çağ

Haz 042012
 

İkame aşklar çağında yaşıyoruz. Her zaman yeri doldurulabilecek, kelebek ömürlü aşklar uçuşup duruyor ortalıkta.

Tıpkı bir süngerin suyu emmesi gibi; emip tüketiyoruz aşka dair tüm gerçekleri.
Tekinsiz hisler bir battaniye gibi örtülüyor duyguların üzerine.

Düz mantıkla çözülebiliyor sorunlar. Biri gider, biri gelir işte bu kadar basit ikame aşklar çağında ayrılıklar…

Aşk utanmış, bir köşeye gizlenmiş izliyor olup biteni. Zihinlerin karanlık odalarında hapsolmuş zavallı bir mahkum gibi esamesi okunmuyor artık kalplerde. Bakışlar saklamak için donukluğu şen şakrak maskeler giyinmiş.
Çetrefilli yollarda kayıp aşkın tekerlek izleri belli belirsiz…Seri cinayetler işleniyor aşk şehrinde.

Maktulu isimsiz, katili kimliksiz…Haysiyetsiz bir el uzanıveriyor kutsal olan tüm değerlere.
Bunalımların kısır döngüsünde şekilleniyor hisler. Yemyeşil bir örtü gibi küf tutmuş ikame aşklar çağının gözlerini.

Gerçek aşk saklanmış, kaçmış. Taklit aşkın boyutları öyle büyükmüş ki kaplamış nefret üfüren yürekleri…

Klavyenin tuşları üzerinde heyecanla dans eden parmaklar olmuş artık aşkın o eşsiz nidasının nişanesi.
Yalan dolanlar öylesi sıradanlaşmış ki, gerçeğe dair kırıntılar sırıtır olmuş tuhaf bir şekilde.
Herkes olağan olamayacak kadar mükemmel.
Bütün defolar mahzenlere kapatılmış bilgisayar başına geçince. Bu kadar yalanı barındıramayınca bünyesinde aşk kaçıp gitmiş kendi saf köşesine.
Ama aşkın yokluğunu; gerçek aşkın yokluğunu kimse fark edemez uzun bir süre.
Çünkü açılan her anlık ileti penceresinde yeni hikayeler yazılmış yazarlara şairlere taş çıkartarak hem de… Nokta koyabilmek öyle kolaylaşmış ki aşk ve aşık müsveddelerine, sil tuşuna tek bir basış yetiyor da artıyor bile.

Sureti bilinmeyen, teni hissedilmeyen, sadece anlattıklarıyla hayal edilebilen yeni bir sevgili eskisinin yerini alıyor hem de son sürat ile.
Sanal bir pencere açılmış aşkın efsunlu evine. Uçup gitmiş tüm gerçekler ipek bir şalın esintisinde.
Şehvet giyinmiş bedenlerin gölgesinde kalmış duyarlı sevdalar.
Ey aşk, nerdesin diye boşa seslenme. Utandı aşk, sıyrılıp gitti kendi bakir köşesine…

Cep telefonlarına düşen her mesaj aşka yeni bir tanım getirmiş kendince. İnanılmaz görünse de aşkı kıyısından köşesinden bile tanıyan belleklere… Sadece bir mesaj mesafesinde aradığınız aşk diye bir tümce doldu kulaklarıma reklam kuşağında dün gece… Sadece bir mesaj mesafesi.
Uğursuz yarasa kanatları tırmaladı kulaklarımı bir anda. Demek bu kadar basitti uğruna asırlardır destanlar yazılan, yokluğunda ağıtlar yakılan aşk. Birkaç tuşa dokundu mu parmakların işte karşındaydı.
Oysa bana böyle öğretilmemişti. Kimi zaman kainatın ışıl ışıl sarışın kollarıyla bile aydınlanamayacak; yaprak gibi titreyen bir alevde aranacak aşk. Boşuna mıydı asırlardır yüklenen anlamlar?

Utandı aşk, saklandı parmak ucu sevgilerinden…

Aşkın gerçek anlamı değil mi, ikame edilemezliği sevginin? Yerine başkasını koyamadığın için değil mi anlamı sevgilinin?
Bu kadar ucuzlarsa adına nasıl aşk diyebiliriz ki iki yüreğin arasında geçenlerin.
Eğer tek bir tuş yetiyorsa başlatmaya ya da bitirmeye aşk adı verilen hikayeyi, anlatacak bir şey kalır mı ki dillerde?

Bunun adı yaşlanmadan eskitmek aşkı şizofren bir hiçlikle. Sabun köpüğü bulaşmış gibi bir hisse ellerine, böyle büyük bir tutkuyu yaşayabilmek için çabalamak niye?
Yanıt veremediği için alışık olmadığı bu soru işaretlerine; acının kanatlarını siyaha boyayıp kaçtı, saklandı, utandı aşk karıştı geceye…

Ağulu bir cazibesi var belki ikame aşkların. Aşka yön veren acı duygusu kerpetenle sökülüp alınıvermiş yüzsüz bir rahatlıkla.
Yeri kolayca dolduruluveren hiçbir şeyin kaybı etkilemez insanı derinden. Kurmaca aşklar oturmuşlar baş köşeye.
Maskeler takılıverir, artık kanıksanmış yalanlar büyülü bir elbise gibi kelimelere giydiriliverir ve yeni ilişkilerin temeli tek bir tuşla atılıverir. Peki adı ne mi bu yaşananların?
Bana sormayın lütfen, mazur görün cehaletimi. Aşkın peşinden gidiyorum ben yolları dikenli de olsa. Arsız arsız sırıtan sahte duygular acıtıyor bildiğim anlamları.
Kaçan, saklanan, utanan aşkın izdüşümündeyim. İkna etmeye çalışacağım tek bildiğim dil olan yüreğimin sesiyle.

Kim bilir belki acır hala aşkın hem ağlatan hem güldüren iki ayrı yüzü olduğunu hatırlayıp yaşamak isteyen sevgililere. İkame aşklar hüzün barındırmıyor hiç. İzin vermiyor gözyaşlarının incecik süzülmesine.
Modası geçmiş bir ninniyle uyutmaya çalışıyor gamlı çelişkileri kulak tırmalayan sesiyle…
Yüzü kızarması gereken aşk değil; ikame aşklara kapılarını açan yüzsüz yürekler olmalı bence…
Hala aşka inancını yitirmemiş yürekler iğneli bir fıçıda mücadele ediyor ikame aşklar devrinde…

F.Bilgili.