniden.
Aslında irdelenmesi gereken; denenip başarılı olduğu iddia edilen ilişki kalıplarını alıp ilişkiye aynen uyarlamak yerine; kendimizden ve karşımızdakinden beklentilerimizi sağlıklı bir harmanlamayla özümseyip kendi içsel yolculuğumuzda yeni bir yol açabilmek.

Dayatmalarla, kurallarla, standartlarla yönlendirilen insanların; tek tip ilişkilerin içine sokulmaya çalışıldığı tuhaf bir mecraya döndü aşk. Oysa farklılıktır aşkın temeli.

Eğer, herkesin yaşadığını düşündüğünüz bir ilişkinin içindeyseniz şöyle bir durup kendinizi dinlemenin zamanı gelmiştir derim ben. Heyecanların bile formülle sunulduğu, tutkunun siparişle katıldığı, sevginin acıyla sınandığı ilişkiler sorgulanmalı artık.
Bırakalım bu aşık olmanın ve aşkı korumanın en iyi yollarının anlatıldığı safsataları. Her birimiz kendi doğrularımızla, kendi beklentilerimizle, kendi kişiliğimiz ve hatta o anki gelişimimizle uyum sağlayacak aşkları yaşayalım.

Aşkta ne mutlu olmak şarttır ne mutsuzluk! Kendi bildiği yollarla gelip yerleşsin hayatımıza, bize katacağını katsın ve gitmek istediği zaman da lütfen bırakalım gitsin.
Zorla elde tutulmaya çalışılan her şey gibi, aşk da, baskıyla yüreğe oturtulduğunda anlamsızlaşıp değersizleşiyor.

Benim önerim; bırakın kendi bildiği zeminde aksın sevgiler yaşamda. Başka ellerin çizdiği yollarda kayboluyor anlamı ilişkilerin.
Herkesin kendi seçtiği ve şekillendirdiği ilişkiyi yaşama özgürlüğü vardır ve olmalıdır.

Her beraberliği kendi dinamiği ile kabullenirsek, her şey çok daha kolay olacak!
Değişimse eğer yaşamın gerçeği, hiçbir ilişki tekrarlamaz kendini!

F.Bilgili..

Haz 042012
 

Ne olacak söyleyeyim,

Öncelikle aşık olacağız her gün yeniden.
Her gün birine yada başka birine.
Hep anlamlar yükleyeceğiz güne ve düne.

Özgür olacağız örneğin düşünürken
Bırakacağız şu teknik adam yalın bakışını
En yalın yaşamımızı dahi süsleyeceğiz ve
Anlamlandıracağız yaşamı en anlamsız anında dahi

Ve aşık olacağız yeniden her gün
Birine yada başka birine

Kendimize putlar yapacağız tapacak,
Bir vuruşta yıkacağız ertesi gün yaptığımız putları
Yeni putlar gelecek ertesi gün
Ve daha ertesi
Yıkılması an meselesi

Yani aşık olacağız yeniden her gün
Birine yada başka birine

Doğaya bakacağız, çevreci şefkatini bırakıp
Bir parçası olduğumuz sorumluluğu ile
Bir parça olmaktan öteye gitmeyecek iddiamız.

Hep birşeyler bekleyeceğiz
Çok şey olacak
Önce biz çoğalacağız ve çok olacağız

Yani aşık olacağız yeniden her gün
Birine yada başka birine..

Abdullah Anar.

Haz 042012
 

İkame aşklar çağında yaşıyoruz. Her zaman yeri doldurulabilecek, kelebek ömürlü aşklar uçuşup duruyor ortalıkta.

Tıpkı bir süngerin suyu emmesi gibi; emip tüketiyoruz aşka dair tüm gerçekleri.
Tekinsiz hisler bir battaniye gibi örtülüyor duyguların üzerine.

Düz mantıkla çözülebiliyor sorunlar. Biri gider, biri gelir işte bu kadar basit ikame aşklar çağında ayrılıklar…

Aşk utanmış, bir köşeye gizlenmiş izliyor olup biteni. Zihinlerin karanlık odalarında hapsolmuş zavallı bir mahkum gibi esamesi okunmuyor artık kalplerde. Bakışlar saklamak için donukluğu şen şakrak maskeler giyinmiş.
Çetrefilli yollarda kayıp aşkın tekerlek izleri belli belirsiz…Seri cinayetler işleniyor aşk şehrinde.

