biyografi

Oca 192014
 

Thatched Cottage in Berneval

hippolyte camille delpy (b Joigny, Fransa, 1842; d Paris, 1910)

Fransız ressam. Hippolyte-Camille Delpy kariyerine aile şirketi olan eczanede başladı, babası oğlunun sanatçı olmasını istiyordu. 16 yaşında Paris’e taşındı ve manzara resimlerine başladı, Delpy dönemin ressamlarından Jean Baptiste Camille Corot ve Francois Daubigny’den etkilenmiştir. Gerçekçi resim yaklaşımları ile eğitim almıştır.

Delpy tecrübe edindikçe natürmort, portre ve manzara resimleriyle Fransa ve Amerika’da tanınmaya başlamıştır.

Oca 192014
 

The Offering

FRANCOIS ALFRED DELOBBE (1835 – 1920)

François Alfred Delobbe on dokuzuncu yüzyılın son yarısında çalışan başarılı bir naturalist ressam oldu. 1835 yılında Paris’te doğdu, Delobbe 16 yaşındayken Ecole des Beaux-Arts sanat okuluna girdi; Ecole des Beaux-Arts sanat okuluna bu kadar genç yaşta girmesi yeteneğinin üst seviyelerde olduğunun göstergesidir.

 1850-1856’da Thomas Couture ve Edouard Manet ile akademik tarihsel çalışma eğitimlerine başladı. Bu iki ressam bir süre sonra birbiri ile anılır oldu.

Oca 192014
 
.

Robert Delaunay (1885- 1941)

Robert Delaunay (1885- 1941)

Robert Victor Félix Delaunay Paris’te dünyaya gelerek aristokrat bir çevrede büyüdü. Beş yaşındayken annesiyle babasının ayrılması üzerine çocuk amcası tarafından büyütüldü. Başarılı bir öğrenci olamayan Robert, 1902’de liseden ayrılarak bir sahne dekoratörünün yanında çıraklığa başladı.

Delaunay 1903’ten sonra ard izlenimcilerin stilinde ilk resimlerini yapmaya başladı (örn. Londschaft mit Scheibe 1906) gibi. 1907’de askerlik hizmetini Laon’da alay kütüphanecisi olarak yerine getirdi. Boş zamanlarında Michel Chevreut’ün renk teorisini ve büyük bir dakiklikle kurduğu resimlerinde renk düzenlenmesi sorununa eğilmiş olan, Fransız ressamı Georges Seurat’nın yapıtlarını inceledi. Ertesi yıl Paris’e dönen Delaunay, burada sanat eserleri satıcısı Alman Wilhelm Uhde ve onun eşi sanatçı Sonia Trek ile tanıştı.
1909’da Saint Séverin kilisesinin iç mekânını göstermesiyle sanatçı ilk dizi resimlerini başlattı. Ertesi yıl kent resimleri denilen tablolarının çok sayıda çeşitlemesini ve yaptığı Üzerindeki kübizm etkisini daha belirgin bir biçimde ortaya koyan Eyfel Kulesi resimlerini gerçekleştirdi. Son şekillerinde tek tek biçimleri, kristalimsi ışık kırıntıları arasında uçarcasına gösterecek biçimde parçaladı.

1912 sıralarında, Orfizmi Bulması

Delaunay 1910 yılında Sonia Trek ile evlenerek ondan bir çocuk sahibi oldu. Ertesi yıl “Mavi Atlı” adlı sanatçı topluluğunun ilk sergisine katıldı. Arkasından gerçekleştirdiği Pencereler dizisiyle Delaunay, soyut stile yaklaştı. Chevreul’ün renk teorisine dayanarak renkleri, müzikteki tonlara benzer bir biçimde, kendilerine özgü dinamik bir ritm geliştirecek biçimde düzenledi.

Sanat eleştirmeni ve şair Guillaume Apollinaire bu stile orfizm adını verdi. Delaunay Pencere resimlerine sadece simultane renk kontrastlarından kurulmuş olup tümüyle yeni bir sanat akımının temeli gözüyle baktığından “saf resim” kavramını yeğledi.

Delaunay 1912’de ışık ile renk arasındaki bağlantıları açıkladığı ‘Işık Hakkında’ adlı manifestosunu yayınladı. Dairesel Biçimler adlı tablosuyla resim sanatını geliştirmeyi sürdürdü. Sanatçı daire biçimlerini, doğal ve yapay ışık kaynaklarını gözlemleyerek türetti. 1912/13 sıralarında tamamladığı Simultanscheibe adlı yapıtını, salt renk ilişkilerini işleyen ilk mükemmel soyut resmi olarak niteledi.
1. Dünya Savaşının patlaması Delaunay ailesinin İspanya’da bulundukları bir zamana rastlayınca, bir kaç ay sonra Portekiz’e taşındılar. burada tamamladığı yapıtlarında sanatçı figüratif ve somut öğeleri dairesel biçimlerle birleştirdi. (Örn. Büyük Portekizli Kadın 1916). Karıkoca savaştan sonra İspanya’ya, 1921 yılında da Paris’e döndüler.

1933’ten sonra, Sonsuz Ritimler
Deaunay 20’li yıllarda öncelikle portreler üzerinde yoğunlaştı, Eyfel Kulesi motifini yeniden ele aldı ve Koşucular adlı dizisi üzerinde çalıştı. 1930 sıralarında yeniden daha soyut bir üsluba geçti. Ondan Üç yıl sonra (Sonsuz Ritimler) adlı, uzatılmış yüksek boyutlu tablolarına başladı. Daha önceki resim dizilerinde kullandığı parlak renklere zıt olarak burada hafif nüanslı ince bir renk tabakasıyla yetindi. Robert ve Sonia Delaunay 1937 Paris Dünya Sergisi için Demiryolları ve Havacılık pavyonlarına büyük duvar resimleri ve dekorlar yaptılar. İkinci Dünya Savaşı patlak verince 1939’da Paris’ten ayrılarak Auvergne’e yerleştiler. Delaunay bundan iki yıl sonra 56 yaşında Montpellier’de kansere yenik düştü.

