dünya

Haz 172013
 

imagesCA0DZVF4Yaşam dinamik ve geleceğe yönelik, sürekli devingendir.

Bugün dünden farklıyken, yarınlar da yaşadığımız günlerden farklı olacaktır kaçınılmaz olarak. Yarınlara ulaşma çabasındaki insanın bakış açısı, özellikleri ve uygulamaları da farklı olacakken; gelişmeler, değişikliklerle birlikte yaşamları yönlendirecektir.

Gelişme adına yarınlara hazırlanırken, planlama ve uygulamalar bireylerin tamamını kapsama alanına alarak genişleyebilmelidir.

Eğer bunu insandan başlayarak, insanlık olarak yapamazsak, gelecek tüm insanlığı kapsayamayacaktır.

Sorunlar ve koşulların gerektirdikleri arasından hangilerinin öncelikli ve zorunlu olduğunu belirlemek, çok da zor değildir.
İnsan ve insan adına yapılması gerekenlerin zorluk dereceleri, teorik olarak sıfıra yaklaştırılabilir. Bakış açılarından başlayabilir; amaç ve yapılacakları içeren bilgi-donanım-becerilerle bütünleştirilip, olmazsa olmaz insani özelliklerle tamamlanabilir.

Yapan ya da bozan, çevreyi kendince nedenlerle biçimlendiren canlı türü, insandır. Gezegenin efendisi insan… Akıllı ve düşünen, akıl ve düşünmeyle birlikte benzeri tamamlayıcı özellikleri, diğer yaşam örneklerine bırakmayan insan…

Yararcılığın tek yanlı, “ben” üzerinde hızla yükselen bakışı her geçen gün yayılmakta ve yaşamları alt-üst eden krizlerden krizlere sürüklemektedir, krizsiz yaşamayı amaçlayan insanlığı…

Yayılmacılık, ardına takılanların neredeyse geometrik olarak çoğalmasını, bu çoğalım da bazen sayısal üstünlüğün koşulsuz belirleyici olduğu yanılgısını öne çıkarmaktadır.
Sayısal üstünlüklere yüklenen koşulsuz belirleyicilik özelliği, amaçlara bağlı olarak tuhaf, hatta tuhaf ötesi uygulamalarla, sonuçlara neden olmaktadır.

İkinci bir dili bilmeyen uluslararası temsilcilerden, birkaç ilaç adı bilmekle doktor olduğunu zannedenlere kadar, hemen her meslek grubu ve uğraşıların arasında örneklerine sıklıkla rastlanmaktadır.

Bu rastlantılar giz değilken, belki ilgilenmeyip varlıklarını bilmeyenler(!) olabilir. Ancak örneklerin var olmadığı anlamına gelmez bu ilgisizlik ve bilgisizlik durumları.

Belki de varlıklarının bilinmesini ister “ben yaptım oldu” cümlesiyle; iz bırakmadan yok olup gitmek korkusunu kendisinden bile saklamaya çalışan, o çok bazı örnekler.

Böylece, kuşkusuz gezegenin en akıllı canlısının yolu bir olan aklı, yolunu şaşırır. Yolunu ararken ulaşabileceği her akılda arar yolunu…

Akıl yolunu arayıp öne, olması gerektiği yere çıkmaya çalışırken; akıllılar(!) çıkar öne, en öne. Ardına takılanların koşulsuz(!) itelemeleriyle yetinmeyip, yüreklendirmeleri arasında… Ki hemen her dönemin etkinlerini yüreklendirmeye çalışanların, çoğunlukla çıkarlarını korumaya ve olabildiğince çoğaltmaya çalışanlar olduğu da bilinen, ancak bilinmiyormuş gibileridir de aynı zamanda…

O akıllar, ısrarcı ve dayatmacı özellikleriyle doğru ve yanlıştan başlayarak, geniş anlamda yarınları gerektiği gibi planlayamayışların önündeki en büyük engeller olabilmektedir.