Maktulu isimsiz, katili kimliksiz…Haysiyetsiz bir el uzanıveriyor kutsal olan tüm değerlere.
Bunalımların kısır döngüsünde şekilleniyor hisler. Yemyeşil bir örtü gibi küf tutmuş ikame aşklar çağının gözlerini.

Gerçek aşk saklanmış, kaçmış. Taklit aşkın boyutları öyle büyükmüş ki kaplamış nefret üfüren yürekleri…

Klavyenin tuşları üzerinde heyecanla dans eden parmaklar olmuş artık aşkın o eşsiz nidasının nişanesi.
Yalan dolanlar öylesi sıradanlaşmış ki, gerçeğe dair kırıntılar sırıtır olmuş tuhaf bir şekilde.
Herkes olağan olamayacak kadar mükemmel.
Bütün defolar mahzenlere kapatılmış bilgisayar başına geçince. Bu kadar yalanı barındıramayınca bünyesinde aşk kaçıp gitmiş kendi saf köşesine.
Ama aşkın yokluğunu; gerçek aşkın yokluğunu kimse fark edemez uzun bir süre.
Çünkü açılan her anlık ileti penceresinde yeni hikayeler yazılmış yazarlara şairlere taş çıkartarak hem de… Nokta koyabilmek öyle kolaylaşmış ki aşk ve aşık müsveddelerine, sil tuşuna tek bir basış yetiyor da artıyor bile.

Sureti bilinmeyen, teni hissedilmeyen, sadece anlattıklarıyla hayal edilebilen yeni bir sevgili eskisinin yerini alıyor hem de son sürat ile.
Sanal bir pencere açılmış aşkın efsunlu evine. Uçup gitmiş tüm gerçekler ipek bir şalın esintisinde.
Şehvet giyinmiş bedenlerin gölgesinde kalmış duyarlı sevdalar.
Ey aşk, nerdesin diye boşa seslenme. Utandı aşk, sıyrılıp gitti kendi bakir köşesine…

Cep telefonlarına düşen her mesaj aşka yeni bir tanım getirmiş kendince. İnanılmaz görünse de aşkı kıyısından köşesinden bile tanıyan belleklere… Sadece bir mesaj mesafesinde aradığınız aşk diye bir tümce doldu kulaklarıma reklam kuşağında dün gece… Sadece bir mesaj mesafesi.
Uğursuz yarasa kanatları tırmaladı kulaklarımı bir anda. Demek bu kadar basitti uğruna asırlardır destanlar yazılan, yokluğunda ağıtlar yakılan aşk. Birkaç tuşa dokundu mu parmakların işte karşındaydı.
Oysa bana böyle öğretilmemişti. Kimi zaman kainatın ışıl ışıl sarışın kollarıyla bile aydınlanamayacak; yaprak gibi titreyen bir alevde aranacak aşk. Boşuna mıydı asırlardır yüklenen anlamlar?

Utandı aşk, saklandı parmak ucu sevgilerinden…

Aşkın gerçek anlamı değil mi, ikame edilemezliği sevginin? Yerine başkasını koyamadığın için değil mi anlamı sevgilinin?
Bu kadar ucuzlarsa adına nasıl aşk diyebiliriz ki iki yüreğin arasında geçenlerin.
Eğer tek bir tuş yetiyorsa başlatmaya ya da bitirmeye aşk adı verilen hikayeyi, anlatacak bir şey kalır mı ki dillerde?

Bunun adı yaşlanmadan eskitmek aşkı şizofren bir hiçlikle. Sabun köpüğü bulaşmış gibi bir hisse ellerine, böyle büyük bir tutkuyu yaşayabilmek için çabalamak niye?
Yanıt veremediği için alışık olmadığı bu soru işaretlerine; acının kanatlarını siyaha boyayıp kaçtı, saklandı, utandı aşk karıştı geceye…