Oca 062014
 

Paul Delarochehttps://i2.wp.com/upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/b/b7/DelarochePortrait.jpg?resize=181%2C240

Hippolyte De La Roche (17 Temmuz 1797 – 4 Kasım 1856), bilinen adıyla Paul Delaroche fransız ressam, yarı klasik ve romantik tabloları ile ün kazanmıştır. Pariste doğmuş ve yaşamıştır. Paul Delaroche ‘nin hayatı boyucna bir çok öğrencisi olmuştur, en bilinenleri Antoine-Jean ve  Baron Gros’tur. louvre müzesindeki elizabeth in ölümü tablosu o dönemde gericault ve delacroix in dikkatini çekmiş ve taktirlerini kazanmıştır ki bu iki büyük sanatçı, fransız sanatının zirve isimleridir.
napolyon portreleri de tarihsel eserlerine iyi birer örnek teşkil eder. İlk fotoğraf imgesini görüntülemede kullanılan bir teknik olan daguerreotype’in tanınmasında etkili olmuş ve o gün itibariyle resmin öldüğü fakat yine de fotoğrafın sanata hizmet edeceğine inandığını belirtmiştir.

Oca 062014
 
https://i1.wp.com/upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/6/62/F%C3%A9lix_Nadar_1820-1910_portraits_Eug%C3%A8ne_Delacroix.jpg/436px-F%C3%A9lix_Nadar_1820-1910_portraits_Eug%C3%A8ne_Delacroix.jpg?resize=223%2C306

.

Eugène Delacroix

Ferdinand Victor Eugène Delacroix (Öjen Dölakrua) (26 Nisan 1798 – 13 Ağustos 1863) Fransa’nın en önemli Romantik ressamlarından birisidir. Ressamın ifadesi güçlü fırça darbeleri ve renklerin optik etkileri üzerine çalışmaları Empresyonistleri, egzotik olana tutkusu da Sembolistleri etkilemiştir. Fransız şair Baudelaire, onu “Rönesans’ın son büyük ressamı ve modern dönemin ilk büyük ressamı” olarak tanımlar.

Ressamlığının yanı sıra iyi bir taşbasma sanatçısı da olan Delacroix, William Shakespeare’in, İskoç yazar Sir Walter Scott’un ve Alman yazar Johann Wolfgang von Goethe’nin eserlerinin taşbaskılarını yapmıştır.

Michelangelo ve Rubens gibi eski dönem sanatçılarının ruhunu eserleriyle yeniden hayata geçirse de, tarz olarak onların yapıtlarından çok farklı işler ortaya koymuştur. Fransız şair Baudelaire, ressamın bireyci romantik anlayışını şöyle tanımlar:”Delacroix tutkuya tutkuyla bağlıdır, ama tutkuyu mümkün olabilecek en soğukkanlı şekilde resmetmiştir.” Delacroix, Fransız ressam Théodore Géricault’un sanat anlayışının takipçisidir ve İngiliz şair Byron’dan çok etkilenmiştir.

1830 yılında yaptığı Halka Yol Gösteren Özgürlük adlı yağlı boya tablosu,Fransız resim sanatının başyapıtlarından biri olarak kabul edilir.

Scène des massacres de Scio (“Sakız Adası Katliamı”, 1824, Louvre Müzesi)

Hayatı ve Eserleri

Paris yakınlarında dünyaya geldi. Annesi, ünlü mobilyacı Oeben ve Riesener‘in soyundan gelmiştir. Babası devlet adamı Charles Delacroix’tir. Ancak, asıl babasının, C.Delacroix’in aile dostu olan diplomat Talleyland oldugu da iddia edilmektedir. E. Delacroix, fiziksel görünüm ve karakter olarak Talleyland’a benzemektedir. Ressamlık yaşamı boyunca Talleyland onu koruyup kollamıştır.

Resim öğrenimine 18 yaşında, Güzel Sanatlar Ulusal Okulu’nda başlamıştır. Bu okulda Pierre-Narcisse Guérin’den neo-klasik stilde resim eğitimi almıştır. Bu yıllar boyunca Shakespeare, Byron, Scott gibi yazarlın eserlerini okumuştur. Öğrenciliğinde karikatür çalışmaları da yapmıştır. Bir kilisede sipariş üzerine resim yapmakta iken sıtmaya yakalanmıştır. İlk çalışmalarında Rönesans ressamı Raphael’in etkileri görülse de giderek daha serbest bir tarzı benimsemiş, bir süre Flemenk ressam Peter Paul Rubens’in sitilinden etkilenmiştir. Daha sonra, okul yıllarında tanışarak arkadaş olduğu Fransız romantik ressam Théodore Géricault’tan etkilenmeye başlamıştır. Gericault’tan etkilenerek ortaya koyduğu ilk büyük çalışması -Dante’nin Kayığı-, Paris’te 1822 yılında sergilenmiş, gerek halk gerekse resim otoriteleri tarafından alayla karşılanmıştır. Yine de bu çalışma devlet tarafından satın alınarak Lüksemburg Galerisi’ne yerleştirilmiştir. Delacroix, hayatı boyunca eserlerinin önce olumsuz bir tepki ile karşılandığını, sonra bazı güçlü ve aydın çevrelerce şiddetle savunulup desteklendiğini görmüştür.