Örneğin yetersiz ve kısıtlı yaşam alanlarının art arda beton ve benzerleriyle plansız-programsız binalarla doldurulup otoparklara dönüştürülmesini; yalnız güncel hareketliliğini ölçü alarak gelişme olarak görmek, biçimle özü karıştırmaktır.

Otoparklarla benzerleri yeşil alanlara değil, insanların yaşam alanlarının ciğerlerine yapılıyor da demektir, aslında.

Ciğerleri olmayan insan için yaşamın anlamı nedir? O aşamada bu sorunun anlamı yokken, insan yaşamının doğrudan bağlı olduğu ciğerlerin insanlarca ve öyle pek de düşünülmeden art arda yok edilmesi, tam bir açmazdır.

Golf sahaları, oteller, oto parklar ve farklı amaçlar için binalarla insan uygarlığı için gerekenler, aynı kalmamak adına yapılacaktır elbette.

Sorun yapılmaları değil, yapıldıkları yerlerden başlayarak hangi amaçlar için ve nasıl yapıldıklarıdır, çoğunlukla.

Burada söz konusu olan çevre, genel olarak mavi rengin de yakınlarındaki, yeşil rengiyle öne çıkan alanlarla sınırlı da değildir. İnsan yaşamının bugünlere ulaşmasına izin verirken, gelecekte de var olabilmesi zorunlu olanların bütünüdür.

Yaşamın her alanındaki, yönetimden uygulamalara uzayan örneklerin çoğunluğu, düşünmeyip sorgulamadan ardına takılmaların “bana da ver, gerisini boş ver” çıkarcılığının haklılıktan uzak, amansız işbirliğidir.

Aynı kalmamanın, gelişme zorunluluğunun tek yanlı ve yönlü, dönüşsüz yolculuğudur.

Çok uzak olmayan gelecekteki bir gün, dünya kaynakları yaşamları karşılamada zorlanacaktır. Özellikle de kaynaklar ve nüfus dengelerinin örtüştürülemediği düşünülürse, gelecekte sıkıntılarımız daha da büyüyebilecektir.

Hoş bugün bile var olan kaynak ve olanaklar, insanlar arasında daha dengeli ve adil dağılmış, dağıtılmış olsaydı, yarınlarımıza daha iyimser ve insani bakabilecektik. Ancak ve ne yazık ki dünyanın kaynak ve olanakları, insanlar arasında dengeli ve adil dağılmamış, dağıtılmamıştır.

Daha önemlisi, etkin-yetkin olunca farklı olmayan çoğunlukların dengeler ve adil dağıtımlarla ilgilendiğini söylemek; en azından yaşadığımız günlerle yıllarda, özellikle de ülkemizde olanaklı değildir.

Bu durumda, kaçınılmaz olarak büyük evimiz gezegenimizin çok uzak olmayan gelecekte insanlık için yeterli olmayacağı söylenebilir.

İşte o günlerde, şimdiden yeni arayışların ardına düşenler, kendi kendinin sonunu getirmeyip, önleyemeyeceği bir felaketle karşılaşmadıkça; dünyanın da mikro bir parçası olduğu uzaya açılıp, yeni yerlerde yaşayabileceklerdir.

Araştırmalardan uzak, bilgi temelsiz ve bir anlamda yalnız biyolojik olarak yaşayanlar, onların arasında olamayacaktır.

Dahası, o günlerde artık zor yaşanılacağı düşünülen dünyadaki varlıklarını sürdürebilecekleri de kuşkuludur…

Kendisine yetenleri koruyup geliştiremezken, üretimleri unutup sürekli dışarı bağlı olmayı akıl zannedenlerin yaptıklarıyla yapmaya çalıştıkları, geri döndürülemeyecektir. Pişmanlık bile duyulamayacak ölçülerde hasarlara neden oldukları, o günlerde son kez görülüp, anlaşılabilecektir…

Söylenip-yazılması hoş olmayıp, duyulmak istenmeyen gerçekler görmeyi amaçlayan gözler önündeyken; belki insanlık tarihine onlar adına küçük bir not da düşülecektir: “Bir zamanlar yaşadılar…”

