dogru

Oca 142012
 

Genel doğrulardan kuşkulanmaz mısınız hiç? Doğruluğuna karşı çıkılamayacak kadar kesin görünen şahsiyetli doğrular…Genel doğrular… Asla vazgeçemeyeceğimiz genel referanslarımız… Onlara bayılırız. Toprağı bol olsun Aristo da çok severdi onları. Biz Aristo’yu da çok takdir ederiz. Bilhassa ‘aile’ ve ‘devlet’in gerekliliği üstüne söylemlerini, insanın karşısına güçlü kurumlar çıkması gerektiğine olan inancını yürekten destekler, onun ‘kurumcu’ yanını her zaman örnek alırız.

Biz duyduğumuz her genel doğruyu pek sorgulamadan onaylar ve onaylatmaya çalışırız. Bunun için de haklı nedenlerimiz vardır aslında. Doğduğumuz andan itibaren genel doğrularla beslenip büyütülürüz; tartışılamayacak kadar kesin doğrular…’erdemler’ ve ‘ilkeler’e sığınıp pompalanan genel doğrular, hayatımızın pusulası haline geliverir. Bazen içimizden biri çıkıp da, genel yanlışlardan söz edilmeyen bir dünyada bizi kuşatan genel doğrular üstünde durup düşünecek olursa, pusulayı şaşırdığını söyleriz.

Çok şükür her konuda genel doğrularla beslenip serpilmiş çok yerinde fikirlerimiz vardır. Bize konu verin, şipşak analizini yaparız. Senteze pek itibar etmeyiz ama analizi pek sever, sorunların adını hemen koyarız.

Ama buna rağmen neden canımız sıkkın hiç anlamıyorum!

Söylemler, yorumlar, yazılar, demeçler…Okuruz, dinleriz, izleriz, gayet doğru gelir bize. Aşkolsun ne kadar sağlam bir analiz, ne keskin bir kalem, ne isabetli görüşler diye düşünür hayranlık duyarız. Ama analiz tutkunu bu şahıslar, sentezsiz analize tutkun olduklarından, analizden başlayıp, analizde kalırlar çoğunlukla. Biz de şaşırıp dururuz; bu kadar doğru konuşan, doğru yazan, görüşü kuvvetli şahıslar var da neden hâlâ canımız sıkkın?

Bir sorun mu var?

Derhal bin bir çeşit televizyon programında analiz masasına yatırılır, enine boyuna incelenerek genel doğrular uygulanır ve sorunun iyileşmesi beklenir. İyileşmezse aynı operasyon, başka analizci genel doğrucular tarafından farklı masalarda, aynı yöntemlerle soruna uygulanabilir. Beklenen iyileşme yine gerçekleşmezse sorun çürümeye bırakılır ve zamanla unutulur sanılır. Ama çürümeye bırakılan hiçbir şey kendini unutturmaz. Yaydığı hidrojen sülfür kokuları çevremizi sarmaya başlar. Önce nedenini bilemediğimiz bir rahatsızlık duyarız belki, sonra acıya dönüşebilecek bir rahatsızlık…Çünkü genel doğrular, sorunlara çözüm getirmek yerine çoğunlukla kamufle eder onları. Her sorunun ayrıca kendine özgü bir çözümü vardır içinde oysa. Belki de genel bir kafanın, yaklaşmakta zorlanacağı kadar kendine özgü naif çözümler…

Bir buhrana kapılmış gibi durmadan analiz yapıyor, her şeyi enine boyuna inceliyor, keskin tespitlerde bulunuyoruz. Aslında biz her şeyi biliyoruz.

Peki, ama neden hala canımız sıkkın?

Sanki bir sağanak altındayız. Yağmur yağıyor, yağmur yağıyor diye bağrışıyoruz ama bu arada sırılsıklam ıslanıyoruz, hiç kimse şemsiye açmıyor. Doğduğumuz andan beri bize öğretilen genel doğrular, neden üzerimize yağanlardan korumuyor bizi?

Televizyon kanallarından, siyasetten, gazete köşelerinden, dergilerden, hayatın her köşesinden genel doğrular saldırıyor.

Ama neden biz yine de kendimizi bir türlü iyi hissedemiyoruz?

İnsan bir sistem içinde gönüllü olarak var olduğunda ve kendini ‘yeniden-üretme’ sürecinin dışında bulduğunda, genel doğrular vaaz eden, genel bir kafaya dönüşme tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir. Hangi disiplin, hangi üretim ya da duygusal durum içinde olursa olsun, insan kendini ‘ciddi’ye aldığı anda, bu dünyada durabilmesi için genel doğrulara sığınmak zorunda kalıyor çünkü.

Kendimizi daha az ciddiye almayı deneseydik, daha mı az canımız sıkılırdı acaba diye düşünüyorum.

P.Barısda