Dante’nin Kayığı’ndan iki sene sonra yaptığı “Sakız Adası’nda Katliam (1824)” adlı tablosu ile çok ün sağlamıştır. Bu tabloda, Sakız Adası’nda Türkler’in katliamdan geçirdiği hasta ve ölmek üzere olan Yunanlı sivil insanlar betimlenmektedir. O dönemde Fransızlar arasında Türkler’e karşı bağımsızlık mücadelesi veren Yunalılar için sempati beslemek çok yaygındı. Yeni romantik dönemin ileri gelen ressamı olarak Delacroix, Fransızlar’ın bu temaya çok ilgi göstereceklerini hemen kavradı ve tahmin ettiği gibi, Sakız Adası’nda Katliam, derhal devlet tarafından satın alındı. Ancak resim, her ne kadar bir katliamı betimlemek için yapıldıysa da, kılıcından kan damlayan barbar askerlerin olmayışı, daha çok acı çeken insanların gösterilmesi, katliam resminden çok doğal felaket resmi izlenimi vermesine yol açmaktadır. Resme güzellik ve enerji katan asıl unsurun at üstündeki bir Türk askerinin olduğunu söyleyerek, resmin Yunanlılar’a sempatiden çok kahraman Türk askerine hayranlık ifade ettiğini iddia edenler de olmuştur. Resimde, ölü annesinin göğsünden süt emmeye çalışan bir bebek figürünün olması, o dönemin bazı eleştirmenlerce ayıplanmıştır. Delacroix, Yunanlılar’ın bağımsızlık mücadelesini destekleyen bir resim daha yapmış, Türk Güçleri’inin 1825’te Yunan kasabası Missolonghi’yi ele geçirişlerini betimlemiştir. “Yunanistan’daki Missolonghi Harabeleri” adlı bu resimde, göğsü çıplak Yunanlı bir kadının, korkunç bir manzaraya bakarak ellerini yalvaran bir ifadeyle iki yana açışı resmedilmiştir. Kadın, Yunanistan’ı sembolize etmektedir ve görmekte olduğu manzara, intihar etmiş Yunalılar’ın görüntüsüdür. Yunanlılar, toprakların Türkler’in eline geçtiğini görmektense kendilerini öldürmeyi tercih etmişlerdir. Delacroix’in bu temaya özel bir önem vermesi, yalnızca Yunalılar’a duyduğu sempatiden değildir. Çok sevdiği şair Lord Byron, o topraklarda ölmüştür. Soylu bir amaç için ölme temasının resmedildiği bu resimlerle Delacroix,daha sonra yapacağı ve onun en ünlü eseri olan “Halka Yol Gösteren Özgürlük (1830)” tablosuna hazırlanmıştır.

İngiliz ressam John Constable’dan etkilenen Delacroix, 1825’te İngiltere’ye gitmiştir. İngiltere’de sanat galerilerini gezen ve İngiliz kültürünü tanıyan ressam, Thomas Lawrence ve Richard Bonington gibi dönemin ünlü ressamları ile buluşmuş ve İngiltere izlenimlerini resimlerine yansıtmıştır. 1827-1832 arasında pek çok eser üretmiş, daha çok tarih temalı resimler yapmıştır. Lord Byron’ın bir şiirinden etkilenerek “Sardanapalus’un Ölümü (1827-1828)” adlı tabloyu yapmıştır. Ayrıca, Goethe’nin Faust adlı eseri için 17 taşbaskısını bu dönemde yüretmiştir. 1830’daki Fransız devrim hareketinin etkisiyle, “Halka Yol Gösteren Özgürlük” adlı eserini ortaya çıkarmıştır.

Fransızlar Cezayir’i işgal ettiğinde, diplomatik bir görevle Yemen’e gönderilmiş, bu vesileyle İspanya ve Kuzey Afrika’ya seyahat etmiştir. Bu gezilerindeki asıl amaç sanatını geliştirmek değil, Paris’in uygar yaşamından kaçarak ilkel yaşamları görmektir. Fakat Fas’ın güneyinde bir kent olan Tanca’da yerel gelenekleri ve pek çok oryantal nesneyi detaylı bir biçimde betimleyen çok sayıda çizim yapmıştır. Bu çizimlerde asla gerçeği bire bir göstermeye çalışmayıp kendi hayal gücünü de çizimlere katmıştır. Daha sonra, Kuzey Afrika’daki yaşamı betimleyen 100 kadar resim yaparak, pek çok oryantal temayı Fransız resim sanatına kazandırmıştır. Kuzey Afrika’daki insanlardan ve kıyafetlerinden çok etkilenmiş ve yaptığı resimlerde bu etkilenmeyi yansıtmıştır. Kuzey Afrika insanının duruşu ve tutumunun, görsel olarak, klasik Yunan ve Roma insanlarının duruşu ve tutumu ile örtüşmekte olduğunu düşünmüştür. Cezayirli Müslüman kadınların resmini gizlice yaptığı olsa da (örneğin: “Cezayirli Kadınlar (1834)”), ülkede müslüman kadınların örtünmesi kuralından ötürü genellikle kadınları resmetmekte çok zorlanmıştır. Yahudi kadınları çizmek daha az problemli olduğundan, “Yahudi Düğünü (1837-1841)” adlı bir eser vererek Yahudi kadınları resme aktarmıştır. Resimlerinde hayvan figürlerine de romantik bir tutkuyla yer vermiştir. “Aslan Avı” adlı bir eser vermiştir. 1854-1861 arasında bu resmin farklı versiyonlarını yaratmıştır. Aslana, hem bir av hem de bir avcı olarak ilgi göstermiştir. Ayrıca at resimleri çizmeyi tutkuyla sevmiştir. Afrika’nın parlak güneşi altında resim yapan Delacroix, ışığın renklerle ilişkisini ve renklerin birbiri ile ilişkisini yorumlamak üzere yeni bir yöntem geliştirmiştir: «püsküllemek» veya tonların bölünmesi. Doğrudan doğruya tuvale geçirecek yerde renkleri önceden karıştırmış, böylelikle orijinal nüanslar yaratma imkânı kazanmıştır. Daha sonra izlenimciler, bu yöntemden esinlenmişlerdir.