Ağulu bir cazibesi var belki ikame aşkların. Aşka yön veren acı duygusu kerpetenle sökülüp alınıvermiş yüzsüz bir rahatlıkla.
Yeri kolayca dolduruluveren hiçbir şeyin kaybı etkilemez insanı derinden. Kurmaca aşklar oturmuşlar baş köşeye.
Maskeler takılıverir, artık kanıksanmış yalanlar büyülü bir elbise gibi kelimelere giydiriliverir ve yeni ilişkilerin temeli tek bir tuşla atılıverir. Peki adı ne mi bu yaşananların?
Bana sormayın lütfen, mazur görün cehaletimi. Aşkın peşinden gidiyorum ben yolları dikenli de olsa. Arsız arsız sırıtan sahte duygular acıtıyor bildiğim anlamları.
Kaçan, saklanan, utanan aşkın izdüşümündeyim. İkna etmeye çalışacağım tek bildiğim dil olan yüreğimin sesiyle.

Kim bilir belki acır hala aşkın hem ağlatan hem güldüren iki ayrı yüzü olduğunu hatırlayıp yaşamak isteyen sevgililere. İkame aşklar hüzün barındırmıyor hiç. İzin vermiyor gözyaşlarının incecik süzülmesine.
Modası geçmiş bir ninniyle uyutmaya çalışıyor gamlı çelişkileri kulak tırmalayan sesiyle…
Yüzü kızarması gereken aşk değil; ikame aşklara kapılarını açan yüzsüz yürekler olmalı bence…
Hala aşka inancını yitirmemiş yürekler iğneli bir fıçıda mücadele ediyor ikame aşklar devrinde…

F.Bilgili.

Mar 042012
 

Bir aşk’a kaç aşk sığar..?/Kaç aşk bir aşk içinde yaşar..?/Ya da kaç aşk gerçek bir aşk eder..?/Bir aşk nasıl doğurur kendini, nasıl öldürür zamanın ACIMASIZ kollarında..

Yaşanmak için başlamaz mı herşey bu dünyada.. /Yaşanmaması düşünülen bir aşk var mıdır..?/ Aslında herşeyin bir şekilde sonuçlandığı bir dünyaya sahip olmak, sahip olunduğuna kendini inandırmak, yaşanılan her anın sonucuna varmak için uğraşılmayan bir dünyada yaşamak, ne kadar yorgun düşürür insanı..Ne kadar kaçırır aşktan kendini..Eğer yaşanılan herşeyden bir parça yorgunsa insan, gösterdiği çaba bu yorgunluğun hangi aşk cebinde saklıdır..?/.. Bir aşk’a kaç aşk sığar..Kaç aşk, bir aşk içinde aşk değil, gerçek olamaz..?/

Kelimeler arasında en çok kullanılan bir kavramı ne zaman unutur insan..Daha çok ne zaman, dilsizliğini aşk’a vurur yalnızlığının ıssız kıyılarında..Eline aldığı her kitapta neyi arar daha çok, her fotoğrafta hangi bakışı..zaman içinde hangi paylaşımı..Bir kalemde silip atmaya cesaret edebilir..?

Aşk’ı en çok ne zaman diline dolar insan..?/ İlk kez karşılaştığında mı, yoksa karşılaşmaktan bıktığı zamanlarda mı..?Yoksa sevdiği ile arasının bozulduğu anlarda mı..? Neden aşk denince insanın aklına sevdiği ile arasındaki yaşanmışlıklar gelip takılır..?/Yaşanmamış zamanların hayali ile çıkılan her yolda neden her defasında aşk, yolda bırakan rolünü oynar..? Yolda kalan aşk mıdır, yoksa yolu olmayan bir başlangıç mı..Bir tutku belki de, bir ihtiras, bir yolculuk..Sonunu düşünmeden..Sonsuzcasına..

Aşk her dönemde suçludur..Her dönemde içinde başka bir aşk’ı barındırmış olabilme ihtimali oldukça yüksek olmuştur..

İddialı bir genelleme gibi gelse de, aşk her zaman kendini yalnızlığa zorlayan bir kavram olarak bırakmıştır içimizde.. /Birileri tutup çıkarana kadar, sen daha önceleri nerelerdeydin dedirtene kadar, kendince, kendi içimize kapanık bir zamanı oynamıştır bizimle…

/İnsanın kendini eleştirmeye başladığı bir aşk’ta, oldukça anlamsız kalacak bir beraberliği sürdürebilmenin hesaplarına takılıp kalmak, bir süre sonra ne olursa olsun havalarına bürünüp, aşk’ı etten kemikten ayırıp, ruhtan sıyırıp atmak düşüncesini taşımak en büyük yanılgısını kucaklamıştır her başlangıcın.. Sonu olmayan başlangıçların aldatmaya yönelik girişimlerine taşınmıştır aşk.. Nedeni olmayan bir yolculukla..