11 Kasım 2010, İstanbul
Ertuğrul Asım Öztürk

Haz 012013
 

imagesCARMCGN9Izdırabın sonu yok sanma , bu alemde geçer ,
Ömr-i fani gibidir , gün de geçer , dem de geçer ,
Gam karar eyliyemez hande-i hurrem de geçer ,
Devr-i şadi de geçer , gussa-i matem de geçer ,
Gece gündüz yok olur , an-ı dem adem de geçer ,

Bu tecelli-i hayat aşk ile büktü belimi ,
Çağlıyan göz yaşı mı , yoksa ki hicran seli mi ?

İnleyen saz-ı kazanın acaba bam teli mi ?
Çevrilir dest-i kaderle bu şu`unun filimi ,
Ney susar , mey dökülür , gulgule-i Cem de geçer ,

İbret aldın , okudunsa şu yaman dünyadan ,
Nefsini kurtara gör masyad-ı mafihadan .
Niyyet-i hilkatı bul aşk-ı cihan aradan ,
Önü yokdan , sonu boktan , bu kuru da`vadan
Utanır gayret-i gufranla cehennem de geçer .

Ne şeriat , ne tariykat , ne hakiykat , ne türe ,
Süremez hükmünü bunlar yaşadıkça bu küre
Cahilin korku kokan defterini Tanrı düre !
Ma`rifet mahkemesinde verilen hükme göre ,
Cennet iflas eder , efsane-i Adem de geçer .

Serseri Neyzen`in aşkınla kulak ver sözüne ,
Girmemiştir bu avalim , bu bedyi` gözüne.
Cehlinin kudreti baktırmadı kendi özüne.
Pir olur sakiy-i gül çehre bakılmaz yüzüne ,
Hak olur pir-i mugan , sohbet-i hemdem de geçer.

Neyzen Tevfik

Mar 092013
 

Bütün gel-gitleri, kaprisleri, küçük simarikliklari, korkulari, hercailikleri, hayal kirikliklari, asklari, terkedisleri, basarilari, basarisizliklari, kurnazliklari, safliklari, çocuk agizlari, sirinlikleri, küçük yalanlari, israrciliklari, vazgeçisleri ve kocaman yürekleriyle kendi olmaya çalisan kadinlari tanimak kolay mi acaba?
Bir kadini sevmekle baslar her sey ama, bir kadini tanimakla varilir hayatin sirrina, tadina.

Bir kadini tanimak istediginizde zor ama keyifli bir yolculuga çikarsiniz.
Onlar, dört mevsimi bir yürekte bulusturur. Bu yüzden sizi sürekli sasirtirlar.

Sürprizlerinin ardi arkasi kesilmez. Kadinlari anlamak için onlara benzemeye çalismak gerekir belki de. Kendi zekasini hatirlatanlari, deger verenleri sever, sevgisini göstermekten ürkmeyenleri bir de. Muson yagmurlari gibi yagarken aniden Sahra’da çöl firtinasi koparip, ardindan günes olup isitabilirler.

Sevgi arsizidir kadin. Verdiginden daha fazlasinii isteme bencilligini gösterecek kadar sevgi arsizi. Onun simaracagindan korkanlar, sevgiyi birlikte çogaltacaklarini bilmeyenlerdir.
Çünkü bir kadini tanimakla kanat çirpilir özgürlügün bütün maviliklerine. Caz ustasi Miles Davis, Kind of Blue koymustur bunun adini.

Kadin hem yaman bir ask avcisi, hem de engebeli yollarda kosan ask yorgunudur. Bir kadini tanimakla çikilir keyifli serüvenlere. Hayatla dalga geçmesini bilir çünkü kadin.
Tipki kendisiyle dalga geçmesini bildigi gibi… Tutkularin gücüne onunla tanik olunur. Göze alandir kadin.
Çekip gitmeyi, sahip olduklarından vaz geçmeyi, karsilik beklememeyi bilendir. Mücadele eder, kizar, bagirir ama hep seven bir kadini
tanimakla baslar her sey. Bir kadini tanimakla bitmez kadinlar. Çünkü hepsi ayri bir dünyadir.