1833-1861 arasında Paris’te pek çok duvar süslemesi yapmış, sağlıksız koşullarda çalışmaktan ötürü hastalanarak 1863 yılında, 65 yaşında iken vefat etmiştir. Yaşadığı ev müzeye dönüştürülmüştür. Ancak eserlerinin pek çoğu Louvre’da sergilenmekte olduğundan, kendi müzesi pek zengin değildir. Delacroix Paris’te, Père Lachaise’de gömülüdür.

Etkilediği ünlü sanatçılar

Empresyonist sanatçıları çok etkilemiştir. Renoir ve Manet, onun resimlerini kopyalamışlardır. Degas, Delacroix’in yaptığı Baron Schwiter portresini alarak özel koleksiyonuna katmıştır. Modern sanatçı Pablo Picasso da, Delacroix’in eserlerini yorumlamış, onun Cezayili Kadınlar adlı eseri üzerinde çalışmalar yapmıştır.

Portre çalışmaları

Ressam Baron Schwiter’in ve keman ustası Nicolò Paganini’nin portrelerini yapmıştır. Ayrıca besteci Frédéric Chopin ile yazar George Sand’in bir arada portrelerini yapmıştır. Bu resim, ressamın ölümünden sonra ikiye ayrılmış ve her bir bireyi gösteren parçalar ayrı ayrı saklanmıştır.yunus

Delacroix ve Halil Şerif Paşa

“Bir Müslüman tarafından toplanan ilk koleksiyon” unvanına sahip olan Halil Şerif Paşa, Delacroix’in altı tablosuna sahip olmuştur. Görev yaptığı Fransa’dan yurda dönerken çıplak resimleri İstanbul’a getirmemesi emrini alınca, bugünün değeriyle milyar dolarları bulan tabloları, sadece 638 bin franga elinden çıkarmıştır. Eskiden Halil Şerif Paşa’ya ait olan Delacroix resimleri ve şu anda bulundukları yerler şunlardır: “Liege Başpiskoposunun Katli” (Paris Louvre Müzesi), “Cezayirli Kadınlar” (Paris Louvre Müzesi), “Tasso Deliler Hastanesinde, ” (Zürih’teki özel Bührle koleksiyonu),”Tom O’Shanter’i Cadılar Kovalarken” (Nottingham Castle Müzesi) ve “Savaş Talimi Yapan Arap Süvariler” (Montpellier Fabre Müzesi)

KaynaK: wikipedia

 

Ara 292013
 

Dosya:Edgar Germain Hilaire Degas 061.jpg

Edgar Degas

Edgar Degas (19 Temmuz 1834 – 27 Eylül 1917), tam adı Hilaire-Germain-Edgar Degas olan, Fransız ressam, heykeltıraş ve çizer. İzlenimcilik akımının kurucularından biri kabul edilse de ressam bu terimi reddedip gerçekçi olarak tanınmayı tercih ettiğini açıklamıştır. Tekniği başarılı bir ressam olan Degas, daha çok dans temalı resimleri ile tanındı. Çalışmalarının yarısından fazlası dansçılarla ilgiliydi. Bu çalışmaları aynı zamanda onun hareketin betimlemesindeki ustalığını gösteriyordu. Dans kadar at yarışları ve çıplak kadınlar çizmekte de başarılıydı. Portreleri de sanat tarihinin en başarılarından kabul edilir.

Degas, kariyerinin başlarında tarihi temalar işleyen bir ressam olmayı istedi. Bu sebeple titiz bir akademik eğitim aldı ve klasik sanat üzerine çalıştı. Otuzlarının başlarına geldiğinde kararını değiştirdi. Böylece çağdaş konuları geleneksel metodlarla resmeden, modern yaşamın klasik ressamı haline geldi.

Biyografi

Gençlik yılları

Degas, Célestine Musson De Gas ve Augustin De Gas’nın en büyük çocukları olarak Paris’te dünyaya geldi. Babası bankacıydı. Ressamın ailesi varlıklı sayılırdı. 11 yaşında Lycée Louis-le-Grand’e başlayan Degas, 1853 yılında edebiyat dalında derece alarak mezun oldu.

Ressam çok küçük yaşlarda resme başladı. On sekiz yaşına geldiğinde evindeki bir odayı stüdyoya çevirdi ve Louvre’daki eserlerin kopyaları üzerine çalıştı. Fakat babası, onun hukuk okumasını istiyordu. Kasım 1853’te Paris’teki Hukuk Fakültesi’ne kaydını yaptırdı. Ancak derslerinden geçmek için hiçbir çaba sarfetmiyordu. 1855 yılında Degas çok saygı duyduğu Jean Auguste Dominique Ingres ile tanıştı. Ingres ona “Çizgiler çiz genç adam. Pek çok çizgi.” tavsiyesinde bulundu. Aynı yılın Nisan ayında Degas, Ecole des Beaux-Arts’a (Güzel Sanatlar Okulu) kabul edildi. Orada Louis Lamothe ile birlikte çalıştı ve Ingres’nin tarzını takip etti. Temmuz 1856’da İtalya’yı ziyaret etti ve bu ülkede üç sene kaldı. O yıllar boyunca Michelangelo, Raphael, Titian ve Rönesans’ın diğer ressamlarının resimlerini kopyaladı. Akademik ve klasik sanat tekniklerini çalıştı ve bu konularda tecrübe kazandı.

