necip fazıl kısakurek

Ara 262011
 

Bir genç kız, uyurken, bir kuş tarafından sarayın penceresine bırakılır. Rüyasında ona, şehzadenin başında kırk gün, kırk gece bekleyeceği ve sonra da muradına ereceği söylenir. Uyanır kırk gün kırk gece bekler. Son gece, bir korsandan, sattığı bir cariyeyi, bie elmas vererek kurtarır. Birbirlreine hikayelerini anlatırlar. Cariye, yalancı ve haindir. aslında korsan da ondan kurtulmak istemiştir. Genç kız da hikayesini anlatır. “Kırk gecedir bu saraydayım, bu günün akşamına doğru şehzadenin uyanacağını umuyorum. Sen biraz başında bekle de, ben kırk gündür hiç bir yanını göremediğim sarayda biraz gezeyim” der. o gittikten kısa bir müddet sonra şehzade uyanır. Şehzade, ağır bir hastalığa yakalandığını, ölmek istemediğini ve ona, “Yalnız kırk gün kırk gece için öleceksin” dendiğini anlatır. Uykusunda, kendisini kırk gün kırk gece bekleyen genç kızla evlenmeye söz vermiştir. Şehzade “Ey rüyalarımın kızı, beni burada kırk gün kırk gece bekleyen sen miydin?” diye sorunca, cariye “Seni ben bekledim” der. O esnada gelen gen kızı cariyesi olarak tanıtır.

Sultan, muhteşem bir düğün yaparak cariye ile evlenir. Cariye genç kıza sürekli eziyet etmektedir. Onu kırk katırla, kırk satırla cezalandırmak için bahane aramakta, fakat bulamamaktadır. Genç kızı Zebellahi denilen bir insan azmanı ile evlendirmeye çalışmaktadır.

Bir gün sultan gemi ile hacca gider. Genç kızdan ne hediye istediğini sorar. Kız “Sabır taşı” der. Sultan, mercimek tanesi büyüklüğündeki sabır taşını getirir. 

Kız, bir gün başından geçenleri sabır taşına anlatmaya başlar. “Sen olsan dayanabilir miydin” der. Sabır taşı, kız anlattıkça şişer, büyür, sonunda çatlar.

Şehzade bütün olanları kapının anahtar deliğinden görür. Baştan beri gözünün tutmadığı cariyeye mütkiş öfkelenir. Şehzade: 

-Başka tek söz istemiyorum, der. Ya kırk katır, ya kırk satır! 

Cariye yine yüzsüzlük yapar ve inciler, ipekler, atlaslar yüklü kırk katırla ülkesine gönderilmek ister. Sultan, kırk katırın kuyruğunda parçalanma emri verecektir ki, genç kız söz ister. 

-Efendimiz! Sizden bi dileğim var!

-Dileğin, dileğim olsun!

-öldürmeyin sultanım! Ona kırk katır verin! Katırlar, ipek, sırma ve inci yüklü olsun! her gittiği yerde “İşte sultan böyle olur desinler!

***

Necip Fazıl KISAKÜREK
( ALLAH, RAHMETİ SONSUZDUR. BİZE BİZİM KÜÇÜKLÜĞÜMÜZE, GÜNAHLARIMIZA GÖRE DEĞİL, ŞANINA VE ONUN HAKKINDAKİ ZANNIMIZA GÖRE MUAMELE EDECEKTİR. GEDALARINA, KULLARINA, KÖLELERİNE SULTANLIK PAYESİ VERECEKTİR. HAKİKİ SULTAN O’ DUR VE HAKKINDA “SULTAN BÖYLE OLUR” DEDİRTECEKTİR…)