/Yeniden başlamak, imajın aşk üzerindeki, yıpratılmış benliğine karşı yeniden yapılanma çabalarıdır.. Oysa karşı koymak ne zordur, boşluğun doğurduğu her aşk’a.. Belki de zamansızca, ölümüne göz yumulan bir aşk’a..

Soruların bitmediği, adeta gitgide yoğunlaştığı bir ilişkide kimsenin yaşadığı aşk, kim tarafından daha değerli olmaktadır..?/ Bugünün aşkını yarın hatırlayan kaç aşk vardır kendi içinde.. Olup bitene rağmen, “ demek ne kadar kolay gelir insana.. Yinede güzel demek için yaşanmıştır aşk.. Farkına varmadan, kimbilir belki kaç aşk, kaç vücutta, denmek için yaşanacak.. Yenilmeyen, içilmeyen ve yeri geldiği zaman umursanmayan bir aşk, ne kadar önem taşıyacak kendi adına..

Sayfalarca mektubun ne anlamı kalır, sonrası yaşanacaklar adına.. Unutulmayan tebessümün yerini alan unutkanlıklarla../Her yeni aşk içinde, günahı boynuna imaj çığırtkanlıkları ile ters-yüz olan hayat karşısında../Sormak gerekir elbet..Bir aşk’a kaç aşk sığar..? KAÇ AŞK UNUTTURUR KENDİNİ BİR AŞK İÇİNDE..? Vazgeçmenin ardına saklanan gururla..Yeni bir hayatın peşisıra.. Geriye dönüp bakmaksızın.. Günün birinde bir yerlerde dolanan varlığınının bilincinde..Bir sevgili hatırına..

Unutkanlığın ezberi tarafını yanına alarak, her aşkın kendi çıkmazında bıraktığı bir ilişki, nasıl hafifletir kendi acılarını yaşamak adına.. Birden fazla aşk yaşar insan.. Birinde bulamadığını, diğerinden tamamlamak için..Bir başka aşk kanatır geçmişin kapanmaya yüz tutan yaralarını.. Kabuk bağlamış her hatıra, içiçe sığdırılamamış anların toplamıdır bir bakıma..

Fotoğrafa alınmış fakat, negatiflerden çıkamamış iki gülümseyişin, iki anlamlı bakışın yorgunluğu ardında.. / Gün yüzüne çıkmamış bakışların karanlığına dair, gitgide suskunlaşan bir aşk’ın içinde, hangi uzaklıktan kaynaklanan bir başka aşk doğar../Hangi aşk daha dürüst, hangisi daha anlamsızdır../Hangi aşk gerçek bir aşktır..?/

Boşlukla eşdeğer bir ivme sağlayan ilişkilerin yapaylığını kabullenmemek../ Tebessümlerle örülü her başlangıcın acılarla unutuluşuna kendini inandırmamak belki de aşk dediğimiz kısa ömürlü paylaşım..Kimbilir..?/

Birkan Askan.

Oca 242012
 

Sonunda ketum bir tarihe göçebe oldum
Adressiz kaldım bu yüzden bir rüzgâr gibi
Takıldım hiç büyümemiş bir çocuğun ardına
Vizem yok kimliğim sahte yollar mayın döşeli

 

Bir ömürde kaç sokak izi kalır geriye
Saçlarımın ıslaklığından anlıyorum
Orda bir çocukluğun yağmuruna varılır
Yarpuz kokusu uğurlar sizi görmezsiniz
Her sokak aslında bir patikadır

 

Yüzümde bir yama gibi duruyor zaman
Bütün aşkların kan grubu aynı olsa da
Ayrıdır çıkmazları son sözleri farklı
Gözlerinin rengine uymaz intiharları

 

Zaten hep gönüllüydü yanlışı yazgısına bulaştı
Küçük sevinçlerin büyük kederlerin sahibi
Güneşsiz bir gölge kansız bir yara oldu
Hüsran sokağında bir aşk daha vurdu kendini

A. Hicri İzgören