Sanat kariyeri

1859 yılında İtalya’dan döndükten sonra Louvre’daki resimleri kopyalamaya devam etti. Orta yaşlarına kadar coşkulu bir kopyalayıcıydı. 1860’ların başında çocukluk arkadaşı Paul Valpinçon’u Normandiya’da ziyaret etti. Bu ziyaret sırasında at resimleri çizmeye başladı. 1865 yılında ilk defa Paris Salonu’nda bir eseri sergilendi. Jüri, Scene of War in the Middle Ages isimli tablosunu seçmişti. Bu tablo sergide çok fazla ilgi çekmedi. Gelecek beş sene boyunca Paris Salonu’na resimleri kabul edildi. Fakat Degas daha fazla tarihi resim çizmek istemiyordu. 1866 yılında çizdiği “Jokeyin Düşüşü” artık daha çağdaş konulara eğileceğinin işareti gibiydi. Sanatındaki bu değişikliğin esin kaynaklarından biri de 1864 yılında Louvre’da resim kopyalama çalışması yaparken tanıştığı Édouard Manet idi.

1870 yılında Fransa-Prusya Savaşı çıktı. Degas da askere çağrılmıştı. Paris’i savunmak ona resim yapmak için çok az zaman bırakıyordu. Silah talimi sırasında gözlerinde bir sakatlık olduğu ortaya çıktı. Hayatının geri kalan kısmında da gözlerindeki problemler kalıcı oldu ve ressamı endişelendirdi.

Dosya:Edgar Germain Hilaire Degas 016.jpg

New Orleans Pamuk Borsası, 1873

  Savaştan sonra, 1872 yılında, Degas, erkek kardeşi René ve bazı akrabalarının yaşadığı New Orleans’a gitti ve orada uzun süre kaldı. Esplanade Bulvarı’nda yaşadığı süre boyunca pek çok esere imza attı. Bunların arasında aile üyelerinin portreleri de vardı. Ressamın New Orleans’ta çizdiği resimlerden biri de “New Orleans Pamuk Borsası” idi. Bu eser, Fransa’da büyük ilgiyle karşılandı ve yaşadığı süre boyunca bir müze tarafından satın alınan tek tablosu oldu.

Degas, Paris’e 1873 yılında döndü. Bir sonraki sene babasını kaybetti. Mülklerin paylaşımı sırasında Degas’nın erkek kardeşi René’nin büyük miktarda iş borcunun olduğu ortaya çıktı. Ailenin ismini koruyabilmek için Edgar Degas’nın evini ve kendisine miras kalan sanat koleksiyonunu satması gerekti. Böylece ressam bir anda kendini gelir elde etmek için sanatsal çalışmalarını satmak zorunda buldu. Paris Salonu’nun büyülü ortamından çıkmak zorunda kalan Degas, kendini bir grup genç ressamla bağımsız sergiler açarken buldu. İzlenimci sergiler olarak adlandırılacak sergilerin ilki 1874 yılında açıldı. İzlenimciler, 1886 yılına kadar yedi sergi daha açtılar. Degas, bu organizasyonların düzenlenmesinde aktif rol alıyor ve çalışmalarını sergiliyordu. Fakat aslında gruptaki diğer ressamlarla ortak özelliği yoktu. Hatta onların dışarıda resim yapmasını alaya alıyordu. Sosyal konulardaki muhafazakarlığı yüzünden sergilerin yarattığı skandaldan ve beraber çalıştığı ressamların yaptığı reklamdan tiksiniyordu. Basının kendilerine yakıştırdığı ve popülerleştirdiği “İzlenimci” tanımını reddediyordu. Jean-Louis Forain ve Jean-François Raffaëlli gibi gelenekselci ressamların da bu sergilerde eserlerinin sergilenmesi konusunda ısrar ediyordu.

Eserlerinin satışından kazandığı paralarla finansal durumunu düzelttikten sonra, saygı duyduğu ressamların resimlerini tutkuyla toplamaya başladı. Bu ressamlar arasında eski ustalardan El Greco ve çağdaşlardan Manet, Camille Pissarro, Paul Cézanne, Paul Gauguin ve Van Gogh yer alıyordu. Üç ressamı ise idolleştirmişti: Ingres, Delacroix, ve Honoré Daumier. Bu ressamların eserleri koleksiyonun önemli parçalarıydı.

1880’lerin sonunda Degas fotoğrafa da ilgi duymaya başladı. Birçok arkadaşının fotoğraflarını çekti. Bunlar arasında Renoir ve Mallarmê de vardı. Ayrıca dansçıların ve çıplakların da bol miktarda fotoğrafını çekerek bunları resimlerinde ve çizimlerinde kullandı.

Yıllar geçtikçe Degas daha da içine kapanıyor ve çevresinden uzaklaşıyordu. Bu içe kapanmada bir ressamın özel hayatı olamayacağı düşüncesinin rolü vardı. Dreyfus Davası tartışması onun Yahudi karşıtı eğilimlerini ortaya çıkardı ve Yahudi arkadaşları ile arası bozuldu.  Hayatının daha sonraki kısmında ressam bu kayıplar yüzünden pişmanlık duyacaktı.

1907 yılının sonlarında heykele ilgi duymaya başladı ve 1910’ların sonuna kadar heykelle ilgilendi. 1912’de ise bu ilgisine tamamen son verdi. Hiç evlenmeyen ressam hayatının son dönemlerini neredeyse kör, rahatsız bir şekilde Paris’in sokaklarını dolaşarak geçirdi. Bütün yakın arkadaşlarından uzakta üzgün ve yalnız geçirdiği yıllardan sonra 1917 yılında vefat etti.

Tarzı

Dosya:Edgar Germain Hilaire Degas 021.jpg

Dans Sınıfı,1873–1876

 Degas çoğunlukla izlenimci olarak tanımlandı. Bu tanımlama anlaşılabilirdi fakat ressam için uygun değildi. İzlenimcilik, 1860’lar ve 1870’ler arasında Gerçekçilik akımının bir parçası olarak doğmuştu. İzlenimciler, dünyanın gerçeklerini parlak, göz kamaştırıcı renkler kullanarak, ışığın etkilerine konsantre olarak ve manzaraları doğrudan çizerek göstermeye çalışıyorlardı.