Oğuzhan Akay.

Oca 052013
 

imagesCATXLSJL

Seni bildim bileli,
ey balçık dünya,
başıma nice belâlar geldi,
nice mihnet, nice dert.

Seni sırf belâdan ibaret gördüm,
seni sırf mihnetten, dertten ibaret.

İsa’nın yurdu değilsin sen,
yayıldığı yersin eşeklerin.
Nerden tanıdım seni bilmem ki,
nerden parçası oldum bu yerin,

Bana vermedin bir yudum tatlı su,
sofranı yaydın yayalı.
Elimi ayağımı bağladın gitti,
elimin ayağımın farkına varalı.

Bırak da bir ağaç gibi
yerin altından çıkarıp ellerimi
sevgilinin havasıyla sarmaşdolaş olayım,
uzayıp gideyim bâri.

Ey çiçek, dedim çiçeğe,
dedim, bu küçük yaşta sen,
neden ihtiyar oldun bu kadar,
dedim, nasıl oldu bu böyle?

Çocukluktan kurtuldum, dedi çiçek,
sabah rüzgârını tanıyalı,
hep yukarlara doğru çıkar
yukarlardan gelmiş bir ağaç dalı.

Şunu da söyledi çiçek:
Madem aslımı tanıdım,
madem yersizlik âlemi aslım,
artık bana tek bir şey düşecek:
Yücelip aslıma gitmek.

Sus yerter artık,
var git yokluğa haydi,
yoklukla yok ol.
Git, yokluklardan tanı
yokluktan var olanı.

Mevlana.

Eki 062012
 

Kırılgan bir dengedir bu umman,
İp atlayan ölüler çoğalıyor tarihin avuçlarında,
Gerçeğinde bir kara duman minik yüreklerin teninde,
Çatlamış topraklar kan çekiyor kan,
Üç beş kendini bilmezin elinde,
Tanıma beni ey dünya,
Benim oyuncağım,uçurtmalarım olmayacaksa,
Bombala beni ey dünya,
Kolum,ayağım bu toprağa basmayacaksa,

Sevdalım seslenecek bana dağların ardından,
Ve ben bir taş parçası,
Toz duman içinde başlayan bir savaşın,
Pamuk ipliğine bağlı bir kuklası kalacaksam,
Duyma beni ey dünya,
Çocuk aklımla ihanetse bana yaşamak,
Anlatma bana özgürlüğü,
Tanımlama,
Ben bilirim çektiğim acıları,
Ne bugünü,ne yarını,
Kalmayacaksa bana düşlerimin kalanı,
Yağmala beni ey dünya,
Bombala beni,

Kendi kendini zehirleyen bir gecede,
Korkulara salacaksan beni,
Ve geçip kameraların ardında,
Seyredeceksen beni,
Ağlama ey dünya,
Ağladıkça,
Gözyaşlarına boğma beni ey dünya,

Bir tarih atıp haberlerin başına,
Rant sağlayan kitapların sayfalarına,
Beş para etmez canımın hatırına,
Ve olmayan mezarımın kırılmış taşına,
Yazma beni ey dünya,
Anlama yaşadığım acıları Allah aşkına….

Birkan Askan.

Oca 162012
 

1942 yılında Adana’nın Kadirli İlçesinin Azaplı köyünde dünyaya geldi. Babası Mehmet, Van’ın Gevaş İlçesi’nin Avşar köyünden Hallac aşiretinden, annesi Hüsne ise Kayseri’nin Pınarbaşı İlçesi’nin Avşar Potuklu köyünden ve Avşar aşiretindendir.