Teknik olarak, Degas, izlenimcilerden, sanat tarihçisi Frederick Hartt’ın dediğine göre “İzlenimcilerin renk parçalarını uygulamayarak” ayrılıyordu.  Ayrıca, açık havada resim yapmayı reddediyordu. Bir başka sanat tarihçisi Carol Armstrong ise “Sergileri gezen eleştirmenlere göre o bir anti-izlenimciydi” dedi. Degas ise bu konuda “Hiçbir sanat benimkinden daha anlık olamaz.” demişti. Bütün bunlara rağmen başka sanat hareketleri ile karşılaştırıldığında en çok İzlenimci olarak tanımlanabildi. Paris hayatından manzaralar yansıttğı eserleri, renk ve şekille olan tecrübeleri, Mary Cassatt ve Manet gibi izlenimcilerle olan dostluğu onu izlenimci harekete yaklaştırıyordu.

 Degas’nın stilinde onun eski ustalar Jean Auguste Dominique Ingres ve Eugène Delacroix’e olan derin saygısı görünebiliyordu. Ayrıca, Japon sanatına çok meraklıydı ve koleksiyonunu yapıyordu. Japon resim sanatının kompozisyon kurallarından etkilendi. Atları ve dansçıları çizmesiyle meşhur olsa da “Geç Spartalılar” gibi tarihi resimleri de çok başarılıydı. Gençlik döneminde kişilerin ve grupların portrelerini çizdi. Bunun bir örneği Bellelli Ailesi idi (1858-1860). Bu tabloda ressam, halası, onun kocası ve çocuklarının psikolojik durumlarını da başarıyla yansıtan portrelerini yapmıştı. Bu resimde ve daha sonra çizeceği pek çok resimde, Degas, kadınlar ile erkekler arasındaki gerilimi yansıtacaktı.

Dosya:Edgar Germain Hilaire Degas 012.jpg

Absent İçenler, 1876

 1860’ların sonuna doğru Degas, tarzını, tarihi resimlerden modern yaşama ait orijinal gözlemlere kaydırdı. Atlar ve jokeylerin çizimi ressama çağdaş bir bağlamda çizme şansı veriyordu. Ressam, çalışan kadınları, kadın şapkacılarını ve çamaşırhaneleri resmetmeye başladı. 1868 yılında, Paris Salonu’nda Mlle. Fiocre in the Ballet La Source isimli tablosu sergilendi. Bu tablo, dansçıları çizdiği ilk eseriydi.

Bu tabloyu izleyen pek çok resimde dansçıları sahne arkasında ya da provada çizdi. Bu resimlerde, dansçıların işlerini yapan profesyoneller olduğunu özellikle vurguluyordu. Degas, kafe hayatlarını da resmetti. Absent İçenler isimli tablosu buna örnektir. Diğer ressamları da mitolojik ya da tarihi tablolar yapmak yerine gerçek hayatı çizmeleri konusunda destekliyordu. Yaptığı birkaç edebi sahneyi konu alan eserlerde bile modern tavrından taviz vermedi. Mesela, İçeride (Tecavüz olarak da bilinir) isimli tablosunda Emile Zola’nın Thérèse Raquin isimli romanından bir sahne çizdiği söylenir.

Degas’nın değindiği konular değiştikçe tekniği de değişti. Alman resimlerini anımsatan koyu renkler yerine parlak renkler ve koyu fırça darbeleri kullanmaya başladı. Concorde Meydanı gibi tablolar enstantane resimleriydi, izleyende zaman o anda dondurulmuş hissi uyandırıyordu. Renklerinde, fırça kullanımında ve kompozisyonundaki değişiklikler, izlenimci hareketin ve modern fotoğrafçılığın Degas üzerindeki etkisini gösterir.

Dosya:Edgar Germain Hilaire Degas 010.jpg

Orkestradaki Müzisyenler, 1872

 Portrelerle günlük hayat resimlerini birleştiren Degas, fagot çalan arkadaşı Désiré Dihau’yu Operanın Orkestrası isimli resimde ondört müzisyenle birlikte çizdi (1868-1869). Resmi çizenin dinleyicilerden biri olduğu izlenimini uyandıran bu tabloada müzisyenlerin üst tarafında dansçıların sadece bacakları görünüyordu. Sanat tarihçisi Charles Stuckey, ancak Degas’nın sahnedeki hareketi rastgele bir izleyicinin gözlerinden gösterebileceğini ve bunun kelimenin tam anlamıyla izlenimci bir tavır olduğunu söyledi.

Degas’nın olgunluk dönemindeki tarzı dikkat çeken bir şekilde bitmemiş parçalardan ayırt edilebilir. Ressam bu bitirememe halini gözlerinin bozuk olmasına bağlıyordu. Stuckey ise bu durumu: “Yetersiz bir bakış açısına sahip insanlar için resimleri infaz edildi.” diye açıkladı. Sanatçının bu yaptığının bir tercih olduğunu açıklarken öne sürdüğü sebeplerden biri de “yüzlerce şeye başlayıp hiçbirini bitirememek” oldu.

Portreye duyduğu ilgi onun kişilerin sosyal itibarlarına, fizyonomilerine, tavırlarına, kıyafetlerine ve diğer niteliklerine dikkat etmesine ve bu konular üzerinde çalışmasına sebep oldu. 1879 yılında Stok Borsasından Portreler isimli bir çalışma yaptı. Bu eserinde bir grup Yahudi iş adamını resmetti. Bu resim onun Yahudi düşmanlığının kanıtlarını da içinde barındırıyor gibiydi. Dansçıları ya da çamaşırhane çalışanlarını çizerken bu insanların sadece kıyafetlerini ya da hareketlerini değil mesleklerini ve vücud tiplerini de ortaya çıkarıyordu. Balerinleri atletik bir fiziksel görünüme sahiptiler öte yandan çamaşırcılar şişman ve dayanıklı görünürdü.

1870’lerin sonlarında Degas artık sadece geleneksel yağlı boya tablolarda değil, pastelde de çok başarılıydı. Karmaşık katlara ve dokulara uyguladığı kuru boyalar, ona etkileyici renkler elde etme konusunda bir hayli yardımcı oluyordu.

Dosya:Edgar Germain Hilaire Degas 045.jpg

‘Banyodan Sonra, 1898, Musée d’Orsay, Paris.

 1870’lerin ortasında ise on senedir ilgilenmeyi reddettiği asitle resim oymaya döndü. Bu konuda geleneksel yolları değil, taşbaskısını ve deneysel monotiplerle denedi. Monotiplerden aldığı sonuçlardan büyülenen ressam pastelle yaptığı çalışmaları bir kere de bu metodla yaptı.

Bu değişiklik Degas’nın bundan sonra eserlerinin hepsini etkiledi. Degas, kendini havluyla kurulayan, saçlarını tarayan ya da banyo yapan kadınları çizmeye başladı. (“Banyodan Sonra”‘ya bakınız) Modeli çizerkenki fırça darbelerini önceye göre özgürleşti ve arka plan basitleşti.

Gençliğinin titiz doğallığı şeklin soyutlanmasında artışa sebep oluyordu. Parlak teknik ressamlığı ve şekle olan tutkusu haricinde bu son dönemlerinde yarattığı eserler gençlik dönemi eserleri ile yüzeysel bir benzerlik taşıyordu. İronik olarak, hayatının son döneminde çizdiği bu resimler, izlenimciliğin altın çağı geçtikten sonra izlenimciliğin renk tekniklerini ortaya çıkaran en önemli eserler oldular.

Tarzındaki bütün gelişmelere rağmen, Degas’nın çalışmalarının özellikleri hayatı boyunca aynı kaldı. Her zaman iç mekanları çizdi, stüdyosunda çalışmayı tercih etti ve model ya da hafızasını kullandı. Figür her zaman öncelikli konusu oldu. Çizdiği birkaç peyzajı ise hayalinden ya da hafızasının yardımıyla yarattı. Çalışmaları üzerinde çok düşünen bir ressamdı. Andrew Forge bu konuyla ilgili “hazırlanılmış, hesaplanmış, pratik yapılmış ve bölümler halinde geliştirilmiş eserler” diye yazdı. Resmi parçalara bölüyor ve bu parçaları sırayla yapıyordu. Her bir parça bütünü oluştururken, doğrusal düzenlemeleri sonsuz bir yansıma ve deneyin ürünü oluyordu.

Ün

Dosya:Glyptoteket Degas1.jpg

14 Yaşındaki Küçük Dansçı

 Yaşamı boyunca kamuoyunun Degas’nın çalışmalarını kabulü takdir ile küçük görme arasında değişti. 1860’larda geleneksel üslupta umut vaadeden bir ressamken Paris Salonu’na kabul edilen birkaç çalışması oldu. Bu eserler Pierre Puvis de Chavannes’den ve eleştirmen Castagnary’den övgüler aldı.

Degas daha sonraları izlenimcilerle gücünü birleştirdi. Salon’un ve genel olarak halkın sert kurallarını, değer yargılarını, seçkinciliklerini reddetti. Bu da halkın ve Salon’un izlenimcilerin deneyselciliğini reddetmesi ile sonuçlandı.

Ressamın çalışmaları tartışmaya açıktı fakat çoğunun tekniği takdir edildi. 1886’da izlenimcilerin sekizinci sergisinde sergilediği çıplaklar olumlu ve övgü dolu tepkiler aldı. 14 Yaşındaki Küçük Dansçı isimli heykeli en çok tartışılan eseri oldu. Bazı eleştirmenler heykeli dehşet bir şekilde çirkin bulurken diğerleri onu güzel buldular.

Hayatının son döneminde önemli bir ressam olduğu fark edilen Degas, izlenimciliğin kurucularından biri kabul edildi. Resimleri, pastel çalışmaları, çizimleri ve heykelleri ölümünün hemen ardından müzeler tarafından keşfedildi.

Pek çok ressam Degas’dan etkilendi. Bu ressamlar arasında Jean-Louis Forain, Mary Cassatt, Walter Sickert sayılabilir. Henri de Toulouse-Lautrec ise onun en büyük hayranıydı.

 Kaynak: wikipedia

Ara 292013
 

File:Die Gartenlaube (1883) b 005.jpgDEFREGGER (Franz VON), avusturyalı ressam (Stronach yakını, Ederhof, Tirol 1835-Münih 1921).

Piloty’nin öğrencisi olan bu sanatçı, özellikle Tirol bölgesi halk yaşayışından sahneler işledi. En tanınmış tablosu, Viyana müzesinde bulunan ve Napolyon ordularına karşı koymak için yaşlıların silâh altına alınışını gösteren Son Askere Alma kompozisyonudur. Eserleri Berlin müzesi (Tirollülerin Dönüşü) ve Almanya’nın bellibaşlı müzelerinde bulunur.

Ara 292013
 

Dosya:Giorgio de Chirico (portrait).jpgGiorgio de Chirico

Giorgio de Chirico (d. 10 Temmuz 1888 – ö. 20 Kasım 1978), diğer adıyla Népo, gerçeküstücü ressam. Volos, Yunanistan’da İtalyan bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Scoulo metafisica sanat hareketinin kurucusudur.

Hayatı ve Eserleri

yunanistan ve Floransa’da sanat eğitimi aldıktan sonra 1906’da Münih Güzel Sanatlar Akademisi’ne girdi. Burada Nietzsche ve Schopenhauer’in felsefelerini okudu, Arnold Böcklin ve Max Klinger’in eserlerini inceledi.