Babası Van’dan 1914 yılında Kadirli’ye göç etti. Bu yöreye gelinceye kadar Osman Taşkaya’nın babası, Güneydoğu Anadolu’da çok güç koşullarda hayat memat savaşı verir. Hiçbir yerde mekan tutamaz. Sonunda Kadirli’nin Azapil köyüne yerleşir. İki kez evlenir. Fakat her iki eşi de vefat eder. Aşık Feymani’nin anası Hüsne’nin aşireti Avşardadaloğlular yazı Kayseri’de, kışı ise Çukurova’da geçirmektedirler. Yine bir kış, Çukurova’da geçirmektedirler. Yine bir kış, Çukurova’ya geldiklerinde Osman’ın babası Hüsne Hanım’la evlenir. Aşık Feymani dünyaya geldiğinde oğluna kendi babasının adını koyar.

Özgeçmişi hakkında bu bilgileri bize veren Aşık Feymani, aşıklığı hakkında şunları söyledi: “Küçük yaşta mecazi dediğimiz aşka tutuldum. Bu aşk 15 yaşıma kadar devam etti. Çoban Osman mahlasıyla şiir yazar, türkü söylerdim. 1964’ün sonbaharında ve 1965’in ilkbahar ve yaz aylarında birkaç kez rüyamda Nurani yüzlü bir zatı görmüştüm. Bana hep ”Feymani” diye seslenmişti. Bu yüzden bu adı mahlas olarak aldım. 1972 yılında evlendim. Üçü oğlan, biri kız olmak üzere dört çocuğum oldu. Halen Azaplı köyü’nde oturuyorum”. Aşık Feymani, 1966 yılında başlatılan Türkiye Aşıklar Bayramı’na 1968’den itibaren katılmaya başladı. Şiir ve atışma dalında büyük başarı gösterdi. Çeşitli ödüller kazandı. Daha sonra yurt genelinde yapılan Aşıklar şölenlerine de katıldı. Şiirlerinde tasavvufi deyişlere geniş yer verir. Çukurovalı aşıklar arasında büyük saygınlığı vardır.
Feyzi Halıcı..

BELLİ OLMAZ
Baki değil şu dünyanın ziyneti,
Ölüm kıyametin bir alameti
Yolcuya yıldızın, ayın alameti.
Karanlıkta bakmayınca bell’olmaz

Kimi yaşar birlik dirlik içinde,
Kimi nefse esir hürlük içinde.
İnsan hoş görünür varlık içinde,
Yiğit düşüp kalkmayınca bell’olmaz.

Zalimlerin bu dünyada nesi var?
Amma o dünyada endişesi var.
Kimin torbasında neyi nesi var,
Ağz’aşağı silkmeyince bell’olmaz.

Feymani kefinmiş servetin malın,
Hakka yakın eyler ahvalin, halin.
Sabrı var mı yok mu öğünen kulun,
Beliları ilkmeyince bell’olmaz.

* * * * * * * *

EVVEL
Var mıyıdım yok muyudum,
Şu alemde bundan evvel.
Az mıyıdım çok muyudum,
Şu alemde bundan evvel.

Gelen miydim, giden miydim ?
Yaprak mıydım, beden miydim?
Toprak mıydım, maden miydim?
Şu alemde bundan evvel.

Yürür müydüm adım adım,
Yine Adem miydi adım.
Ne yedim içtim yaşadım,
Şu alemde bundan evvel.

Ayna mıydım resim miydin?
Manamıydım cisim miydi?
Feymani’ye isim miydin?
Şu alemde bundan evvel.
* * * * * * * *
SORAN ÖĞRENİR
Her mücevher değerini bulmazdı,
Sarrafından ayar danışmasaydı.
Kerpiç yığılmayan bina olmazdı,
Ustası mimara yanaşmasaydı.

Köprüsüz dereden yolcu geçmezdi,
Kuş kanatsız olsa gökte uçmazdı.
Kamili, cahili kimse seçmezdi,
Oturup üç beş laf konuşmasaydı.

Hak olmasa dağlar yüce olmazdı.
Yük olmasa canlı cüce olmazdı,
Gündüz gündüz olur gece olmazdı,
Dağların ardına gün aşmasaydı.

Feymani her güzel yar edilmezdi,
Aşka düşmeyince zar edilmezdi.
Hayırlı, hayırsız kar edilmezdi,
Herkes mesleğine sınaşmasaydı.