1909 yazında İtalya’ya döndü, önce Milano, sonra Floransa’ya yerleşti. Bu kentte “fizikötesi şehir meydanı” serilerine başladı. Haziran 1911’de Paris’e giderken Turin’de birkaç gün geçirdi. Bu kentin tonozlar ve piazzalardan oluşan yapısı, “fizikötesi” atmosferi, Chirico’yu çok etkiledi. Paris’te düzenlediği sergiler Pablo Picasso ve Guillaume Apollinaire tarafından fark edildi. Yine bu sıralarda resimleri satılmaya başlandı.

I. Dünya Savaşı’nda İtalya’ya döndü. Savaştan sonra eserleri tüm Avrupa’da sergilenmeye başlandı. 1924’te ilk eşi Rus balerin Raysa Gurieviç ile evlendi. 1928’de New York ve Londra’da sergiler açtı. 1930’da ömür boyu evli kalacağı ikinci eşi yine Rus olan Isabella Pakszwer Far ile evlendi. Birlikte İtalya’ya yerleştiler.

Chirico, en çok 1909 – 1919 arasındaki “fizikötesi dönem” eserleriyle ve bu eserlerde yarattığı duygu atmosferiyle tanınır. Ressam bu dönemin başında, parlak bir Akdeniz güneşinde yıkanan şehir manzaralarını konu almıştır, sonlara doğru ise tıkışık depolardaki manken benzeri hibrid figürleri konu etmiştir. Chirico ilerleyen yıllarda metafizik konuları bırakarak daha gerçekçi bir resme yöneldi. Ancak sonraki dönem resimleri metafizik dönemdeki kadar başarılı bulunmadı.

Chirico, 1925’te Fiziköteci Hebdomeros adlı bir roman yayımladı. Kardeşi Andrea de Chirico da Alberto Savinio adıyla tanınan bir ressam ve yazardır.

Etkisi

Yazar Guillaume Apollinaire, Chirico’yu övdü ve gerçeküstücülerle tanıştırdı. Ressam Yves Tanguy, Chrico’nun bir tablosunu bir resim galerisinde gördüğünde çok etkilendiğini ve – o güne kadar eline fırça almamış olmasına rağmen – resme başlamaya karar verdiğini anlatır. Chirico’dan etkilendiğini belirten diğer sanatçılar arasında Max Ernst, Salvador Dalí, René Magritte, ve Philip Guston bulunmaktadır. Chrico, gerçeküstücülük akımını derinden etkilemiştir.

İtalyan film yönetmeni Michelangelo Antonioni da Chirico’dan etkilendiğini belirten sanatçılar arasındadır. Antonioni’nin 1960’lı yıllarda yaptığı filmlerde kamera ıssız veya birbirinden uzak kişilerin bulunduğu kent mekanlarında uzun uzun dolaşır, filmin kahramanları ortada görünmez.

Fotoğraf sanatçısı Duane Michals’nun eserlerinde de Chirico’nun etkisi görülür.

John Ashbery, Chirico’nun romanı Hebdomeros için “muhtemelen gerçeküstücü romancılığın en iyi yapıtı” demiştir.

Kaynak: wikipedia

Eki 022012
 

original-sinCOXCİE ya da COXİE (Michiel), flaman ressam ve gravürcü (Mechelen 1499’a doğr. –ay. y. 1592). Van Orley’in öğrencisi olan Coxcie, 1531’e doğr. -1539 arasında Roma’da kaldı ve Raffaello’dan etkilendi. Hollanda’ya dönüşünde kendisine Flaman Raffaellosu lakabı takıldı. Felipe II’ nin ressamı olan sanatçı, dinsel tablolar, portreler, duvar resimlemeleri ve vitraylar yaptı.
-Oğulları Raphael (1540-1616) ile MİCHİEL de (1569’a doğr.-1616) ressamdı.

Eki 022012
 

Thomas Couture (21 Aralık 1815 – 30 Mart 1879), Fransız ressam ve resim öğretmeni.

Fransa’da Senlis Oise’de doğan Couture onbir yaşındayken ailesiyle birlikte Paris’e taşındı. Bu şehirde endüstriyel sanat okulu olan École des Arts et Métiers ve École des Beaux-Arts isimli güzel sanatlar okulunda eğitimine devam etti. École des Beaux-Arts’ta düzenlenen ve kazananın büyük prestij sahibi olduğu Prix de Rome yarışmasında altı kez başarısız oldu. Fakat, problemin kendisinde değil okulda olduğuna inanıyordu. 1837 yılında ödülü kazanmayı başardı.

1840 yılında, tarihi ve tür resimlerini Paris Salonu’nda sergilemeye başladı. Çalışmalarıyla pek çok madalya kazandı. Özellikle 1847 yılında yaptığı Les Romains de la décadence isimli başyapıtı büyük beğeni kazandı. Bu başarıdan kısa bir süre sonra Couture bağımsız bir atölye açarak resim eğitimi vermeye başladı.

Gelişmiş tekniği ilgi çeken ressam, 1840’ların sonu 1850’lerin başlarında, hem devletten hem de kiliseden duvar resimleri yapması için siparişler aldı. İlk iki siparişi hiçbir zaman tamamlayamayan sanatçının üçüncü çalışması eleştiriler alınca büyük üzüntü yaşadı ve 1860’ta Paris’i terk ederek doğduğu şehir olan Senlis’e döndü. Burada, genç ressamlar yetiştirmeye devam etti. 1867 yılında, fikirlerini ve metodlarını anlattığı akademik bir kitap yazdı.

Villiers-le-Bel, Val-d’Oise’de 30 Mart 1879’da vefat eden sanatçının cenazesi Paris’teki Père Lachaise Mezarlığı’na defnedildi.

Ressamın ünlü öğrencileri arasında Édouard Manet, Henri Fantin-Latour, John La Farge[1], ve Pierre Puvis de Chavannes yer alıyordu.

Related Images: